Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Buda

Buda

buda_4“Huzur İçten Gelir, Onu Onsuz Arama”

Siddiharta Gautama diğer ismiyle‘Buda’ İ.Ö. altıncı yüzyılda Sakya Krallığı’nda (şimdiki Nepal) dünyaya geldi. Babası Sakya kralı Suddhodana, annesi kraliçe Maya idi.

“Siddiharta” sözcüğü, kendisini tamamlamış olan güçlü kişiyi işaret eder “paranormal güç” anlamındaki “Siddihi” kelimesinden gelir. Gautama “inek çobanı” anlamına gelmektedir ve Hindular için Go ineğinin yani evrenin ve dünyanın anasının simgesi olduğunu hatırlatmak gereklidir.

Buda, “aydınlanmış” anlamına gelir; bu dünyanın bütün dillerinde ondan önce ve sonra birçok büyük mistiklere verilmiş bir sıfattır. (lV-V. yy.dan başlamak üzere İsa’ya verilen yunanca ”Christos” sıfatıda bundan daha farklı bir anlama sahip değildir.)

Siddiharta Gautama doğduğu andan itibaren sıra dışı kaderi birçok işaret ile kehanet edilmişti. Babası, kendisinden sonra tahta geçeceği için, onun en iyi şekilde eğitilmesini sağlamıştı. On sekiz yaşındayken, dört testte de, yani koşu, yüzme, binicilik ve okçulukta başarı gösterdiği bir turnuvaya katıldı. Bunun sonucunda Prenses Yasodhara’yı kazandı.

Gençlikleri kralın onlara tahsis ettiği şatafatlı sarayların bahçelerinde geçti. Ama bir gün Siddharta Guatama babasına gelecekteki krallığının başkenti olan Kapilavastu kentini gezip gezemeyeceğini sordu. İşte ilk kez bu gezinti sırasında daha önceki parlak yaşantısı nedeniyle soyutlanmış olduğu yaşamın gerçekleriyle karşılaştı. Kentin içinde dolaşırken, sırasıyla yaşlı bir adam, hasta bir insan ve bir cesetle karşılaştı. Ve ızdırabın gerçeğini insan yaşamının fani doğasını kör edici bir aydınlanmayla olduğu gibi gördü. Ve anladı ki, bu olgular insanlığın tümünü etkiliyordu. Kendisi ise bu ana dek, büyük bir aldanmanın gölgesinde yaşamıştı. Tek oğlu Rahula’nın doğumundan sonra yirmi dokuz yaşındayken krallığını terk etti ve sorularına bir yanıt bulmayı ümit ederek bir derviş oldu.

Altı yıl boyunca Ganj vadisinde dolaştı. Dini öğretmenlere sorular sordu. Vücudunu o kadar sınadı, iradesini o denli denedi ki en sonunda korkunç derecede zayıfladı. Yol arkadaşlarının bazıları için bir örnek konumundaydı. Ama bir gün, gücü tam onu terk edip gitmek üzereyken bir çobanın getirdiği bir tas pirinci kabul ederek perhiz yeminini bozdu. Hem zevk hem de acıdan kaçınan orta yol’u keşfetmişti. Dervişlik alıştırmalarına bir son vererek onları terk etti. Bir akşam, Neranjara nehrinin kıyısındaki Bodhi ağacının altında otururken, Guatama otuz beş yaşında “Uyandırma” ya erdi ve böylece BUDA oldu.

O günden sonra, DÖRT SOYLU GERÇEK’te bulunan DHARMA doktrini, Yasa üzerine vaazlar verdi. Kırk beş yıl boyunca vaaz vermeyi sürdürdü. Buda’nın öğretileri yüce bir eklektisizm’in mührünü taşır.

Seksen yaşındayken Kusinara’da öldü. Efsaneye göre vücudu cenaze odunlarının ateşiyle yanmamış, kalbinden çıkan bir alevle yanıp yok olmuştur.

BUDA’NIN DÖRT SOYLU GERÇEĞİ:

buda_1Denares yakınlarında Isipatana’da önceden birlikte çile çektiği beş bhikkus’a (keşiş) verdiği, ‘Yasa Çemberi’ni harekete geçirme’ adlı ilk vaazında söylediği üzere Buda’nın öğretilerinin en can alıcı noktasını Dört Soylu Gerçek (Ariya Satya) oluşturur. Tıpkı dünyanın hastalıklarını bilen ve onları iyileştiren bir doktor gibi. Buda bu vaazında hastalıkları ve tedaviyi öne sürer ve sonra diğer öğretilerini de bunlardan yola çıkarak geliştirir.

Dört Soylu Gerçek şunlardır:

İLK SOYLU GERÇEK: DUKKHA

Dukkha terimini genel anlamı, sukkha (mutluluk, rahatlık, iyi olma durumu) terimine karşıt olarak ‘acı, ızdırap, keder, bedbahtlık’ olsa bile İlk Soylu Gerçek metninde dukkha daha kapsamlı bir anlam alır. Sonuç olarak, ruhsal mutluluk da dâhil olmak üzere bütün mutluluk biçimleri dukkha’dır, çünkü hepsi süreksizdir ve süreksiz olan her şey dukkha’dır.

Dukkha sıradan ızdıraplar biçiminde, yani doğum, yaşlılık, hastalık, ölüm, uyumsuz insanlarla birlikte olma ya da hoş olmayan durumlarda kalma, sevilen kişilerden ayrılma, istediklerini elde edememe, güzel anları yitirme, acı, keder, sıkıntı kısaca insanlar tarafından ızdırap olarak bilinen her şey olarak düşünülebilir. Aynı zamanda, süreksizliğin bir sonucu olarak, bir mutluluk durumunun yitirilmesi de dâhil olmak üzere değişimlerin neden olduğu ızdırap da olabilir.

Dukkha’nın daha açık ve kesin olan üçüncü biçimi ise koşullanmış durumdur. Bu varlıkların sürekli değişen fiziksel ve zihinsel güçlerin bir birleşimi olduğu gerçeğine işaret eder. Bu güçler beş grup ya da küme biçiminde sınıflandırılabilir. İşte bu nedenle varlıklar, sabit bir med-cezir durumundaki bir unsurlar karışımından oluşurlar.

Ama dünyanın süreksizliğine dair bu bilinçlilik Buda’yı hastalıklı ya da kötümser yapmaz onun sıfatlarından biri ‘hep gülümseyen’dir, çünkü o nedenleri bilir ve sözü geçen samsarik (samsara: doğu felsefesinde ruhun sürekli bir doğum, ölüm ve yeniden doğum döngüsü), sürekli yeniden doğum durumunu aşmıştır.

İKİNCİ SOYLU GERÇEK: SAMUDAYA

buda_2Yeniden var oluşu ve yeniden oluşmayı sağlayan açlıktır. (ateşli arzu, tanha. Bir orada bir burada ama her an yeni bir zevk yeni bir eğlence arayan tutkulu hırsla bir aradadır: duyuların zevki için açlık, var olma ve oluşma açlığı ve var olmama( kendi kendini yok etme) açlığı)

Tanha, dukkha’nın tek değil ama en önemli nedenidir. Buda Ratthapala’ya, ‘Dünya eksiktir ve hırs dolu arzularla doludur açlığın kölesidir’, demiştir. Bu arzu dinamiğini yönlendiren yasa gücü şeyleri harekete geçiren ve belirli bir yönde hareketlerini sürdürmelerini sağlayan karma’dır. Bu yönler, gücün pozitif ya da negatif olmasına bağlı olarak iyi ya da kötü olabilirler. Bir Arhat* karma’yı biriktirmez çünkü kendisini benlik ve açlık nosyonundan serbest kılmıştır, bu yüzden hareketleri tam ve kesindir.

Bu süreci yarıda kesecekmiş gibi gözüken ölüme gelince, Budizm bunun pek de doğru olmadığını, istek, arzu, var olma, devam etme, oluşma açlığını, yaşamlar, var oluşlar sıralamasını sürdüren ve bütün dünyayı hareketlendiren müthiş bir güç olduğunu söyler. Dünya üzerindeki en etkili güç, en güçlü enerjidir (tıpkı aşk gibi, Hesiod’un Theogonis’inde ilk tanrılardan biri olan ve yaradılışın asıl gücü olarak görülen Eros gibi; onun Hindistan’daki karşılığı tanrı karma’dır). Yaşam dediğimiz, beş kümenin fiziksel ve zihinsel enerjilerinin birleşimidir. Bunlar kendi içlerinde yeni biçimler alma derece derece gelişme ve tamamlanmış gelişmeye ulaşma kudretini taşırlar.Adı geçen olma ve oluşma açlığı sürdükçe süreklilik döngüsü (samsara) da rotasını izleyecek. Onu hareket ettiren güç, açlığın kendisi parçalanana, Gerçeklik’in Gerçek’in, Nirvana’nın görüntüsünü taşıyan bilgi ile yaralanana dek bir sona ulaşmayacak.

ÜÇÜNCÜ SOYLU GERÇEK: NİBODHA

Bu gerçek, bize ızdıraptan dukkha’nın sürekliliğinden kurtulmanın olanaklı olduğunu öğretir. Dukkha’nın kesilmesi Nirvana’dır.

Onu ortadan kaldırmak için, sahip olduğu kök olan açlık ya da isteği (tanha) ortadan kaldırmak gerekir. Nirvana’nın isteğin sönmesi (tannakkhaya) olarak bilinmesi de işte bu yüzdendir. Üzerine yazılmış birçok kitaba rağmen Nirvana’nın gerçek doğasını göz önüne alırsak tek bir şey netleşir ki o da Nirvana’yı sözcüklerle tanımlamanın olanaksız olduğu ve onun, bizim katı mantığımıza sığmayacağıdır. Nihal gerçek olması nedeniyle yalnız başına yaşanan bir deneyimdir. Buda’nın (intuition) uyanışı Nirvana’yı bir tek ona ulaşmış olan kişiye anlaşılır kılar.

Güzel bir öykü; Balık İle Kaplumbağanın Öyküsü anlayışımızın sınırlılığını şöyle tanımlar: Kaplumbağa bir gün gölün sularına girmek üzereyken balığa toprak üzerinde yaptığı gezintilerden söz eder. Ama arkadaşı balık ona kuşkuyla bakar ve karayı su ile karşılaştırmaya çalışır. Böylece, tıpkı suda yapıldığı gibi karada da yüzülmesi gerektiğini tasarlar. Tabii kaplumbağa durumun böyle olmadığını anlatabilmek için uğraşıp didinir, ama çabaları sonuç vermez işin en kötü tarafı ise, karanın ne olduğunu anlaması için balığı dışında çıkaramamasıdır. Çünkü balık bu deneyime henüz hazır olmadığından, suyun dışındaki tek şey ölüm olacaktır.

İşte Nirvana’nın paradoksu budur, bulundukları bilinç durumu içinde bazıları için ulaşılmaz. Ona gerçekten varmış olanlar içinse tanımlanmaz. Sözcüklerle ifadenin sınırlılığı nedeniyle, Nirvana çoğu zaman ‘‘ne olmadığı’’ anlatılarak tanımlanır, ama bu onun negatif bir değere sahip olması demek değildir. Eş anlamlarından biri ‘‘özgürlük’’tür, ama burada ne tür bir özgürlük kastedilir? Kötü olan her şeyden arzu, bilgisizlik ve nefretten, ikililik ve gerçeklik olan her şeyden, zamandan ve uzaydan(space) kurtulmuş olmak kast edilir.

Altı unsurdan: katılık, ısı, hareket, boşluk ve bilinçlilik unsurlarından oluştuğunun bilincinde olan ve zihinsel olarak yaratmayı durdurmasını başarabilen insan,(çünkü o ne sürekliliği ve oluşumu ne de yok olmayı ister), bu dünyadaki hiçbir şeye bağlı olmaz, Nirvana’yı elde edebilir. Hiçbir şeye bağlı olmadığı için endişeli değildir; endişeli olmadığı için de tamamen huzurludur. Ve bilir ki ‘bitirilmiş doğumdur, yaşanmış olan saf yaşamdır, yapılması gereken yapılmıştır ve bu nedenle yapılacak başka bir şey yoktur.’

Dünyayı ilgilendiren mutlak gerçek hiçbir şeyin mutlak olmadığıdır. Her şeyi olduğu gibi, yanılsama ya da bilgisizlik olmaksızın görmek arzunun, açlığın yok edilmesidir, bu da dukkha’nın durmasıdır. Nirvana bir sonuç değildir, dharma ya da samadhi gibi zihinsel, mistik ya da ruhsal bir durum da değildir. Gerçek vardır. Nirvana vardır. Budizm Nirvana ‘ya giden yol olduğunu öğretir. ‘Buda, Nirvana ‘ya ulaşmıştır’ demek yanlış olur. Bunun yerine, Buda ya da bir Arhat’ın ‘bütünüyle sönmüş’(paranibbuto) olduğu söylenebilir, çünkü Buda için ölümden sonra artık yeniden doğum yoktur.

Gerçek’in, Nirvana’nın farkına varan bir kişi dünyadaki en mutlu varlıktır. Mükemmel bir varlığa sahiptir, geçmiş üzerine pişmanlıkları ve gelecek üzerine kaygıları yoktur; şimdiki an’da yaşar. Bir başka yorumcu Nirvana’nın mantık ve akıl yürütmenin ötesinde olduğunu söyler. Nirvana insanların kendi içlerindeki ‘bilge’ ile elde edilmelidir.

Eğer sabır ve uygulamayla yol’u izlersek, eğer gayret sarf eder ve kendimizi bilinçli bir biçimde saflaştırırsak bu suretle gerekli ruhsal gelişmeyi sağlarsak, bir gün şatafatlı ve gizemli sözcüklere gereksinim duymadan Nirvana’yı kendi içimizde elde etmemiz olanaklı olacak.

DÖRDÜNCÜ SOYLU GERÇEK: MAGGA

Bu Dördüncü Soylu Gerçek, acının durmasına giden yoldur. ‘Orta Yol’ adını alır, çünkü hem mutluluğa sıkı sıkı tutunmayı hem de duyuların tatminine bağımlı olmaktan ve bir de farklı bir biçimde yok etme yoluyla mutluluğu arayan çile çekmenin fazlasından kaçınır. Bu Sekiz Katlı Soylu yol aşağıdaki sekiz öğeden oluşur:

1. Doğru anlayış
2. Doğru düşünce
3. Doğru söz
4. Doğru hareket
5. Doğru yaşam biçimi
6. Doğru çaba
7. Doğru dikkat
8. Doğru konsantrasyon

Buda’nın bütün öğretileri yolun geliştirilmesiyle ilgilidir. Yukarıdaki gibi sıralanmaları, uygulamalarının aynı anda yapılamayacağını düşünmemize neden olmamalıdır. Kişinin kapasitesiyle uyum içinde olmak koşuluyla bu sekiz öğe aynı anda geliştirilmelidir. Çünkü spiralin yaşamsal yasasını izlediğimizde, ne kadar çok uygulama yaparsak anlayışımız o kadar gelişecek ve daha fazla anladıkça hareketlerimiz, sözlerimiz, çabamız ve diğerleri de o kadar iyileşecektir. Sekiz parça birbirine sıkıca bağlıdır ve her biri diğerlerinin gelişmesine yardımcı olur.

Ama bu öğelerin bir de üç katlı bir bölünmesi vardır:

Ahlaki Tavır Zihinsel Disiplin Bilgelik
Doğru çaba, Doğru söz, Doğru düşünce,
Doğru hareket, Doğru dikkat, Doğru anlayış,
Doğru yaşam biçimi, Doğru konsantrasyon,

Ahlaki tavır, Buda’nın öğretilerinin can damarını oluşturan evrensel aşk ve tüm varlıklara duyulan şefkat kavramı üzerine kurulmuştur. Bu suretle duygular ve sevgiler pasif bir nitelik olmayan fakat aşk, yardımseverlik, iyi kalplilik, hoşgörü ve ‘Sessizliğin Sesi’nin de uyardığı ayrılık hissinin üstesinden gelme kapasitesine sahip olan şefkat düşüncesinde toplanırlar. Ama kişi için ne tür bir tavrın doğru ve yararlı olacağını anlamak amacıyla, şefkatin geliştirilmesi muhakeme yoluyla dengelenmelidir.

Ahlaki tavrın öğeleri söz konusu olduğunda, doğru söz ile yalan, dedikodu, iftira ve bireyler ya da insan grupları arasında nefrete, düşmanlığa, bölünmeye, uyumsuzluğa yol açacak sözlerden kaçınmak anlaşılmalıdır: sert, kaba ve haşin bir dilden; aylak, boş, değersiz ve aptalca laflardan kaçınmak. Eğer kişinin söylemeye değecek bir sözü yoksa ‘soylu bir sessizlik’ içinde kalmalıdır.

Doğru hareket, iyi ahlakı yüceltmeyi, nedensiz olarak can almaktan, hırsızlıktan, dürüst olmayan işlerden kaçınmayı ve diğerlerine huzurlu ve onurlu bir yaşam sürdürmelerinde yardım etmeyi hedefler.

Doğru yaşam biçimi, kişinin yaşamını diğerlerine zarar veren bir meslekten kazanmasının tavsiye edilmeyeceğini anlatır.

Doğru çaba, kötü ve sağlıksız zihinsel durumların ortaya çıkmasını önlemek, hüznü silkip atmak ve eğer mevcut değillerse iyi ve sağlıklı zihin durumlarını oluşturmak için gerek duyulan hareketli irade gücüdür.

Doğru dikkat, gözlemci olmakta ve vücudun etkinliklerinden, duyum ve duygulardan, düşüncelerden, kavramlardan ve şeylerden an ve an haberdar olmakta yatar.

Doğru konsantrasyon dhayana’nın dört aşamasına gider. Bunun sonucu olarak, tutku dolu arzular ve bazı sağlıksız düşünceler uzaklaştırılır, ama neşe ile mutluluk duyumu alıkonulur. İkinci aşama bütün zihinsel etkinliklerin yok olmasını sağlar, ama aynı anda zihni tek bir nokta üzerinde kilitli tutma gücünü geliştirir. Üçüncü aşama bütün duyumların mutluluk ve mutluluğun bile kaybolmasını sağlar. Geriye yalnızca sükûnet ve saf dikkat kalır.

Bilgelik doğru düşünce ile doğru anlayıştan oluşur.

Doğru düşünce, vazgeçme ve bencil olmayan ayrılma düşüncelerini kapsar. Doğru anlayış, muhakemeyi geliştiren bir yol olarak, şeyleri oldukları gibi anlamaktan geçer. Gerçek anlayış dikeydir, bu yüzden de derinliğe sahiptir; yine aynı nedenle ‘içine işleme’ adını alır. Bu içe işleyişin gerçekleşmesi yalnızca ruh bütün pisliklerden arıtıldığında ve zihinsel disipline bütünüyle geliştirildiğinde olanaklıdır.

Böylece bu yol, beden, söz ve zihnin disiplini, kişinin gelişmesi ve saflaşması olarak gözler önüne serilir. Gayesi, kişiyi Nihai gerçekliği yaşaması için yönlendirmektir. Öyleyse, yansıma ve artan bir farkındalığı geliştiren bir felsefenin nitelikleri ile bir dini bu biçimde birleştirir.

BUDA’DAN ÖYKÜLER:

buda_3Doğuştan kör olan adamlar

Doğuştan kör olan bir grup adam, bir filin neye benzediğini öğrenmek istiyordu. Bir tanesi filin başına dokundu ve onun kocaman bir sürahiye benzediğini söyledi; diğeri hortumuna elledi ve filin yılana benzediğini söyledi; bir başkası uzun dişlere dokundu, onları saban demirlerine benzer buldu; sonra bir diğeri filin böğrüne dokundu ve filin bir çiftliği andırdığını söyledi; sonuncusu ise bacağına elledi ve onun bir direğe benzediğini söyledi.

Evreni tanımaya çalışanlar da işte bu benzer bir hataya düşerler.

Udun telleri

Buda’nın bir müridi olan Sona çile çekmekten bunalınca eski zevk yaşantısına dönmüştü. Bir gün Buda ona şöyle dedi:

— Bir zamanlar çok iyi ud çalardın, öyle değil mi?

— Evet, Efendim, dedi Sona.

— Eğer udun telleri çok gerginse ud doğru ses verir mi?

— Hayır, Efendim.

— Eğer teller fazla gevşekse ud doğru sesleri verir mi?

— Hayır, Efendim.

— Eğer ne çok gergin ne de çok gevşek değilse, ud kendisini sahibinin ellerine rahatça teslim eder mi?

— Mükemmel bir şekilde Efendim.

— İşte aynı şekilde Sona, ruhun güçleri çok gergin olduklarında aşırılığa kaçar, çok gevşek olduklarında ise tembelleşirler. Bu yüzden Ey Sona, ruhunu iyi akort edilmiş bir ud gibi yap.

BUDA’DAN SÖZLER:

· Bugün ne isek, dünkü düşüncelerimizin ürünüyüz ve bizim şu anki düşüncelerimiz, yarınki hayatımızı oluşturur: hayatımız aklımızın yaratısıdır.

· ‘Beni hor gördü, beni üzdü, beni yendi, beni soydu.’ Böyle düşünceleri olmayanlar nefretten kurtulurlar. Çünkü nefretin üstesinden nefret gelmez, nefretin üstesinden gelen sevgidir. Bu ebedi bir gerçektir.

· Bir insan anası, babası veya bir yakını gerçekten birçok iyilikler yapabilir ancak hiçbiri o kişinin doğru olarak yönetilen kendi zihninin yaratabileceği iyiliklerden daha büyüğünü göstermez.

· Kendisi mutlu olmak için başkalarına zarar veren kişi, hiçbir zaman mutluluğa ulaşamaz. Mutlu olmak isteyen ve bu uğurda hiç kimseye zarar vermeyen kişi ise kesinlikle mutluluğa ulaşır.

· Asla kimseye acı sözler söylemeyin, çünkü ağızdan çıkan sözler yayından fırlayan oklar gibi bir daha önlemezler. Hiddetli sözler acı vericidir ve darbe üzerine darbe etkisi yaparlar.

· Bilge kişi yaşamını, bir çiçeğin özünü alıp onun kokusuna ve güzelliğine zarar vermeksizin uçup giden bir arı gibi sürdürür.

· Öfkeyi sükûnetle, kötülüğü iyilikle, cimriliği cömertlikle ve yalanı gerçekle yenin.

*Arhat; ağırbaşlı, layık kişi anlamına gelen Sanskritçe bir kelime. Budizm’de kin, nefret, cahillik gibi duygulardan arınmış kusursuz kişiler için kullanılan bir ünvandır.

Kaynakça:

  • Yeni yüksektepe dergisinden Budizm makalesi yazarı: Jorge A. Livraga RİZZİ
  • Buda’ nın sözleri DHAMMAPADAN seçme pasajlar
By | 2017-05-11T23:50:51+00:00 Aralık 3rd, 2016|Categories: Doğu Felsefesi|0 Comments