Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Bushido

Bushido

Bu Shi Do :Savaşçının yolu… Savaşa özgü sanatların ruhu, savaş sanatları…

Savaş sanatları teriminin  kullanımı ilk olarak 20.yy’da gelişti Ancak kökene baktığımızda Eski Japonya’da ve İmparatorluk Çin’inde  Savaş alanlarında savaşçıların hünerlerini gösteren savaşçı keşişleri görüyoruz. Bu savaşçı keşiş kavramı da başta Kung fu olmak üzere bir çok sanatın kaynağı ve ilhamı olan  Çin de özellikle de Shaolin tapınağında gelişti. Hintli keşiş Bodhidarma 6.yy ilk yarısında Shaolin tapınağına girdi ve Zen olarak bilinen Budizm’in yeni bir kavramını Çin’e tanıttı.  Burada bulunan keşişlerin savaş sanatları hakkında bazı bilgileri vardı ve bu bilgiler Zen ile birleşti ve bu birleşme çok hızlı bir gelişmeye yol açtı. 7. yy’a doğru tapınakta savaş sanatları konusunda eğitilen 1000’in üzerinde savaşçı keşiş vardı ve bu  keşişler  belirli zamanlarda imparatora hükümet içinde çıkan karışıklıklarda askeri yardım sağladılar. Bu arada Zen, Budist keşişler tarafından tüm uzak doğuya yayıldı.Zen Mistizizmi ve dövüşü Eski Japonya’nın en soylu kastı Japon Savaşçılarıyla birleşti, (Bu Japon savaşçılara Bushi ya da askeri şövalyeler deniliyordu) ve en verimli zeminini buldu. Bunlar savaşçı hizmetkarlar Samuraylar ile birlikte Bujitsu çalıştılar Yani: At binme , okçuluk ve kılıç kullanmada ustalık. Bu Shi Do veya askeri şövalye usulleri olarak bilinen katı kurallarla yönetilen düello tipinde birebir savaşlardı.

Japonya’da Latince “Artis Martialis’ten” gelen “savaşa özgü sanatlar yerine” bushido kullanılır. Bushido teriminin kelime anlamı Luıs Arpin’e göre şöyledir:   BU: Savaşçı SHI: Feodal Bey DO: Yol.   Francis Didier’e göre ise Bushido   BU: Silahlı Kalkan SHI:  İnsan –Şövalye -At DO:  Yol, kalkan, insan, şövalye, at  kavramları ilişkisine baktığımızda bu kavramların temel olduğunu görüyoruz. Günümüzde Şövalye denildiğinde ilk aklımıza gelen zırh giymiş  elinde mızrağı ya da kılıcı olan bir savaşçı oluyor. Bu açıdan baktığımızda tanımımız yüzeysel olmaktadır. Şövalye atını süren, atına hakim olan kişidir. Burada ‘at’, insan kişiliğinin olumsuz yönlerini ve kusurlarını ifade etmektedir. Atına hakim olan şövalye  hırslarına, korkularına, çelişkilerine, eğilimlerine, arzularına, bencilliğine, adaletsizliğine hakim olarak erdemlerini geliştirmiş ve bu erdemleri insanlığa hizmet olarak sunmuştur ve öyle ki bir şövalyenin olduğu yerde koruma ve onur bulunmaktadır…. Bir  şövalyenin olduğu yerde adaletsizlik barınamaz, hiçbir canlıya zarar verilemez…

Bushido’nun kelime olarak kökeninde Kore’den Japonlara geçen Hamarang Do kavramı yer almaktadır ki bu da: “Hayatı geçmek için yol” anlamına gelmektedir. Bu yol ruhsal gelişim için vasıtadır. Bushi’nin sosyal rolü ve Bushi’nin ortaya çıkışı dört sosyal yapı içinden olmuştur.

Köylüler ve zanaatkarlar: Mevsimleri izler toprağı işler, maaşını kendi eli ile kazanıp hayatını yaratmaya adarlar.

Tüccarlar: Köylü ve zanaatkarlardan üretilenleri alıp maaşlarını para olarak kazanırlar.

Samuraylar: Tüccar ve köylüleri eşkiyalara karşı savunurlar. Adaleti sağlarlar.

İmparator: Herkesin dayandığı  4. ilke kutsaldı. Bu ilke birliği simgeliyordu. Shogun veya imparator tarafından temsil ediliyordu. Bu imparatorlar kutsallığın hakimi, bilge İnsanlardı Doğru uygulama olmadığında savaşçı tüccara dönüşüyor, ve kendi gücünü şövalyelik için değil para kazanmak için kullanıyor ve bununla bilgeliği yok etme yoluna gidiyor. Ve böylece toplumda kargaşa egemen oluyor. Bu toplumun ilkeleri 4 kastla ifade edilen Hinduizmin ilkelerine benziyordu. 4 Kast : 1-Sudra ( erdemi: iyi niyet) 2-Vaisya (erdemi: ölçülülük) 3-Kşatriya (Savaşçı Kast), (erdemi: cesaret) 4-Brahmin (Yönetici kast), (erdemi: basiret)

Bushido denilince ilk aklımıza gelen SAMURAYLAR çünkü Bushido savaşçının, samurayın  yoludur. Samuray sadece kendisi ve ailesi için değil aynı zamanda toplumu ,yöneticisi  İmparatoru yani ülkesi için yaşardı. Bütünün mutluluğu için çalışır ve hizmet ederlerdi. Bushido kuralları : Şerefe,  bağlılığa, saygıya ve cesarete dayanmaktaydı . Samuraylar sıradan insanlar için ciddi olan, zor olan, imkansız olan  şeyleri doğal basit bir oyun gibi yaşarlardı. Bunun için bir eğitim sistemine sahiplerdi. Samurayların eğitiminde: Kafadan çok ruhun eğitimine önem veriyorlardı. Samuraylar her durumda ve şartta oto kontrolün timsaliydiler İyilikseverlik Sanat ince duyguların ortaya çıkması önemlidir. Yürüyen bir askerin aniden durup cebinden bir kalem ve kağıt çıkartarak  şiir yazması sık rastlanan olağan bir durumdu. Aynı şekilde resim ve yazı sanatını da görüyoruz. Ruhun beden üzerindeki hakimiyetini sağlamak, doğru usullerle sürekli olarak yapılan egzersizleri ile  kişinin tüm yapılarını (Hint felsefesinde ve bir çok kültürde karşımıza çıkan fiziksel, enerjetik, duygusal ve zihinsel) düzene ve dengeye getirmeyi amaçlar.

Para samuraylar tarafından küçümsenirdi. Paranın değerini bilmemek, iyi yetiştirilmiş olmanın göstergesi idi . Lüks, bir tehdit unsuru olarak görülürdü. Önemli olan hürmetkar sadelikdir. Öğretim gibi hizmetler için ödeme yapmak Bushido’da itibar görmezdi: Bunun anlamı da hizmetlerin değersiz olması değil paha biçilmez olmasıydı. Hocaya olan en iyi teşekkür öğretinin yaşama geçirilmesi  çabasıydı . Kimi zaman küçük hediyeler sunulur ve bu da hocalar tarafından minnettarlıkla karşılanırdı. Japonya’nın en tanınmış savaşçılarından biri olan  Samuray  Miyamoto Musashi kendi yolunu şu şekilde tanımlıyor:

Benim yolum: Sanatla tanış, dürüst düşünceden sapma, mesleklerin yollarını öğren, dünyevi konularda kazançla kaybı ayırt et, görülmeyen şeyleri algıla, en küçük ayrıntıyı dahi önemse, yararı olmayan hiçbir şey yapma…

Zamanlama çok önemlidir; nefesli veya yaylı çalgılarda önemlidir çünkü ancak zamanlama iyi ise ritim sağlanır. Bütün hüner ve yeteneklerde zamanlama vardır. Miyamoto Musashi “ Bir işe başlamadan önce niyetlerini 4 ant üzerinde topla” der.  Asla geç kalma; Efendine yararlı, ebeveynlerine saygılı ol; Sevginin ve üzüntünün ötesine geç İnsanın iyiliği için var ol…  Özünde Bushido ruhun maddeye üstün geldiği ve vücudu ruhun bir aracı olduğuna dair basit bir temayı öğütler ve bu aracı en iyi, faydalı ve doğru şekilde kullanmayı amaçlar. Samurayların eğitiminde temel araçlar: Kılıç ve okçuluk.

Kılıç: İradenin sembolü olarak karşımıza çıkıyor. Savaşçı kılıcı ile yani kılıç kadar keskin iradesi ile kusurlarını kesmekte, yenmektedir. Kılıç kendine hakim olmanın, kontrolün aracıdır (Kalem ve kılıç yolu: Tokugawa döneminde genç erkekler klasiklerin yazılmasında ve kılıç oyunlarında eğitilirlerdi. Kılıç ve kalem Japon soylularının yaşamını doldururdu

Okçuluk: Samurayın esas silahıydı. Kılıç sonradan ön plana çıkmıştır. Okçuluk ta çay töreni ve kılıç sanatında olduğu gibi bir ayin olarak uygulanır. Aynı zamanda yay tanrıların gereçleri arasında sıkça rastlanan bir gereçtir. (Savaş Tanrısı Hachiman, Grek Apollon…) Dışa gösterişe yönelik bir uygulama bir spor dalında kazanılacak beceri değil, sonunda okçunun kendi kendisine nişan aldığı kendisini vurduğu bir uğraştır. Okçuluk sanatı istekliyi yola sokan normalde karşılaşamayacağı durumlar  ile kişiyi tanıştırarak kişiyi olgunlaştıran pişiren bir hazırlık aşamasıdır. Ok ve yay içeride ulaşılabilecek bir amaca götüren araçlardır, onlar amacın kendisi değil amaca götüren yoldur. Bu çalışmalarda silahı yenmek kavramı vardır. Bunun anlamı onun kullanımındaki zorluğa sebebiyet veren baskıları, sınırları ortadan kaldırmaktır ya da bu baskıları uyumlu bir biçimde çözmektir. Ok atma pratiği her şeyden önce bir dinginlik alıştırması ve ruhsal bir disiplini içerir. Gerçek sanat amaçsız ve niyetsizdir. “Bir amaca ne kadar ulaşmak istersek o kadar uzaklaşırız.” Esas engel bir amaca çok eğilmiş istektir. Atışı yapmak için ruhun sakin özgür ve atışı içeren bütün düşüncelerden serbest olması gerekir. Pratikte bu duruma ulaşabilmek için aşılması gereken zorluklar sayısızdır. Sonuna kadar gerilmiş bir yay tüm evreni içine alır, bu yüzden yayı doğru bir biçimde germeyi öğrenmek çok önemlidir. Samuray yayın kirişini azıcık çekip titreştirir. Çıkan ses insanın iliklerine kadar işler. Japon inanışında bu ses kötü düşünceleri uzaklaştıran bir sestir. Okçulukta soluk alıp vermenin önemi: Yayı germek zordur ve kas gereklidir diye düşünülür. Asıl iş nefes ile uyumlu olmasıdır. Kirişi çekmek için bütün gücünüzü harcamamalısınız. Nefes almak, bağlar ve bağımlı kılar. Nefes tutmakla her doğru iş başarılır. Nefes veriş hiçbir engel tanımadan çözer ve tamamlar.

Hoca ve öğrencisi:

Öğrenci: Soluk alıp verme ve yayı germe işlemi sırasında kendimi sıkıyor ve hocaya özür dileyerek elimden geldiğince kasılmamaya çalışıyorum diyerek açıklamaya çalışır. Hoca: İşte tam üstüne bastınız, kendimi sıkmayayım diye düşündükçe kendinizi sıkıyorsunuz. Sanki yapacak bir şey yokmuş gibi kendinizi yalnızca soluk alıp vermeye veriniz. Gergin kirişi bir bebeğin kendisine uzatılan parmağı yakaladığı gibi tutmalısınız . Bir bebek parmağı öylesine sıkı tutar ki  minicik yumruktaki güce şaşırırsınız ve bebek parmağı bıraktığı zaman en ufak bir titreme olmaz. “Biliyor musun” der hoca “bu nedendir?” Çünkü bebek şunu bırakayım da şunu tutayım diye düşünmez, o parmağı bırakır ve başka şeye yönelir, bebek o şeylerle oynuyordur. Doğru yolda amaç güdülmez, yarar beklenmez, hedefi vuracağım diye ne kadar çabalarsanız o kadar hedeften uzaklaşırsınız.

Samurayların Yok Oluşu

Tokugava döneminde 1603-1868 savaş sanatları geriledi modern Japonya’nın yaratılmasıyla samuray eşsiz statüsünü kaybetti. 1877’de yönetim samurayların çift kılıç kullanımlarını yasakladı. 150.000 samuray bir lider etrafında toplandı ve yeni askere alınmış orduya karşı yürüdü fakat imparatorun modernize edilmiş silah taşıyan ordusu karşısında zayıf kaldı. Bu ayaklanma ölmek üzere olan eski Japonya’nın son nefesiydi. Samuray, kılıç sanatı –Kendo’ya dönüştü ve Jui-Jitsu’dan daha hafif olan ju do ile uyumluluğun yolu olan Aikido ortaya çıktı. Bushido ilkeleri, yaşam felsefesi, var oluş amacı, günümüzde felsefi savaş sanatları olarak yaşamını devam ettiriyor. Bushido denilince, savaş sanatları denilince ilk aklımıza gelen dövüş yada savaş oluyor ve burda bir ortak görüş belirliyor: Bu dövüşlerin vahşi ve barbarca olduğu. Bu nedenle dövüşçü ya da savaşçının da vahşi ya da barbar olması gerektiğini sanıyoruz.

Ama aslında asıl olan görünenin arkasındaki oluyor. İşte  felsefi savaş sanatlarını, Bushido’yu ilkelerini, amaçlarını, idealini, incelediğimizde farklı bir sonuca ulaşıyoruz.  Savaş sanatlarının felsefi kısmı, insanı bilgeliğe ulaştırmada gerekli insani ve yaşamsal formasyonu vermesidir. Nasıl insan olunur, bunun aktarımıdır ve bunun için insan hayatında edindiği rollerde hangi araçları en iyi şekilde kullanmalı konusunun araştırılmasıdır… Bilgeliğe ulaşmak için hangi aşamalardan geçilmesi gerek? Savaş kısmına gelirsek, temel olan iç savaşımdır. Bizim dışımızda başka bir rakip yoktur.  İnsanın içindeki adaletsiz, düzensiz, bencil, hırslı, açgözlü olanı, adil, düzenli, uyumlu, cömert olan ile yer değiştirmek için verdiği iç mücadeledir. Yani kişinin kendisini yenmek için vermiş olduğu bir savaştır ve yaşam boyu sürer. Savaş sanatlarının bozulmasının sebebi, sokak kavgası ile savaş sanatlarının birbirine karışmasıdır. Savaş sanatlarının asıl amacının kişinin içsel yönünü geliştirmek olduğunu unutanlar, sadece teknik yönünü ele alarak, bilinçli ya da bililinçsiz şekilde bu işi sokak kavgası düzeyine indirmiştir. Rakibi alt etmek için yapılan  kaba bir spor olmuştur. Karate denilince bir tahta parçasını kıran el, Yoga denilince bacakları düğümlenmiş çivilerin tepesinde oturan bir Hintli hayal ediyoruz. Buradaki yanlış; konunun özünü anlamak yerine uygulamadaki sonucun gözümüzü boyamasına izin vermektir.

Savaş sanatlarının çalışıldığı mekan olarak bilinen DOJO idman yapılan yer anlamına gelmektedir.  DOJO sözcüğü Sanskritçe de EGONUN YOK EDİLDİĞİ YER VE AYDINLANMA YERİ anlamına gelen Bodhidarma sözcüğünden türeyerek Japonca’ya geçmiştir. Burada karşımıza iki kavram çıkıyor: Birincisi egonun beslenmesi, diğeri de egonun yenilmesi: EGO nasıl besleniyor? Amaçlar ortaya doğru konmadığı zaman bu, egonun yenildiği yer, egonun beslendiği yer anlamına gelmektedir. Çalışma, disiplin: Arkadaşlarımın canını yakmak, ne kadar güçlü olduğumu göstermek için değildir. Bu ve benzeri amaçlar egoyu besler ve ego beslendikçe kişiyi kontrolü altına alır. Sonuçta kişilerin insanları kendi kontrolleri altına almak istemeleri,  kendini daha üstün görmeleri ve insanların birbirleriyle yaratılan rekabet ortamı ortaya çıkar. Bu durumda yaşanan şey nedir? Değer kayıplarıdır ve sonucunda hoşgörüden, sevgiden, saygıdan, uyumdan yoksun insan oluşur… Şiddet ve egonun beslenmesi kişiyi daha da saldırgan yapar. Hırs, öfke, korku öğrenmeyi engeller ve bizi sınırlar. Kendimizi başkalarından daha güçlü yapmaya çalıştıkça kendimizi içten yıkan bir takım alışkanlıklar ediniriz. Bu alışkanlıklar bizi kemirip zayıf düşürene kadar esir alınmış olduğumuzu fark edemeyiz. Bir savaşçının asıl savaşı kendi özgürlüğünü engelleyen kendi korkularına karşı verdiği savaştır. Buda  “Bir savaşta 1000 kişiyi yenen kuvvetlidir, ancak kendini yenen ise kudretlidirdemiştir.

Günümüzde kendimizi yenmek, aşmak için  değil de diğerlerini yenmek için çalışıyoruz. Kendimize rakipler belirliyoruz ve onlardan  daha güçlü olmak için çalışıyoruz. Bunun için neler yapıyoruz? Ağırlık çalışmaları ve bunları ilaçlarla destekleme yoluna gidiyoruz ki burada sağlığın tehlikeye atılması önemsenmez. Çünkü kazanmak her şeydir. Kimin daha üstün olduğunu görmek için müsabakalar düzenlenir. Bu yaklaşım özellikle batı olmak üzere günümüz dünyasının yaklaşım biçimi olmuştur. Ve bu durum gelişme, ilerleme olarak görülmekte insanlar başkalarını yenmek ve ne olursa olsun kazanmak için nelerin ziyan edildiğini bilmek bile istemezler. İnsanlar daha hızlı, daha güçlü,  daha zengin, daha güzel olduklarını göstererek, madalya veya saygınlık kazanmaya çalışarak ve bunun getireceği yapay mutluluk peşinde koşarak zamanlarını tüketirler. Doğru bilinen; direnmek, karşı koymak,  güce güç ile karşılık vermektir. Savaş sanatları, sadece bedenin gelişimini değil asıl olarak ruhun gelişimini amaçlar ve bu yüzden bir eğitim sistemidir. Kişiyi zihinsel, duygusal yani psikolojik ve fiziksel bir bütün olarak ele alan, tüm bu unsurları bir araya toplayan onları uyumlaştıran bir eğitim sistemidir. Savaş sanatları ruhun eğitimidir. Eğer beden güçlü, ruh zayıf olursa; toplumda çıkarcılık ve bencillik ortaya çıkar. Savaş sanatlarında uyum vardır. Samuray bu uyumu iç olarak yaşayıp tüm yaşamına yansıtmaya çalışır. Nedir bu uyum? Doğa yasalarına uyum, piyanist ile piyano arasındaki uyum, bir bahçıvan ile çiçekleri arasındaki uyum, samurayın kılıcı ile uyumu… Kişinin düşündüğü, hissettiği ve yaptığı arasındaki uyum ve birliktir. Güçlerin çatıştığı noktada uyum söz konusu değildir.

Uyum ile ilgili düşünürken bir orkestra hayal edelim ve içindeki bir müzisyenin canının istediği şeyi çaldığını düşünelim… Canının istediği zaman istediği şeyi yapmak, uyum yolunun dışındakilere özgürlük gibi görülebilir ama bu özgürlük değil düzensizlik, başıbozukluk, uyumsuzluktur. Özgürlük disiplindir. Bunun sonucunda da ahenk, uyum ve armoni vardır. Hatalı hareketler uyumsuzluk yaratır. Hata büyük küçük fark etmez. Küçük hatalar gözden kaçar ve birikerek büyük hataları ortaya çıkartırlar. Yeni başlayanlar bir tekniği çalışırken çoğunlukla bir an önce o tekniğin sonucunu elde etmeye, diyelim ki rakibi düşürmeye çalışırlar ya da gitar çalınıyorsa hemen virtüöz olmak isterler… Bunun için bir çok örnek verebiliriz.. Gösterilen telaş  yanında, sabırsızlıkla yapılan hareketler başarıya ulaşmadan söner. Yapılması gereken bu uyumsuzluğu ortaya çıkartan , hatalara neden olan korku, telaş, öfke, hırs unsurlarının yenilmesidir Bizi engelleyen bu kusurlarımızdan kurtulduğumuz zaman sonsuz bir öğrenme yolu açılır. Bu bir yaşam dersi ve meditasyon biçimidir. Hem hayatta hem dojoda yüksek bilinç noktasına çıkmak için uygulanır.

Ana (Şimdiye) konsantrasyon önemlidir. Meditasyonun amacı kişinin iç dünyasını geliştirmek, merkezi bulmaktır, çünkü merkez aydınlıktır… Zihin şimdi ile değil bir sonraki işle meşgul olduğu zaman sağlıksız sonuçlar doğurur. Eğer şimdi ne yaptığımıza dikkat eden bir kimse isek biliriz ki bir sonraki hareket zamanı geldiğinde kendiliğinden gerektiği gibi olacaktır. İşte bu sakinliğe sahip olmak için tekrar tekrar çalışmak gereklidir. Felsefi savaş sanatlarında öğrenmek demek bir takım fiziksel hareketleri öğrenmek demek değildir. Bir süre sonra o hareketlerin ötesine gizlenmiş olan gerçeği anlamak demektir. Bunun için gereken süre kimi zaman pek uzun olmayabilir, kimi zaman ise bir ömür yetmeyebilir. Bu süre öğrencinin öğrenmeye hazır olmasına bağlıdır. Buradaki amaç ruh ve beden uyumunu sağlayan disiplindir. Doğallık gerektirir ki bu doğallık; bir su damlasının olgunlaşıp düşmesi gibi zorlamasız ve kendiliğinden olmalıdır. Yoğun fiziksel çalışma olmadan içsel gelişme elde etmek mümkün değildir. Öğrenci çalışmaya başladığı anda, (savaş teknikleri öğrenerek) yürümeye başladığı yolda egosunun korku, nefret, öfke, geçmiş ve gelecek ile ilgili çıkar hesapları ve kendi iç çatışmalarından arınır.

Zorluklar karşısında sarsılmayan bir sükunet gerekir. Bunlar, savaşçının en önemli gereksinimleridir. Felsefi savaş sanatları duyarlılık eğitimidir. Bedeni dinlemeyi ve bireysel dengeyi öğretir. Felsefi savaş sanatları kavga etmeyi değil etmemeyi öğretecektir. Üç samuray hakkında bir hikaye vardır: Bir samuray ormandan geçerken karşısına bir haydut çıkar “ya paranı ya canını !” der. Der ama samuray yürüyüşünü bile aksatmadan kınından çektiği kılıcı ile geniş bir daire çizerek saldırganı o anda cansız yere serer ve ardına bakmadan yoluna devam eder, gider. İkinci samuray da ormanda ilerlerken bir soyguncu ile karşılaşır ve tekmelerini, yumruklarını kullanarak soyguncuyu yarı ölü bir halde arkasında bırakıp yoluna devam eder. Üçüncü samurayın karşısına çıkan soyguncu da elindeki koca bıçakla onu tehdit ederek nesi var nesi yoksa kendisine vermesini, yoksa onu öldüreceğini söyler . Samuray , “Zavallı adam. Haline bakılırsa aç olmalısın, bende yeteri kadar yiyecek içecek var, al şunları ayrıca  buralarda bir han var, istersen seni götüreyim, iyice karnını doyurur dinlenirsin, merak etme ben ödeyeceğim” der ve de öyle yapar. Bu öyküde bizi ilgilendiren nokta, hangi savaşçının daha iyi savaşçı olduğudur. İlk samuray ustaca kılıç kullanmakla birlikte, içinde ilk bakışta kolayca fark edilmeyen bir korku olmasaydı, ustalığına gerçekten güvenseydi o saldırganı öldürmezdi. İkinci samuray, birinciye oranla biraz daha kendine güvenmekle birlikte onun da yüreğinde uyum ve sevgi yerine korku gezinmekteydi. Üçüncü samuray için ise soyguncu yok edilmesi gereken bir düşman değildi. Ona iyi davranması kendini acındırmak, merhamet dilemek için ise hiç değildi. Sadece gerçek ustalığından kaynaklanan korkusuzluk ile saldırganı kendisinden maddi manevi (para ,prestij, vs) herhangi bir şey çalacak bir düşman olarak görmediği için onu engellemeye çalışmamış ya da korkuya kapılarak ona karşı kendini savunmaya kalkışmamıştır. İçimizde korku olduğu zaman sevgiye ve uyuma yer kalmaz. Öfke, nefret, şüphe,  korku  gibi duygular bizi içten zehirler, güçsüzleştirir. Bu olumsuz duygular sarsılmayan irade, adalet, cesaret ve bilgelik ile yer değiştirmedikçe gerçek bir savaşçıdan söz edilemez. Kin, nefret korku şüphe vb kavramlar kusurdurlar ve Sokrates’in dediği gibi insan kusurları tarafından öldürülür.

Bir savaşçının asıl savaşı başkaları ile değil kendi özgürlüğünü engelleyen kendi korkularına karşı vermiş olduğu savaştır . Bushido, bu gelenek korunduğunda canlının ruhsal gelişimi için bir vasıta olur. Temel amaçları samurayın karakterinin formasyona verdiği önemi göz önüne alarak her zaman iyi insanı üretmek ve ortaya çıkartmak olmalıdır. Bu çalışmalarda her zaman usta çırak yöntemi geçerlidir. Bushido kanunu dojoda veya spor salonunda devam ettirilemez gerçek bushinin dojosu hayatın kendisidir. Çünkü hayat insanın erdemlerini tatbik edebileceği, yürekli ve herkese karşı saygılı olmasını gerektiren savaşlarla doludur.

Ege BATTAL, Araştırmacı

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 47 – 48

Kaynakça

Beş Çember Kitabı – Miyamato Musashı

Zen ve Okçuluk  –  Eugen Herrigel Aikido – Haluk Emçioğlu

By | 2017-09-30T22:17:01+00:00 Mart 16th, 2017|Categories: Savaş Sanatları|0 Comments