Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Bushido… Savaşa Özgü Sanatların Ruhu

Bushido… Savaşa Özgü Sanatların Ruhu

“Savaşa özgü sanatlar” terimi  “savaş sanatları” anlamındadır. Böyle adlandırılan çok az “savaşa özgü sanat”, bugün bu tanımlamaya uyabilir çünkü savaş alanıyla çok az bir bağlantısı olan “savaşa özgü sanatların”  çoğu 20.yüzyılda geliştirildi.

Bununla birlikte birimiz, eski zamanlarda doğan güneşin adalarına: Japonya’ya veya İmparatorluk Çin’ine bakmış olsaydı, bu savaşların atalarını doğrudan doğruya savaş alanında hünerlerini uygularken bulabilirdi.

Savaşçı keşiş kavramı, başta Kungfu olmak üzere birçok sanatın ilhamı ve kaynağı olan Çin’de; özellikle de gizemli Shaolin tapınağında gelişti.

Hintli keşiş Bodhidharma altıncı yüzyılın ilk yarısında Shaolin tapınağına girdi ve Zen olarak bilinen Budizm’in yeni bir kavramını Çin’e tanıttı. Zen, konusu mistik kaonlar olabilen(ki bunlar çözüme ulaşmak için rasyonel düşüncenin yeterli olmadığı, fakat bir bilinçlilik genişliği veya Satori [1] gerektiren bulmacalardır) çok uzun süreli statik meditasyonu kapsıyordu. Zen, öğrenciyi derinden aydınlanmayı aramaya teşvik etti.

Bu keşişlerin savaşa özgü sanatlar hakkında bazı bilgilerinin olduğu ve bu bilgilerin Zen ile birleşmesinin ani bir gelişmeye yol açmış olabileceği düşünüldü.

Yedinci yüzyıla doğru tapınak, büyük bir bölümü savaşa özgü sanatlarda fiili olarak eğitilen binin üzerinde keşişi barındırdı. Bu keşişler, belirli zamanlarda İmparatora hükümet içerisinde çıkan karışıklıklarda askeri yardım verdiler.

Zen, Moğolistan ‘a, Okinawa’ ya ve son olarak Japonya ‘ya yolculuk eden savaşçı Budist keşişler tarafından taşınarak Uzak Doğu’ya baştanbaşa yayıldı.

Burada Zen mistisizmi ve dövüşü, eski Japonya’nın en soylu kastıyla, Bushi veya askeri şövalyeler olarak bilinen Japon savaşçılarıyla verimli zemini buldu. Bunlar, savaşçı hizmetkârları olan samuraylarıyla birlikte bujitsu çalıştılar. Bujitsu at binme, okçuluk, kılıç kullanmada ustalık ve Jujitsu’nun bir birleşimi idi.

Bu savaşçı mistisizmin yerleştiği Japonya, özellikle iki idare altında olan bir klanlar ülkesiydi; doğu‘da Minamoto ve batı’da Taira.

20.yüzyıldan bu yana Japonya tarihi ardı arkası kesilmez bir şekilde yaklaşık olarak 500 yıl süren klanlararası savaşlardan bahseder. Bu savaşlar çok bilimsellik dışı ve stratejisiz görünüyordu fakat bunun yanı sıra bushido veya askeri şövalye usülleri olarak bilinen katı kurallarla yönetilen, düello tipinde ve bire-bir esaslı savaşlardı.  Japonya’da Latince “artis martialis”ten gelen “savaşa özgü sanatlar” terimi yerine “bushido” terimi kullanılır.

Bushido teriminin kelime anlamı Louis Arpin’e göre şöyledir;

BU: “Savaşçı”
SHI:”Feodal Bey”
DO:”Yol”

Francis Didier ‘e göre ise Bushıdo;

BU:”Silahlı Kalkan: Aura’nın korunması”
SHI:”İnsan-Şövalye-At”
DO:”Yol”

Bu shi do

Kanji harflerinin çevrilmesi zordur çünkü Kanji, harflerden çok kavramda bir bütünlüğü temsil eder. Bu nedenle değişik şekillerde okunabilir. Bushıdo kavramı Slyvain Quintard’a göre Koreliler ve Japonlar arasında varolan felsefi, kültürel ve ticari ilişkilerden gelir. Bushido‘nun kökeninde yer alan Hamarang-Do (Hayatı geçmek için yol) ahlaki kavramı Japonlara, Korelilerden gelmiştir. Belki de şu günlerde dövüş hakkındaki ortak görüş vahşi ve barbarca olduğudur ve bu nedenle dövüşçü veya savaşçının da aynı şekilde vahşi ve barbar olması gerektiği düşünülür. Bununla beraber eğer bu savaşçıların hayatını, usullerini, Bushido’nun ilkelerini ve amaç edindikleri ideali incelemiş olsaydık, belki de farklı bir sonuca ulaşmış olurduk.

Samuray yalnızca kendisi veya ailesi için değil, aynı zamanda klanı ve feodal yöneticisi için yaşadı. Bushido kuralları, şerefe, bağlılığa, saygı ve cesarete büyük önem verdi ve dövüşün ruhuna girebilmek için hakça mücadelenin önemini vurguladı. Inazo Nitobe, ”Bushido; Japonya’nın ruhu” adlı kitabında “Sıradan insanlar için ciddi olan şeylerin kahraman kişi için nasıl oyun olabileceğini” anlatır. Bundan ötürü eski savaşlarda, savaş başlamadan önce iki grup arasında karşılıklı ağız dalaşına veya retorik bir çekişmeye girildiğine rastlamak olağanüstü değildi. Bir keresinde Kenshin’in dayanıklı düşmanı Shingen’in ölümünü duyduğunda “düşmanlarının en iyisinin” kaybından dolayı nasıl yüksek sesle ağladığını öğreniriz. Bu Kenshin, rakibiyle açıkça savaşta olmasına rağmen ona çok ihtiyaç duyduğu tuz kaynaklarını sağlayarak, Shingen’ e karşı davranışında bütün zamanlar için soylu bir örnek ortaya koymuş aynı Kenshin’di. Kenshin davranışını açıklayarak şunu belirtti; ”Tuzla değil, kılıçla savaşırım.”

Bushi’nin Sosyal Rolü

Bushido kurallarını işleyen savaşçılar, sosyal yapının dört büyük temelinden ortaya çıkmışlardır.

1-KÖYLÜLER VE ZANAATKÂRLAR: Birisi mevsimleri izleyerek toprağı işlerken, diğeri maaşını kendi teriyle kazanıyor ve hayatını, yaratmaya adıyordu.

2-TÜCCARLAR: Köylü ve zanaatkârlardan üretilenleri alıp, maaşlarını para olarak kazanıyorlardı. Bu döngüye mahkûm olup hiçbir şekilde silah taşımıyorlardı.

3-SAMURAY:  Tüccarları, zanaatkârları ve köylüleri eşkıyalara karşı savunuyordu. İnsan varlığı ve kültürü ilkesinin tanıtılmasından yanaydı.

4-Herkesin dayandığı dördüncü ilke kutsaldı. Bu ilke “birliği” simgeliyordu ve shogun veya imparator tarafından temsil ediliyordu. Kutsallığın hâkimi bile insanlardı. Öte yandan toplumun üç sınıfı; köylüler, zanaatkârlar ve tüccarlar ticaretle uğraşırlarsa bu ilke var olamaz. Öyle ki köylü üretimi verimli verimsiz devreler ve mevsimlere göre değil, alacağı paraya göre yapıyordu. Tüccar da pek farklı değildi. Onun açısından her çeşit durumda tek değişen şey üretimin kazancıydı. Savaşçı, tüccara dönüşüyor ve kendi gücünü şövalyelik için değil, para kazanmak için kullanıyor, bununla bilgeliğini yok etme yoluna gidiyor ve böylelikle toplumu sonsuz kargaşalıklara sürüklüyordu.

Bu toplumun ilkeleri dört kastla ifade edilen Hinduizm’in ilkelerine benziyordu. Bu kastlar,

Brahmanlar
Çatriyalar
Vaysalar
Sudralar

Samurayların eğitimi konusunda bushido, kafadan çok ruhu geliştirmeyi, karakterin aklın üzerinde biçimlenmesini savunur. Feodal Japonya’nın sınıflarının tüccarlardan (ticaretin her alanıyla uğraşanlardan) oluşmuş olması anlamlıdır. Para, samuraylar tarafından küçümsenirdi ve paranın değerini bilmenin iyi yetiştirilmiş olmaya işaret ettiği düşünülürdü. Lüks, insanlığa karşı bir tehdit olarak görülürken, hürmetkar sadelik takdir edilirdi. Öğretim gibi hizmetler için ödeme yapmak, Bushido’da itibar görmezdi. Bunun anlamı da bu hizmetlerin değersiz olması değil, paha biçilemez olmasıydı. Ölçülemezdi ve bu yüzden para bir ölçüt olamazdı. Kimi zaman hocalara hediyeler sunulurdu ve bu sunulanlar onlar tarafından minnettarlıkla kabul edilirdi, çünkü hocalar katı bir yapıya sahiptiler. Elleriyle çalışmak için fazla asil, dilenmek için ise fazla gururlu idiler. Samuraydan her zaman ve her yerde beklenen otokontrollü olmanın birer örnekleriydiler.

Modern akla aykırı gelebilirse de, iyilikseverlik bilhassa samuraya özgü bir nitelik olarak düşünülürdü. Uygun bir tarzda ya da doğru görgü kurallarına göre davranmak samurayın hayatının, gösterisine katıldığı Japon çay seremonisi gibi ayrılmaz parçasını oluştururdu.

İnce duyguların ortaya çıkartılması, şiir yazmayla teşvik edilirdi. Yürüyen bir askerin durduğu, kuşağından yazmak için gerekli aletlerini çıkarıp bir şiir yazdığı az rastlanır bir olay değildi.

“Ruhun beden üzerindeki hâkimiyetini sağlamak için doğru usullerle sürekli olarak yapılan egzersiz yoluyla kişi, vücudun bütün bölümlerini ve yeteneklerini kendisiyle ve çevresiyle ruhunun bedenine hâkim olduğu bir uyuma ve mükemmel bir düzene sokabilir.”

Özünde Bushido, ruhun maddeye üstün geldiğine ve vücudun ruhun aracı olduğuna dair basit bir temayı öğütler ve bu temanın savaş alanında olduğu kadar, günlük yaşam içerisinde de gerçekleştirilebileceğini savunur.

Tokugawa Dönemi’nin (1603–1868) başlangıcı 265 yıllık bir barışı getirdi ve bundan dolayı savaşa özgü sanatlar geriledi. Fakat samuray hala Tokugawa klan sisteminde en yüksek yeri tutuyordu ve yalnızca bu rejimin çöküşü ve modern Japonya’nın yaratılmasıyla eşsiz statüsünü kaybetti.

1877’de yönetim, Samurayların geleneksel çift kılıçlarını kuşanmalarını yasakladı. 150.000 Samuray, Saigo Takamari adındaki bir liderin etrafında toplandı ve yeni askere alınmış orduya karşı yürüdü fakat İmparator’un modernize edilmiş, silah taşıyan sivil ordusuna karşı zayıf bir rakip oldular.

Bu ayaklanma, ölmek üzere olan feodal Japonya’nın son nefesiydi.

Kenjitsu, samuray kılıç sanatı, “kılıcın yolu” olan “kendo”ya dönüştü.  Jujitsudan, daha hafifi olan judonun yanı sıra modern jujitsu ve aynı zamanda uyumluluğun yolu aikido ortaya çıktı.

Bu sanatların ‘do’su veya patikası/yolu, şahsi müdafaadan veya bir savaş sporunun yalnızca bir türü olmaktan daha fazlasını ifade eder. Bu usuller, kurucularının asıl niyetleri ve bushido geleneği korunduğunda, canlının ruhsal gelişimi için birer vasıtadırlar.

Savaş sanatları yalnızca bu geleneğe sadık kalınarak herhangi bir anlam taşımaya devam edebilir. Bunun için temel amaçları, Samuray’ın karakterin formasyonuna verdiği önemi göz önüne alarak, her zaman iyi insan üretmek olmalıdır.

Bushido kanunu dojoda veya spor salonunda devam ettirilemez. Gerçek bushinin dojosu hayatın kendisidir. Çünkü hayat, hayatın her zaman bir oyun olduğunu ama her oyun gibi iyi ve hakça oynanması gerektiğini hatırlatan; kişinin iyilikseverliği ve bağlılığı tatbik edebileceği, yürekli ve düşmanlarına  karşı saygılı olmasını gerektiren savaşlarla doludur.

Jonathan MYERS, Charles De Gréve

Yeni Yüksektepe Dergisi Sayı:2

Çeviren: Ferim ÇIKGEL

[1] En derin konsantrasyon hali. Sanskritçede Samadi olarak bilinir.

By | 2017-06-15T20:08:38+00:00 Mart 16th, 2017|Categories: Felsefe, Savaş Sanatları|0 Comments