Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Başka Bir İnsanın Bakış Açısı

Başka Bir İnsanın Bakış Açısı

Konumuz olan “başka bir insanın bakış açısı” bugünkü duruma özellikle uygundur çünkü daha önce olmadığı kadar önemli bir sorun haline gelmiştir. Bizlerin gözlemlediğine göre; uluslar ve ırklar arasındaki toplumsal, sosyal ve kişisel sorunlar, diğer insanın bakış açısını doğru ve dürüst bir şekilde algılayamıyor olmamızdan kaynaklanmaktadır. Çoğunlukla insanlara karşı koymayıp hor görmesek de, çok az nezaket gösteririz. Bu çağ, hakların ve özgürlüğün çağıdır. Fakat biz bunu uygularken özgürlüğün uygulamasını özel ve kişisel bir hak olarak ortaya koymaya eğimliyiz. Bizler, insanların kendi görüşleri üzerinde, elle tutulabilir kişisel eşyaları üzerinde olduğundan daha az yetkiye sahip olduğunu düşünmeye eğilimliyiz. Zavallı insanın istese de onlardan bir türlü vazgeçemeyeceğini fark edemiyoruz.

Bu gözlemler çok mu kapsamlı görünüyor? İlişkilendirildikleri bu ruh yapısına çok fazla rastlanır. Farklılık sadece yaygınlığın derecesindedir. Hoşgörü yaygın olan bir erdem değildir, olgunluğun bir erdemidir. Bizler ilkellik safhamızı geride bırakmış sayılmayız. Şu anki medeniyetimizin yıldızlı kılıfı, tutkularımızı, içgüdülerimizi pek gizleyemiyor. Bu dürtüler geçmiş zamanlarda kendilerini başka türlü göstermişlerdi. Belki de daha az teferruatlı yollardan su yüzüne çıkmışlardı.

Tartıştığımız “diğer insanın” görüş açısı ki, bu kişi başka bir millete ya da topluma ait olabilir, bir rakip, işveren, işçi, bulunduğumuz tren kompartımanına tesadüfen giren bir yabancı, sokakta ayak parmağımızı ezen herhangi biri, gürültücü bir komşu, hatta bir arkadaş ve kardeş olabilir. O her yerde bakış açısını bizim üzerimizde tutmaya çalışıyor. Yaşam, onu anlamamız için bizi zorlamakta gibi görünüyor. Bu durumda diğer kişinin şartlarında olduğumuzu düşünmek ve böylece o durumdaki bakış açısını hayal etmek hepimiz için yararlı olacak bir pratiktir. Birçok küçük tartışmanın önüne bu şekilde hemen geçilebilir, birçok anlaşmazlık anında ve barış içinde halledilebilir. Farklılıklara kendimizi adapte ederken cana yakınlık ve nezaket sergileyebilmeyi başarabilirsek günlük hayatın akışı çok kolay olacaktır.

Bir bakış açısı kişisel olduğu için, doğruluğu kesin değildir. Kökeni ön yargıya dayanıyor olabilir. Yanılmaz olduğunu sandığımız muhakememiz tutkunun tuzağına düşmekten uzak dursa bile hoşlandığımız ve hoşlanmadığımız şeylerin kaygan zemininde ilerler. “Bu benim görüşüm” dediğinizde bunun gerekçesi hakkında son sözü söylemiş sayılmayız. Sadece kibirimizin doruğundaki bir noktada duruşumuzu koruyor olabiliriz. Orada başkasına yer yoksa, bu durum yalnız üstünlüğümüzün tadını çıkarmamızı sağlar. Bu yükseklikten başkaları bize cüce gibi görünür. Bu durum kendimizi dev aynasında görüp aşağıya bakmak anlamına gelmese bile, doğru perspektiften veya cepheden bakmamıza engel olan bir olgudan kaynaklanıyordur. Bu, bizim mizaç özelliklerimize veya yetiştiğimiz şartlara bağlı olarak olaylara önyargı kaynaklı kendi sis perdemizden bakmamıza neden olur.

Kırgın ve öfkeli, kaynayan veya katılaşmış bir duygusallığın etkisinde olduğumuzda kendi görüşümüzün dışında bir bakış açısı görebilmemiz zordur. Fakat şartlar normale döndüğünde, muhakememiz şaşmış görünüşünden dolayı devre dışı olduğundan, ilgili kişiye pek de adil davranmadığımızı fark ederiz. Eğer karşımıza çıkan her durumda kendi görüşümüze ilaveten diğer kişinin bakış açısından bakmaya kendimizi alıştırırsak, ani muhakemenin doğurduğu gereksiz duygu ve üzüntüden kurtulmuş oluruz. Altın kural, “Başkalarına, onların sana davranmaları gerektiği gibi davran; o sırada kendini onun yerine koyarak davranışını belirle” öğüdüdür. Onun durumunda olduğumuz zaman onun gibi algılamamız ve onun beklentilerinin aynısına gerek duymamız ihtimali oldukça yüksektir.

Bir görüş bizim için çekici veya itici olabilir; fakat söz konusu olan kişi tarafından içtenlikle savunulduğu bir gerçektir ve bu yüzden saygı duyup önem vermemize değer. Bu çoğunlukla korkutucu gelir, zira bize yabancıdır ve ona alışık değilizdir. Fakat daha yakından bakarsak, onun arkasında da aynen bizimkinde olduğu gibi bütün dünyayı akraba yapan tabiatın dokunuşunun olduğunu fark ederiz.

Bir bakış açısı ile incelemeden tartışmak hiç de akılcı değildir. O bizim veya başkasının üzerine bir gölge gibi düşse bile, onu en etkin bir şekilde bertaraf etmenin yolu bizim yakın anlayışımızın onun üzerine ışımasıdır.

Kendimize ait olduğunu söylediğimiz bir görüşün kökleşmesi tutsaklıktır. Bizler özdeki iyilik eksikliğimizden ziyade, genelde tahayyül eksikliğimizden dolayı, görüşümüzün tutsağı oluyoruz. Bir insan, sergilediği tüm budalalığa ve tutkusuna rağmen yine de insandır. Onun içinde silinmez sabit bir iyilik noktası vardır. Fakat hayattaki münasebetleri sırasında bu noktaya değinilmez. Anlayışın geliştirilmesi ve sonuncunda mükemmelleşmesi durumu, diğer insanın gereksinimine ve şartlarına tam bir uyum imkânı sağlar.

Her birimizin deneyimleri bize, büyümenin değişimi beraberinde getirdiğini göstermiştir. Dağın yamaçlarından yukarıya tırmandıkça görüşümüz de yükselmiş ve değişim göstermiştir. Buna göre, şu sıradaki görüşlerimize, belki de daha başka yararlı bir amaca adanabilecek bir sadakatle bağlanmamız gereksizdir. Sonuçta birçok sorunun cevabının iki veya daha fazla cephesi vardır. Bizler küçük bir zaman aralığında çok azını bir arada fark edebilmemize rağmen çok boyutlu bir dünyada yaşıyoruz. Görülüyor ki tam ve bütünsel bir algılamaya ulaşabilmemiz için çelişkili prensipleri denememiz gereklidir. Toplumculuk ve bireysellik, Tanrısallık ve insanlık, özgürlük ve disiplin; insanların tüm samimiyetleri ile ant içtiği kavramlar, bütün bu ve diğer birbirine tezat kavramlar, onları aşan fakat aynı zamanda da ifade eden bir gerçeklikte uzlaşırlar.

Shakspeare hayatı o kadar çok noktadan algılayabilmişti ki, bu onu muazzam yapmıştı.

Bir dâhinin bakış açısı tüm felsefi şemanın yoğunlaşma noktası olabilir. Zirvede düşünce sisteminin bütünü bulunur. Bu bütün, noktadan yayılarak uzanan silsileyi kontrol eder, öyle ki ona bir yönden bakarsanız başlangıcını gözlemlersiniz. Bu şekilde başka bakış açılarında da geçerlilik bulunur. Zira her biri bütünün kesişme noktasını verir, bu gerçektir: En azından gidebildiği yere kadar doğrudur. Felsefenin tohumunun tüm cevheri çoğunlukla somut ve sınırlı bir fikirde yatmaz. Ancak bu genişleyen düşüncenin görüntüsünü komuta eden bir bakış açısı ile mümkündür. Bazen -kitaplardan öğrenmemiş olan- basit bir adam bile bize ayrıntılı bilgiçliğimizin göz ardı ettiği bir değeri hatırlatabilir.

Bir bakış açısının temelinde belli bir tutum veya fikir yatabilir. Tutumun önemi fikirden çok daha fazladır. Düşünce kıyaslama durumunda, fikirlerimizin çoğunun -fazla sürekli olmamalarından dolayı- daha az önem taşıdığını fark ederiz. Fikirlerimizle kıyaslandığında, hakikat daima üstün gelir. Fakat hayatımızı yaşarken, aklımızın tutumu, bizim ve topluluğumuzun mutluluğunu belirler. Açık yürekli bir tutumla kendimize ve başkalarına yardım edebiliriz. Böyle bir yardımseverlik anlayışa gerek duyar. Zira anlayış olmadan iyi çabalarımız engel teşkil etmekten öteye gidemez. Diğer kişinin bakış açısını sempatik bir kabulleniş olmadan başarıya ulaşılamaz.

Başka zihinleri anlamaya çalışmak, bizi kendi görüşümüzü oluşturmaktan alıkoymamalı. Ayrıca, başka bir insanın bakış açısı ile hakikati kabullenmek kendimizinkinin geçerliliğini zayıflatmaz. Tolerans, yanlışa kayıtsız kalmak değildir. Sadece onun nedenselliğini anlamaktır. İstenen, bakış açısının arkasındaki insanla kendimizi bir hissetmektir. Bunu başarabilirsek rahat ve hafif bir şekilde hayatımızı devam ettirebiliriz, başkalarının farklılıklarını, uyuşmazlıklarını affedebiliriz. Farklı oldukları için onlara karşı çıkmamıza gerek kalmaz. Bu şekilde yaşarsak üzerimizdeki baskıyı kaldırabiliriz.

Bu çağ, gelişmelerin bakış açısıyla değerlendiriliyor. Politik açıdan en önemli özelliğin demokrasinin evrimi olduğu görülüyor. Bu prensip, bazı unsurları açısından sorgulamaya maruz kalmasına rağmen, tüm dünyada insanların bakış açısına renklilik katacak derecede kabul görmüştür. Fakat demokrasinin başarılı olması için belli esasları yerine getirmesi gerekmektedir. Buna göre; vatandaşlık görevini yerine getiren her birey için sosyal refahın gerektirdiği tüm özgürlüklerin garanti altına alınması, kişinin kendi fikirleri doğrultusunda yaşayıp devlete katkıda bulunması gerekmektedir. Yalnızca kişilik ve özelliklerine saygıdan geri kalmamak değil, ayrıca kişiliğin gelişmesi için hayatının başlarında ve sonrasında fırsatlar verilmeli; onun bakış açısının kendine özgü yaklaşımının değer ve ihtiyacına önem verilmelidir.

Arayışımız, her bireyin deneyimlerinin temsil ettiği bakış açısının tüm sosyal ve ulusal yaşamda önemli olduğu bir düzene yönelik olmalıdır. Her insanın bakış açısı çoğunlukla onun deneyimlerinin bir ürünüdür. Hayat deneyimler açısından o kadar zengindir ki, hiç kimse bunlardan nitelik ve nicelikte bir başkası ile aynı oranda sebeplenemez. İnsanlık, yaşanması gereken bir hayata dair olmasaydı, sosyal uyum sadece mekanik bir sorun olsaydı, bilmecenin diğer parçalarını bir araya getirmek imkansız olurdu. Fakat hayat, milyarlarca değişik hücreyi mükemmel bir bütünde birleştiren aracıdır. Bizim sosyolojimiz size biyolojiyi anımsatabilir. Doğa yasanın gerçeklerini kabul ederek işe başlarsak bir yerlere varabiliriz. Bunlara “kolektif yaşamın başarısı bireysel yaşamın bütünlüğüne bağlıdır” sözünü de ekleyebiliriz.

Mizaç, meslek, ilişkiler, şartlar; bunların hepsi bir insanın her ne zamanda olursa olsun bakış açısını etkiler. Bütün bu etkenler zihni koşullandırır. Eğer diğer kişinin zihnine girebilme ve inceleme kabiliyeti bize bahsedilmiş olsaydı hayatın birçok yönünün “şimdi”de mühürlenmiş halini görebilirdik. Böylece gerçekte kendimizi bu değişik safhaların algılanabildiği zirveye yükseltmiş olurduk. Maalesef birçoğumuz kendimizi çok az tanıyoruz. Kısıtlamalarımızı da, kapasitelerimizi de tanımıyoruz.

Din ve milliyet, bize farklı özellikler kazandıran etkileyici unsurladır. Ancak bunlar farklılık yaratırken ayrılığa da neden olurlar. Oysa farklılıkta zenginleşme olmalıdır. Dünyanın maddesel bariyerlerini yıkmanın, tek potada birleştirip kaynaştırmanın zamanı artık gelmelidir; aslında gelmiştir de…

Bugünlerde, birikim ve keşiflerin sonuncunda iletişim hızlanmıştır. Tüm dünyanın bölgeleri, diğer kişinin bakış açısına, dikkat ve saygıya gereksinim duymaktadır. Fiziksel, zihinsel, ahlaki ve diğer tüm yönleriyle dünyanın barışı ve insanlığın ilerleyişi diğer insanların görüşlerine verdiğimiz öneme bağlıdır.

 Sri Ram (1889-1973)

Yeni Yüksektepe Dergisi Sayı: 56

Kaynak: Human Interest (Sri Ram)

By | 2017-06-12T23:59:05+00:00 Mart 16th, 2017|Categories: Psikoloji|0 Comments