Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Biz İnsanlar Neden Yalan Söylüyoruz

Biz İnsanlar Neden Yalan Söylüyoruz

Yalanın Değişik Şekilleri

Yalanın çok farklı şekillerini anlatmak yerine, sadece en sık kullanılan şekillerini vurgulamayı amaçlıyoruz.

Gerçeği ve önemli bir şeyi söylememiz gerektiği zaman susmak, sessiz kalmak, bir yalan şeklidir. Doğruyu söylemekten çekinmektir. Bu sessizliği ihtiyatlı bir davranış olarak kabul eden insanlar vardır, ama ihtiyatlılığın da bir sınırı bulunur. Aşılan sınır yarardan daha çok zarar verir.

İkiyüzlülük, insanı sanki hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranmaya ya da zaten bildiği bir konuyu yeni öğreniyormuş gibi yapmaya iter. Bu ise, gerçekten kaçmaktır. İkiyüzlülük, sahte, şaşırmış yüzlerin altında ortaya çıkar, bir an önce kurtulma isteğinden başka hiçbir şey ifade etmeyen belirsiz kelimelerde kendini gösterir. İkiyüzlülük zoraki bir gülücüktür veya aslında hiçbir şey hissetmediği halde ‘’o kadar üzgünüm ki’’ demektir; yalancıktan dökülen gözyaşlarıdır ve sahtekarlık yüklü coşkulu kucaklamalardır.

İkiyüzlü davranan kişi, fikirlerini çoğu kereler değiştirmek zorunda kalır. Bilinçli olarak bir fikirden başka birisine atladığından değil, aksine durumlara uyum sağlayabilmek için takınacağı birçok maskeye ihtiyaç duyduğundan. Bir saat önce söylediği bir şeye tamamen karşı çıktığını ondan duymak hiç de garip değildir fakat söylediği her iki şey de belirsiz ve güvenilmezdir.

‘’Merhametli yalan’’, yalanın çok kullanılan bir şekli olarak kabul edilebilir. Yalan, ihtiyaçlara ve çıkarlara göre gerçeği değiştiren, sahteleştiren ve başka şekilde anlamlandıran yalan olarak da kendini gösterir.

Acının herhangi bir şeklinden ciddi olarak etkilenmiş olanların morallerini yatıştırmak için, doğru olanı birazcık değiştirme anlamına gelen merhametli yalanı bir kenara bırakırsak bizi en çok ilgilendiren konuya, günlük yaşamda en fazla kullanılan yalan formuna, gerçek yalana dönelim. Gerçek yalan acı verir ve ilginçtir ki, iyi ya da kötü hangi derecede olursa olsun sonunda kabul edilendir.

Farklı Dil Şekilleri

İnsanoğlunun kullanmayı öğrendiği çoğu dillerin ötesinde, kişiliğin en saklı taraflarını gösteren başka ‘’diller’’ de vardır. Bunlar görünüşlerinden daha zengin ve daha anlamlı milletlerarası dillerdir.

Doğanın bir bütünleyicisi olarak insan, hayatın değişik alemlerinin özelliklerine uyum sağlamaktadır. İnsanda, biraz taşlardan, biraz bitkilerden, biraz hayvanlardan ve tabi ki, biraz da insanlardan bir şeyler vardır.

Taşlardan durgunluğu taklit ettik; hiçbir taşın yerinden oynamadığı – en azından yüzümüzdekilerin – bir durgunluğu… Yani ‘’taş suratı’’ deyimini boşuna söylemediğimizi kabul edelim. Bu, daha önceden belirttiğimiz sessiz yalana benzer.

Bitkilerden saçılan dallar gibi farklı yönlere giden fikirlerle harket etmeyi ve bu yönlerin bazıları belirsiz fikirlerin esintileri gibi kımıldamayı öğrendik. Nasıl kısa aralıklarla farklı açılardan esen rüzgara dayanamıyorsak, var olan farklı fikir yönlerinin tümünü aynı anda özümsememiz de mümkün değildir.

Hayvanlardan jest dilini öğrendik. Bu jestler o kadar içtendirler ki, aldatmaya fırsat vermezler. Bu şekilde, kelimeler bir şey söylese de, ne kadar kavranılmaz olurlarsa olsunlar bedenin hareketleri başka şeyler söyler. Günümüzde bedensel dil ve kelimelerle ifade edilmeyen dil hakkında pek çok yayın olmasına rağmen, içgüdüsel bilgi akılcı bilgiyi aşmaktadır. Yüz, gözler, eller, bir ağızdan daha fazla konuşur ve hatta gerçeğe daha yakındırlar.

İnsanların kendi dili, yalan dolandan kurnazlığa varıncaya değin zenginlik ve çok çeşitlilik gösterir. Modanın kanunu, hiçbir şey söylemeksizin mümkün olduğunca çok söz söylemeyi öğrenmek ya da söylenilmek istenen şeyin tersini söylemektir.

Kaba ifadelere ya da icat edilen çok anlamlı kelimelere sığınmak için giderek kelime haznesi azalan dillerin fakirleşme süreci bizi şaşırtmakta ve korkutmaktadır. Sayıca o kadar az olan terimin bu kadar iyi yalan söyleyebilmesine hayret etmekteyiz.

Yalanlar Ne İçin?

Genel olarak tüm durumlarda, ortak psikolojik bir faktörü katı ayrıntılarıyla bulmaktayız: Korku. Bu, asıl hastalıktır. Bu hastalığın belirtileri ve etkileri ise yalanlardır.

İhtiyatlı, sessiz olan kişinin durumunu inceleyelim. Onun korkusu riske atılma korkusudur. Bu kişinin kendi düşünce şeklini ortaya koyması ve açıklaması, kendisinin ve diğerlerinin önünde söz vermesi anlamına gelir ve bunu yapmak için ise çok cesaret gerekir. Riske girme korkusu, çoğu durumlarda acıklı bir ürkekliğe kadar vararak korkaklığa dönüşmektedir.

Modanın uygun gördüğü esintilere göre fikirlerini değiştiren kişi, çevresindekilerden gördüğü takdiri kaybetmekten dehşetli bir korku duymaktadır. Diğerlerinden farklı olmak, onların gizlediği, bilmediği ya da sahteleştirdiği bir gerçeği korumak ve onu bir yüzkarası gibi ortaya çıkartmaktır… Ve bunun için çok cesaret gerekmektedir. Herkesin kabul ettiği yalanın ortak örtüsüne sığınmak ve kendi aralarında güçlenen bu grubun bir parçasını oluşturmak ne kadar da kolaydır.

İkiyüzlülük eden, hisseden ve düşünen kişi, ya kendisini olduğu gibi göstermeye korkuyor ya da diğerlerinin onu olduğu gibi çıplak görmelerini istemiyordur; çünkü bu durum, savunmasız olduğunun bilinmesi anlamına gelir. Birkaç moda değerin etrafında toplananların küçümsemesini hissetmek ve bu kişilerin, temiz ve açıkça ortaya çıkan kişileri değişik yollarla yok etmeyi başardıklarını görmek kadar korkunç bir şey yoktur.

Kural çok basittir: Eğer hepimiz aynı şeyler için yalan söylüyorsak, sonunda bu yalan gerçeğe dönüşür.

Yalan, birisine duyulan korkuyu, yaşama ve şartlara duyulan korkuyu, fethedinceye değin yüz yüze gelmemiz gereken durumlara duyulan korkuların hepsini kapsamaktadır. Yalan; şeylerin nasıl olduklarının bir başka şeklini gösteren sahte bir şekildir. Kendi çıkarlarımıza göre ‘’şayet bana acı veren olayı değiştiremezsem ya da değiştirmesini bilmiyorsam ben de onu bir başka renkle boyarım ve sanki onu değiştirmişim gibi düşünürüm’’ demektir.

Bu yalanlarda bir kötülük var mı? Yoksa nedeni sadece korku mu? Acaba, bu kandırmayı sanki fark etmek zorunda değillermiş gibi, diğerlerinin zeka ve anlayışlarını küçük görme düşüncesi olamaz mı?

Yalan, jestlerin bilinçsiz dilinde kendini ele verir. Bu bizi, hepimizin içinde var olan hayvanın, (ya da bilinçsizliğin; farketmez) kültürle ‘’cilalanmış’’ insandan daha gerçekçi olduğu sonucuna götürmektedir.

Niye içimizdeki ‘’hayvan’’ bizden daha gerçekçidir? Neden gözler, eller, bedenin hareketleri, söylemek istemediğimiz ya da söyleyemediğimiz şeyleri ele verir?

Yalanın Etkileri

Korkunun belli başlı bir faktör olduğuna değindik. Korkuya bencillik, ödleklik, insanın kendisine güvensizliği, gerçekle sahte olanın fark edilmediği kontrolsüz hayaller ve hatta bir kötülük olarak zarar verme isteği eklenebilir.

Eğer nedenleri bunlar ise, tehlikeli ve korkunç etkileri de az değildir.

Bunların etkileri, günlük hayatımızda açıkça görülebilir. Gerekli ve mecburi olmalarına rağmen sahtedirler. Bunlar, kendimizi frenlemeden neden olduğumuz ama diğerlerinden geldiği zaman affetmediğimiz yaralardır; üzüntü ve kederlerin savurganlığıdır. Güvensizlik, istediği gibi hakim olmaktadır. Aslında hiç kimse hiç kimseye inanmamaktadır ve bir şekilde herkes bir parça kendisine güvensizlik duymaktadır.

Alakasız konularda konuşularak ölçülemez miktarda zaman kaybediliyor, gösterilemeyeni göstermek için yazılar yazıyor. Asıl biçimler bozularak şeylere biçim veriliyor ve bu zaman telafi edilemiyor…

Dostluktan politikaya, bilimden dine kadar genelde bir inanç eksikliği vardır. Şayet ben yalan söylüyorsam diğerlerinin doğruyu söylediğine neden inanayım? Kime inanmalı, tereddütsüz kimi sevmeli? Niye beni ikna etmek istiyorlar? Benden ne elde etmek istiyorlar? Eğer ben başkalarını kullanmaya kalkışırsam, niye diğerleri de beni kullanmak istemesin?

Buradan gerçekte olmayan bir kanun ortaya çıkıyor: hiç kimse ifadelerinde içten değil, hiç kimse gerçeği söylemiyor, her şey yalandır…

Hayat her seferinde daha yüzeyseldir ve insan ilişkileri, sağlam olmayan ve sahte temeller üzerinde kurulduğu için güçlü değildir. Hayatta kalmak için uzun isimli yeni bir dil öğrenmek gerekiyor: Benimle konuştukları zaman acaba bana ne demek istiyorlar…

Bazı Çözümler

Önemli olan, korkuyu aşmaktır ama bu hemen aşılamaz. Daha kaliteli ve yüksek duyguların yavaş yavaş korkunun yerini alması gerekmektedir.

Nezaketin en sağlam anlamıyla “yani insanın kendisine ve diğerlerine karşı cömert saygısıyla” başlayalım. Nezaket belki, ihtiyatlı, tedbirli bir sessizliktir ya da psikolojik bir sıkıntıyı rahatlatmak için söylenen merhametli bir yalandır; ama her şeyden önce anlayış ve hizmettir. Ruhun şıklığı ve içtenliğidir… Kaba yalan, doğru nezaketin yenileyici gücüne karşı güneşin sıcak ışınları altındaki bir bulut gibi erir. Bencillik, cömert nezaketin pırıltısının önünde ancak bir gölgedir.

“Kendini Tanı” ile devam edelim. Eskilerin de dediği gibi, bu tanrıları ve evreni tanımak için ilk adımdır. Bu varlığımızı paylaştığımız tüm insanları tanımayı da kapsamaktadır. Eğer, onları ve kendimizi gerçekten tanırsak, yalan söylemeye gerek kalır mı? Hilekarlığın ve kötü niyetli gizliliğin olmadığı zaman, kaçamakların ne anlamı var?

Devam etmek için yapılacak olan bir diğer şey; yıkıcı fanteziyi kontrol etmek ve temiz kalpli gerçeği görmektir. Bu, etrafımızdaki beğendiğimiz şeyleri kabul etmek anlamına gelmez. Aksine değiştirmeyi ya da iyi olmasını istediğimiz şeyleri tam bir şekilde bilmektir. Fantezi bizim hoşumuza gitmeyen şeyleri peçeyle örter ama bu peçe bir parça olsun yerinden kımıldayamaz.

Son olarak, cesaret, çok cesaret gerekmektedir. Bu erdem taşlarda, bitkilerde ve hayvanlarda eksik olmayan, unutulmuş bir erdemdir ama insanları ürkek ve yalancı hale dönüştüren toplumun suni baskıları arttıkça, cesaret gözden kaybolmaktadır.

Delia Steinberg GUZMAN

Yeni Yüksektepe Dergi Sayısı 2

By | 2017-04-06T21:28:29+00:00 Mart 16th, 2017|Categories: Psikoloji|0 Comments