Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Ana Tanrıça Toprak (Toprak Ana Sembolojisi)

Ana Tanrıça Toprak (Toprak Ana Sembolojisi)

“Tellus, kutsal tanrıça,

Yaşayan Doğanın Anası,

Gıdası yaşamın,

Sonsuz dürüstlükle cezalandırılıyor ve ödüllendiriliyorsun,

Yaşam bizi terk ettiğinde,

Sığındığımız sensin

Çünkü dağıttığın her şey bağrına döner.

Haklı olarak tanrıların anası diye nitelendirildin

Değil mi ki sen dürüstlüğünle

Tanrıların gücünü kazandın

Sen gerçekten de tanrıların ve halkların anasısın.

Değil mi ki sensiz hiçbir şey gelişemiyor ve var olamıyor

Sen tanrıların arasında en güçlüsün.

Sen kraliçesin, Tanrıçasın.”

Eulogie (M.Ö.II. Yüzyıl)

En eski zamanlardan beri, Toprak insanlar tarafından Ana Tanrıça olarak algılanmıştır. Derin bir benzeşim O’nu, besleyen, yaşam veren, iyileştiren, tedavi eden dişiliğin gücüne bağlar. Aynı zamanda O, ölümü sağlayan ve onu bağrına basandır. Böylece o, hem beşik, hem nazardır. Yaşamın ve mevsimlerin iniş-çıkışsal ritmini düzenleyen, yaşamın yeniden canlanmasını ve gizlerini, böylece de ölümsüzlüğü sinesinde barındıran da odur.

Kadın olarak üç farklı görünümü vardır: Genç kız, anne ve yaşlı kadın. İlkbaharda çiçekli, kabul edici, yaz sonunda olgun meyve taşıyıcısı, kışın yaşlanmış kuru ve sert toprak… Ölümün gizi her zaman yeniden doğuşun ve canlanışın filizlerini kendi içine taşır. Yaşamın ilmiklerinin sonsuz dokumasından oluşan çevrimsel sürecin sonunda, ölümün ve yaşlılığın derinliklerinde Doğa bir kez daha yeniden yeşerir; Hades’ten olma güzellik ve yaşam dolu genç tanrıça Proserpina’nın yumuşak yüzüne dönüşür.

ÇAĞLAR BOYUNCA TANRIÇA

Tarih öncesi dönemlerde, büyük tanrıça yaşamın yeniden dölleyicisi (yaratıcısı), üretme gücünün merkezi olarak temsil edilmiştir. O, doğumun ve üremenin gizini elinde tutar. Yontma Taş Çağı (Paleolitik) insanı için o, ölümün ve yaşamın gizlerini yöneten ana figürdür. Ana Tanrıça her şeyin bağrında yaşam bulduğu verimli bir Topraktı. Mezarlarda, toprak rengi, kabuklu deniz hayvanları ve fetüs pozisyonu, ölüyü, koruyucu büyük Tanrıçanın huzuruna kabul edilmeye hazırlar.

Avcılığın ve toplayıcılığın yerine geçen tarımın ortaya çıkmasıyla giz, bitkiler dünyasına aktarıldı: Toprak Ana, zamanı geldiğinde topraktan çıkacak, geleceğin ürünlerinin tohumlarını barındıran ana bağrını simgeliyordu.

Hayvanların evcilleştirilmesi ve yetiştirilmesiyle, erkeğin üreme sürecindeki rolü daha belirgin olarak oraya çıktı. Böylece de Ana Tanrıçanın oğlu, sevgilisi, erkek kardeşi, ya da eşi olan bir erkek partneri oldu. Ancak erkek her ne kadar dölleyici ise de tanrıçaya göre ikincil bir konuma sahipti. Gök Baba olarak, geri planda zamanı ve yağmuru yöneten, fırtınalar ve kasırgalarla gücünü gösteren, şimşekler ve yıldırımlarla insanlara kendini belli eden üstün bir varlıktı; Erkek egemen toplumlarda giderek daha çok önem kazanan aşkın olanın kişiselleştirilmesi halini aldı. Böylece Zeus, Atum Ra, Yehova, Gök tanrılarının Uranüs ile ilgili kütlelerinin lehine Yer tanrıçalarının kitonyen* kültlerini tahtlarından indiren mutlak hükümdarlar olur.

Modern çağlarda Tanrıça ve Doğa bilimin akılcı tanrısı tarafından oldukça derinlemesine incelendi. Eski dünya görüşü toprağı, yaşamı içsel bir güçle taşıyan ilksel bir anne, bir varlık, canlı bir beden olarak algılıyordu. Hıristiyanlık vücutsuz, maddesiz, dolayısıyla aşkın görünümü öne çıkarttı.

Her ne kadar Rönesans bilginleri bilgilerini geleneksel simya temellerinden hareketle ilerlettiyseler de, çoğunluk için Doğa parçalanacak bir mekanizma, sonuç olarak soyut bir düşünce haline dönüştü.

20. yy.’ın sonunda kendimizi parçalanmış, atom bombası patlamalarının yaydığı radyasyonun etkisinde kalmış, bin parçaya bölünmüş ve her yönden tehdit edilmiş bir doğa ile karşı karşıya buluyoruz ve o ölü gibi algılanmaya devam ediliyor.

Gaia hipotezi, kaynağını en eski mitolojik tanrı ve tanrıçalardan alan, tüm gezegenimizi tehdit eden sorun olan acil ekolojik sorunla yüzleşmek üzere ortaya çıkmıştır. Bu hipotez, toprağı, kendi kendini düzenleyen canlı bir sistem, bağrında karşılıklı alışverişin ve işbirliğinin hüküm sürdüğü bir makro-organizma olarak kabul eder. Sinerji (organlar arası işbirliği)onu oluşturan mikro ve makro-organizmaların dinamik bir denge içinde, her biri kendi ekolojik yuvasında olduğu ölçüde işler.  Global düzen eskilerin Yunanca Theos olarak adlandırdıkları evrensel zeka sayesinde bir çok farklılığın uyumlu ve tutarlı bir Tekliğin içinde barınmasına izin verir. Bunun içindir ki onlar, toprağın salt bir fiziki gövdeye değil, aynı zamanda bir ruha yani bir duyarlılığa, bir tine ve kendine özgü bir zekaya sahip olduğunu kabul ederlerdi.

Bu Toprak-Doğaya yeni bir gözle bakabilmemiz için değişik kültürlerde ve zaman içerisinde üstlendiği farklı işlevleri incelemeliyiz. Verilecek örnekler asla dar kapsamlı olmayacaktır çünkü aynı işlevler başka yerlerde bulunabilir. Bu, büyük tanrıça örneğinin evrensel olduğunu kanıtlar.

İnsanlık sembolik düşünce tarafından ifade edilen doğrudan bilinç kapasitesini yitirdiğinde, Mısır bilgeliğinin bildirdiği, “Bilgelik sözlerini aklıyla dinleyen ve onları hiçbir zaman içselleştirmeyen asla huzur bulamayacaktır…” gerçeğiyle baş başa kalacaktır. O halde büyük tanrıçanın gizemine yüreğimizle yaklaşalım.

BÜYÜK TANRIÇA’NIN İŞLEVLERİ

Gaia genitrix, verimliliğin kitonyen tanrıçası: Eski Yunanlılar için tüm zamanların başında Gökyüzüne yani Uranos’a hayat veren; Yer Tanrıçası Gea ya da Gaia’dır. Daha sonra bunlar sayısız tanrı ailesini doğuran ilk çifti oluşturur.

Topraktan meyvelerin çıkmasını sağlayan bu güce teşekkür olarak eski Yunanlılar, ona topladıkları meyveleri sunarlardı. Sınırsız doğurganlığı nedeniyle kutsanmış Toprak, her şeyden önce tüm yaşamsal güçlerin toplanma yerini ve kozmik olaylarda olduğu gibi, anneliğin ve yaşamın değişik tezahürlerinin yaratıcısı olma durumunu temsil ederdi.

Tanrıça bir erkek partnerle birleştirildiğinde Demeter olarak yeniden konumlandırılırdı ve Gök ile Toprağı temsil eden ilk çift Gök-Baba  ve Toprak-Ana: Uranos ve Gaia oldu.

Demeter ve Proserpina, ölümsüzlüğün ve besleyici buğdayın tanrıçaları: Demeter büyük bir olasılıkla Helenitik dönem öncesi bir buğday tanrıçasıdır. Bitkilerin bir yıl boyunca ölüm ve yeniden doğum çevrimleri, Demeter ve kızı Persephone’un kutsandığı Eleusis gizemlerini esinlemişti. Persephone’un, onu annesinden ayıran Hades’in eşine dönüştüğü yer altı dünyasına yıllık inişinin kutlamaları aracılığı ile bu misterlere katılanlar, karmaşık bir ritüelle yaşamın, ölümün, yeniden doğuşun ve tüm değişimlerin ötesinde ölümsüzlüğün bilincine varma sırlarına ererlerdi.

“Ölülerin Kadını” olarak Dağ-Ana, kendi sakinlerini olduğu kadar üst bölgeleri de koruyan ve uğursuz yer altı bölgelerine hükmeden kitonyen bir tanrının nitelik ve işlevlerini birleştiriyordu.

Mısırda ise “Batı Dağının Kadını” olarak TEB’de ölüleri karşılayan ve Tanrısal yeniden doğuşu sırasında Firavun’u besleyen Tanrıça Hathor’u buluyoruz. Batının dünyası ve yer altı dünyası, yeni günün ufkunda gençleşmiş ve güçlenmiş olarak yeniden doğmak için geceleyin sessizlik içinde yaşamın hazırlandığı kitonyen güçlere bağlıdır.

Yunan tapınaklarında Omphalos* ya da dünyanın merkezi hem doğuşun, hem de Toprağın sembolüydü. Kaos’dan doğan kutsal dağı temsil eden yükseklik, Yer ve Göğün, dünyanın merkezinde buluşma yeriydi. Tanrıların ikametgahları orada bulunuyordu: Mısır’da Heliopolis, Yunanistan’da Olimpos Dağı,  Hindistan’da Sina Dağı ve Meru Dağı vb.

Hayvanların Sahibesi rolünde tanrıça; kırsal yaşam ve avla özdeşleştirilmiştir. Küçük Asya’da ve ya Girit’te aslanlar, grifonlar, boğalar, keçiler, koçlar hatta köpeklerle birlikte görünür. Daha sonra Yunan Tanrıçaları arasında Artemis bu rolü yeniden üstlenir. Doğa’nın tüm yaratıkları onun çocuklarıdır. Bu nedenle Efes Artemis’i göğsünden tüm canlıları beslerken tasvir edilmiştir.

Ormanların ve Köylerin Ana Tanrıçaları: Vedalardan en eski tanrılar, Yunan Zeus’unun atası Gök-Baba Dyaus Pitar  ve Toprak-Ana Prithivi’dir. Toprağı dölleyen bir boğa olarak canlandırılmıştır. Bütün yaratıklar onların birleşmesinde doğacaktır. Toprağın, insanların koruyucusu, “kötülüklerden arınmış, barınak olarak zengin, iyi dilekli olması” arzu edilir. Rig-Veda ölülerin “bir genç kız gibi yün yumuşaklığındaki iyi Toprak-Ana” ya dönmeleri gerektiğini söyler.

Toprağın kutsal karakteri, bütün Hindistan’da her zaman temel inanış olarak kalacaktır. Her köyde Ana-Tanrıça pek çok isim taşıyan divmite koruyucu ilahiyettir. Bazen ondan korkulur çünkü hastalık, ölüm, kıtlık ya da kısırlık getirebilir; bazen iyi dileklidir, kötü etkileri kovar ve dölleyici enerjisi gereği bereketi yayar. Erkek öğe pasif bir rol üstlenir. Doğa üstü düzene ve doğa güçlerine otoritesini uygulayan tanrıçadır.

Ormanların Ana Tanrıçaları çok basit bir kült kabul ediliyorlardı: Oradan gelip geçenlerce tapınağının ana sunağına atılan bir taş. Rig-Veda‘da orman tanrıçası, “Hayvanların Sahibesi” olarak anılan Aranyani, endişe verici bir sessizliği bozan garip ve uğursuz binlerce gürültünün duyulduğu, besince zengin ormanın bütününü temsil eder.

Her hasattan sonra yıpranmış toprak, kurbanlar, danslar ve dölleme ritleri ile yeniden canlandırılmalıdır. Bu nedenle, tanrıçanın bereketli olması için kutsal bir evlilik yapması gerekir. Topraktaki ekim çizgileri dişilik organıyla, oraya ekilen tohumlarda erkeklik tohumlarıyla özdeşleştirilmiştir. Öte yandan verimsiz topraklar için Anglosaksonlar’ın kullandığı eski sihirli sözcükler der ki: “Selam toprak, insanların annesi, tanrı kucaklarken bereketli ol, insanların kullanımına bol meyve ver.”

Eşil de: “Kutsal gökyüzü, toprağa nüfuz etmek arzusunu, birleşmenin tadına varma isteğini taşır; Gök-Koca’nın yağmuru toprağa bir öpücük gibi iner ve birleşmenin çiğleri altında ilkbaharın yapraklanması tamamlanırken, Demeter’in yaşamının meyvesini ve otlayarak giden sürüleri ölümlüler için hazırlar.”

Gizemlerin Anası: Tanrıça kültü, Batı Asya’da, Hindistan’da, Akdeniz’in Doğu Havzasında, Girit ve Greko-romen dünyasında hızlı bir şekilde gizemler dini olarak belirdi. Amaçları Büyük Ana ve sadık izleyicileri arasındaki birliği, kendinden geçirici kültlerle kutsamak ve birlik duygusuna yeniden ulaşarak tüm yaşamın kaynağında onu pekiştirmekti. Bunlar insanın temel gereksinimi olan, tüm yaşamı kaynağına doğru geri götüren temel kozmik birliği yeniden bulmanın ifadeleridir. İlkbahar ritleri kış uykusundan sonra yeniden doğuşun gizemini anlatırlardı. Her ne kadar Mayıs kutlamaları başlangıçtaki anlamlarını kaybettilerse de Paskalya, ölümün ötesinde yeniden doğan yaşam temasını yenilemesiyle, bayramların kraliçesi olarak kaldı.

GAIA’NIN DÖNÜŞÜ

Medeniyetin ve bininci yılın sonu olan yüzyılımızın bitimine doğru, belli belirsiz, soğuk ve karanlık yeni bir kışın dünyaya yayılmakta olduğunu hissediyoruz. Ölümün güçleri baskın geliyor ve Toprak Ana’mız tarih boyunca olduğundan daha fazla bir şiddetle yağmalıyoruz.

Toprak Ana’ya bakışımızı değiştirerek, O’na ondan koparmaya çalıştığımız değerlerin ötesinde var olma onurunu geri vermek sadece bize bağlı. Bugün Toprak Ana ile aramızda derin ve karşılıklı bir bağlılık olduğunu anlıyoruz. Bu çok eski ve derin ortak aidiyet duygusunu besleyici ve cömert, Tanrıça Ana’nın bağrında yaşayan tüm varlıkları ve insanları birbirine bağlayan biricik kökü yeniden ortaya çıkartmanın zamanıdır.

Eğer Doğa’ya sadece gözlerimizle değil, yüreğimizle bakmayı yeniden öğrenirsek, kendimizi yeniden, Evrensel Varlığın kaynaklarıyla birleşip, gerçek dünyada yeniden doğmak üzere görüntüler dünyasında ölmeyi kabul etmiş olanlara göğüslerinde çok eski bilgeliği taşıyan Sophia (Bilgelik) aşıklarına, filozoflara dönüştürebiliriz. Böylece eski Bilgelik yeniden doğabilir ve eski Misterler, her varlığı kardeşimiz olarak kabul eden çok daha geniş bir görüş açısıyla yeniden yaşayabilirler. Bunun için Delphi formülünü tersine çevirmek ve “kendimizi tanımayı öğrenmek için kendimizi başkasında ve Doğada yeniden tanımayı” öğrenmeliyiz.

Anamız Gaia ve insanlık için, yeni bir ilkbaharın çiçeklenmesini ve yeni bir ufkun doğuşunu getirecek olan bir meydan okumayı göze almaya hazır mıyız?

Laura WINCKLER

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı: 19

Fransızca’dan çeviren: Erol KARACA

Dipnot:

Kitonyen: (Eski Yunanda chton): Gök veya cennet tanrılarına karşıt olarak yer yüzü tanrılarına bağlılığı kabul eden din.Aynı zamanda yeryüzü ve onun bereketi ile ilgili mitler, ritler ve kültler de kitonyen olarak adlandırılır.

Omphalos: Yunanistan’daki  Delphi  Tapınağı’nda bulunan ve dünyanın merkezi olarak bilinen taş.

Kaynakça

*Yaşayan Doğanın Ana Tanrıçası,

Adéle Getty, Seil Yayınları 1992

*Dinler Tarihinde Ana Tanrıça Kültü,

E.O.James, Le Mail Yayınları

By | 2017-07-22T22:16:02+00:00 Mart 16th, 2017|Categories: Mitoloji-Din, Semboloji|0 Comments