Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Antonio Gaudi

Antonio Gaudi

Yaşadığı dönem Kraliçe II. Isabella’yı tahtından indiren Karlist Savaşı, Cumhuriyet ve XII. Alfonso’nun krallığına sebebiyet veren devrimlere, bununla birlikte Akdeniz’de önemli bir liman şehri haline gelen Barcelona’nın ticari ve kültürel gelişmesine denk gelir.

1869’da, yaşadığı çeşitli iniş ve çıkışlarla beraber, mimarlık okumak için Barcelona’ya taşınır. Mimarlık yüksekokulunda Manuel Milla ve Fontanals tarafından verilen mimarlık estetiği ve tarihi dersleri ile birlikte edebiyat fakültesinde felsefe ve tarih felsefesi dersleri de alır. Bu dönemlerde araya askerlik ve başka sebepler girdiği için okulu sekiz yılda bitirebilir.

Gaudi’nin ilk mesleki çalışmalarına baktığımızda aşırı süslü Victoria dönemini görmekteyiz. Bununla birlikte Ortaçağ mimarisine büyük bir hayranlık duyar ve Neo-Gotik mimari tarzını ilk eserlerinde kullanır. Kullandığı bu tarza rağmen, Gotik’in kaçınılmaz öğelerinden biri olarak kabul ettiği uçan payandaları kubbelerin ağırlığını çekmek için basit bir değnek olarak görüyordu ve küçümser bir ifadeyle bunlara değnek diyordu. En büyük isteği bu değneklerden bağımsız olarak bir bina inşa etmekti. (İlk belirtileri Mila evi ve diğer eserlerinde farkedilen parabolik kemerlerin çıkış eğimlerinde görmekteyiz.) Gaudi aynı zamanda Endülüs, Hint ve Mısır sanatı ile ilgileniyordu ve bu etkileşim bazı eserlerinde Mudejar stilini çağrıştırıyordu.

Öğrenciliği döneminde hayatını kazanmak için çeşitli işler gerçekleştirir, yaptığı bu çalışmalar gelecekteki iş yaşamında kendisine yardım eder. Zaten kendi yaratıcı kapasitesini geliştirmek için zanaatkarlar ve sanatçılar yanında diğer mimarlar için çalışmaktadır. Bu şekilde okulunu bitirinceye kadar yanında kaldığı, Barcelona Belediyesi’nin eserler hocası Manstre Menstres ile çalışır. Bu dönemlerde Manstre Menstres’in sayısız projelerine iştirak etmiştir. Bunların arasında “bedenler için akciğerler ne ise şehirler için bahçeler odur” sloganı ile sunulan şehir parkı proje yarışması ve Barcelona’nın ilk metalik yapısı olan Borne Çarşısı’nın projesini sayabiliriz.

Diğer mimarlar için iş yaparken, çok yetenekli bir zanaatkar olan Edualdo Punti ile de çalışmıştır. Edualdo Punti ferforjede, marangozlukta, cam işinde ve sanatsal endüstrilerde uzman bir kişiydi. Bu atölyecilerin yanında şehir parkının dekoratif eserleri için çalışan heykeltraş, modelist ve süslemeci olan Lorenzo Matamala Pinyol vardı. Gaudi’nin gelecekteki birçok eserinde en büyük destekçisi olan Esubio Güell’le tanışması yine bu atölyelerde gerçekleşir. Bu şekilde başlayarak Güell’in 1918’deki ölümüne kadar bir ilişki kurulmuştur. Atölyelerde alçı modellerle, kraliyet meydanı ve kraliyet sarayı için sokak fenerleri kalıbı yapımında çalışmıştır. Bundan dolayı Gaudi, kamu ve kentsel aydınlatmaya uzanan bir arşiv oluşturur.

Gaudi mimariyi, ışığın, polikromiğin, sesin, mozaiklerin, çok renkli seramiklerin; yani daha önce hiçbir mimarlıkta kullanılmayan ya da daha sonra yapılan mimarlıkla hiçbir ilgisi olmayan ışığın kaynaştığı integral bir sanat olarak görüyordu. Doğayı her zaman yaratıcının bir eseri olarak değerlendiriyor ve çalışmalarında tekniği aşan bir spiritüelliği eserlerine katıyordu.

Bazı doğal ya da dinsel simgeler dışında Gaudi’nin yapıları, temelde strüktürlerini ve malzemelerini açıkça yansıtmaktaydı. Barcelona’daki Bell Esguard villası (1900-1902) ve Güell Park ile (1900-1914) kentin güneyindeki Güell Şapeli’nde (1898-1915) “dengelenmiş” (içeriden ya da dışarıdan hiçbir destek öğesi olmadan kendi başına ayakta duracak şekilde tasarlanmış) bir strüktür geliştirdi. Atölyesini ziyaret edenlere bazen şöyle soruyormuş: “Kendi idealime nerede rastladım biliyor musunuz? Ayakta duran bir ağaç kendi dallarını tutuyor ve bunlar da daha küçük dalları ve bunlar da yaprakları… Ağacın her kısmı kendi içinde.” Bu tanımlada bahsedilen şey, sistemin başlıca elemanları eğik gelen yükleri aktarmak için kullanılan ayak ve sütunlarla ince kiremit levhalardan oluşturulmuş hafif tonozlardı. Güell Şapeli’nin kubbesi bu ilke doğrultusunda, eğik sütunlarla oturtulmuştur. Gaudi bu dengeleme sistemini Barcelona’da Casa Batllo (1904-1906) ve La Pedrera (Taş Ocağı) diye anılan Casa Mila’da uygulamıştır.

Casa Mila, büyük bir kaya kütlesinin içine oyularak oluşturulmuş gibidir. Yükler, taştan kolon ve kirişlerle taşınır, duvarların hiçbiri taşıyıcı değildir. Tümüyle eğridirler ve dalgalı çizgilerin egemen olduğu evin her iki katının da gerek kütleleri, gerek cepheleri dağlarla denizin buluşma yeri olan Katalonya doğasına göndermeler yapar gibidir.

Gaudi’nin en büyük ve en çok bilinen çalışması La Sagrada Familia (Kutsal Aile) katedralidir. Bu çalışma onun yaratıcı zekasının ürünü ve Barcelona’nın dünyaca bilinen sembolüdür. Gaudi bu görevi 1883 yılında üstlenmiştir. Bu projeye öncelikle Neo-Gotik proje tarzında 1882 yılında F. Del Villar tarafından başlanmıştır. Bu yapı sembol kompleksi, inancın görsel açıklamaları ile onun bütün mimarlık bilgisinin bir sentezidir. Façadelerde ölüm ve yaşam figürleri, 18 kulede on iki havari, dört evanjelist ve Bakire Meryem ile İsa sembolize edilmiştir. Bu sonuncusu en uzun kuledir (yaklaşık 170 m). Bu kilise Gotik basilika temelinde 5 kilise, bir transept, bir yarım kubbe ve bir ambulatory’den inşa olunmuştur. Gaudi, La Sagrada Familia’nın merkezi omurgasında çok otantik bir sütunlar ormanı yaratmıştır, model süslemeciliği doğal şekillerden almış, fakat süslemeciliğini saf bir şekilde korumuştur.

Gaudi doğa yüzeyinin altında eylem gösteren güçler olduğunu düşünüyordu ve gördüğümüz şeyin kesin olarak bu enerjinin dışa doğru bir yansıması olduğunu belirtiyordu.

Kendisini çağdaşlarından ayıran pragmatik bir mimardı. Plan ve masa üzerinde çalışmıyor, her zaman işte hazır bulunuyordu ve işçilerle tartışıp düşünüyordu. Çizimleri empresyonistlerin çizgilerine benziyordu.

Gaudi’nin alışıldık malzemesi tuğlalarla yuvarlak ve değişik değişik geometrik şekillerde sütunlarla dikkat çekiyor. Bu malzemeyi kendisi bazalt bloklarla ve desbaster taş bloklarla tamamlıyordu. Blokların birleşme mekanlarında kurşunla karışmış ortaçağ öğelerine geri dönüyor, desteklenmiş kemerler tekrar ortaya çıkıyordu. Buna örnek olarak Bellavista evindeki çok güçlü binada bulunan kulede ortaçağ stilini yansıtmıştır. Bina façadesinin organizasyonu uzaktan ortaçağı hatırlatır; binada burç şeklinde bir güçlendirici kullanılmış, bu şekilde üst tarafın güvenliğini sağlanmıştır. Bu bina, Katalonya’nın filizlendiği zamanlara ait bir hatıranın anıtı olarak anılmalıdır. Giriş kapısındaki mozaiklerde, bazı tarihi sembolik şekiller görülebilir. Merkezde iki mavi balık vardır  ve bunların her birinin üzerinde o dönemde Barcelona’yı temsil eden büyük deniz imparatorluğuna atıfta bulunan sarı bir taç bulunur.

Gaudi ateşli bir ekip çalışması savunucusuydu. Ona göre “çalışma işbirliğinin ürünüdür ve bu da sadece aşka dayanıyorsa mümkündür.” Gaudi asla doğuştan bir teorisyen değildi. İnandığı şey, bir mimarın ödevinin büyük projeler yapmak olmadığı, ama projelerini pratiğe taşımak olduğuydu. Bütün eserlerinde otantik anahtarlar olan semboller kullanmıştır. Örnek olarak Güell Parkı’na girişte, anıtsal bir çeşmede görülen bu sembollerden bazıları şunları göstermektedir:

Seramik parçaları ile yapılmış ejderha, bütün kültürlerin mitosunda yer alan pitonu (yer altı sularının bekçisi) simgelemektedir. Bu ejderhanın biraz üstünde yağmur suyu toplayan 12 ton hacminde bir su deposu vardır. Biraz yukarısında bulunan bir sütun yardımıyla Gaudi, yılanın başı ve iki renkli yiv aracılığıyla Katalonya armasına atıfta bulunur. Aynı basamaklar geçmiş zamanı hatırlatır, fakat yukarı doğru çıkıldıkça çok daha uzak zamanlara doğru uzanmaktadır. Dor stilinde kolonlara sahip ana giriş kapısı yüzlerce yıllık bir Yunan tapınağı gibi yükselmektedir.

Gaudi’nin birçok eseri sadece doğaya adapte edilmiş değil de, sanki doğadan doğuyor gibidir. Bu yüzden UNESCO 1984 yılında Gaudi’nin eserlerini sanatsal koruma altına almıştır.

Gaudi 10 Haziran 1926’da, 16 yıldan beri inşasını sürdürdüğü La Sagrada Familia Katedrali’ne giderken, bir tramvayın çarpması sonucu öldü.

Bu yapı ustası hakkında daha öğrenilmesi gereken çok şey var!

Zeki HANAVDELOĞULLARI, İnşaat Mühendisi

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 14

Kaynakça

Pascual Rosello, “1994”, Antonio Gaudi, Nueva Acropolis, İspanya

Ana Britannica, C.1 – s. 517, C.9 – s. 304-305, C.16- s. 272

Meydan Larousse, 1979 C.5

Jürgen Sembach – Klaus, “1991” – s.72-79 Art Nuvea- Almanya

Barcelona Guide, “1992” – s.76-89, İspanya

Sözlük

Alabeadas: İç boşluk.

Mudejar: Etimolojik kökeni Arapça “müdeccen” (kalmasına izin verilmiş) kelimesinden gelmektedir. Arap ve İspanyol karışımı mimari sanatı bu isimle anılır.

Ambülatuvar: Mimarlıkta kiliselerin ana nefinin doğu ucunda dışa doğru çıkıntı yapan apsisi ya da koro yerini çevreleyen yarım daire biçimindeki koridor.

Evanjelist: Dört İncil yazarı’nı (Matta, Luka, Yuhanna, Markos) ifade eder.

2017-08-08T20:24:40+00:00