Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Emin Olmak ve Fanatizm

Emin Olmak ve Fanatizm

Kanaat deyince bir şeye ikna edilmiş olmayı anlıyorsak göz önüne almamız gereken ilk şey, tüm kanaatlerin entelektüel nitelikte olmadığıdır. Diğer pek çok konuda olduğu gibi kanaat insanoğulları olarak ortaya çıkışımızın tüm planlarında kendini ortaya koyar. Böylelikle fiziksel, enerjetik, duygusal, zihinsel, çok daha yüksek ve kompleks olarak ruhsal planlarda adlandırdığımız diğer kanaatler olacaktır.

Fiziksel bedenimizin yaşamak için ihtiyacı olan çok açık ve değişmez kanaatleri vardır. Ne zaman acıktığını, uykusu geldiğini veya herhangi bir hastalığın onu canından bezdirdiğini aklımızdan daha iyi bilir. Beden kendine soru sormaz; yalnızca kesin olarak onayladıklarına dayanarak yaşamsal gereklerini yerine getirir. Geleneksel ezoterik öğretilere dayanırsak fiziksel beden ifade araçlarımızın en eski olanıdır ve milyonlarca yıldır deneye dayalı yerinden oynatılamaz bir bilgeliği, kullanmak üzere saklamaktadır.

Her fiziksel organın özel bir işlevi ve dili vardır: Her seferinde bize doğrudan varlığını sürdürmek için bir şeyin eksik olduğunu söylerler. Midenin açlığı duyumsaması konusunda problemi yoktur, baş da ağrı hissettiğinde şüpheye düşmez; ne mide ne de baş, gerekliklerinin başka nedenlerden ortaya çıkması veya bu gerekliliğinin yanıltıcı bir fantezi olması olasılığını ileri sürer.

Enerjetik kanaatlerimiz, bedenimizin dinlenmeyi talep ettiğinde, biraz hava teneffüs etmek istediğinde, kendimizi güneş ışığına bırakmak, uyuşukluğu gidermek için koşmak veya kendimizi bir duşun altında veya deniz sularında tazelemek istediğimizde açığa çıkar. Enerjimizin “düştüğünü” hissettiğimizde, kendimizi varoluşsal bir endişe içerisinde hissetmeyiz. Doğal bir şekilde, çalışmayı veya sadece yaşamayı sürdürmek için yeniden enerji yüklemeye ihtiyacımız olduğunu biliriz.

Daha üst alanlara girdiğimiz ölçüde görünüm daha kompleks bir hal alır. Duygusal ve zihinsel seviyede kanaatlerimiz artık fiziksel bedenimiz veya onun enerjetik ifadelerinde olduğu gibi açık olmayacaktır.

Hiç şüphesiz ki duyular ve onların kapsadığı her şeyi içine alan alanda kendimizden emin olarak hareket ediyoruz. En önemli olanları biliriz (veya tecrübe etmenin gerekliliğine inanırız), onları bu duyulardan ortaya çıkan doğal karmaşıklıklar dışında büyük karmaşıklıklar olmaksızın hayatlarımıza dahil ederiz fakat kanaatlerimiz için aynı şey söz konusu değildir.

Herkes sever veya aşkın sunduğu farklı biçimlerde bir kez sevmiştir. Sevilirken bir kanaatin varlığı mutlaktır. Hisler tükendiğinde şüpheler doğar; az çok uzun bir süre boyunca sevip sevmediğimizi bilemeyiz ve sonunda ilk duyguyu güçlendirerek veya bizi duygusal olarak etkilemiş olanı kesin olarak bir kenara bırakarak durum abartılır.

Herkes bir kere korku hissetmiştir. Bu korku gizlenebilir veya gizlenemez fakat vicdanen korkunun kişiyi boğduğu ve bu dengeyi bozan duygunun özellikleri çok iyi bilinir.

Böyle pek çok örnek verebiliriz.

“Hiçbir şey hissetmediğinden” yakınan insanlar mutlaka vardır ama bu vakaları dikkatle inceleyecek olursak bu kişilerin duyguların sonuçlarından korkan ve bundan dolayı duygusal araçlarının kendini özgürce ortaya koymasına izin vermeden kendilerini kısıtlayan kadın ve erkekler olduklarını görürüz.

Yalanmış gibi gelse de böyle konuşan insanlar da bir şeyler hisseder; korku, kaygı, güvensizlik… Bu nedenle duygusal kanaatleri, negatif olmaları nedeniyle kanaat olmayı bırakmayan diğer negatif kanaatler tarafından karmaşıklaştırılmıştır.

Entelektüel dünyamızdaki fikirlerle ilgili mutlak bir kesinliğe sahip olmak hala çok güçtür. Bir yandan bunun nedeni, fikirlerin her yönden “sunduklarının” çok çeşitli ve bol olmasıdır. Her gün iletişim araçlarını yeni fikirler (veya sahte fikirler) ve aynı zamanda saçma veya az çok ciddi konuşmalar istila eder. Dünyadaki bu kadar önemli kişiliğin, bizi endişelendiren sorunların çoğu konusunda hemfikir olmaması karşısında ne düşünmeli?

Öte yandan “tüketicilere” binlerce fikir sunanlar, bunları hiç kimse kendi başına düşünmeye cesaret etmesin diye tasarlarlar ve bu şekilde uygun ve kalıcı kanaatlere sahip olmak nerede ise imkânsızlaşır. Bugün “insanları sürü gibi gütmek” söz konusudur, koyunlar kitleler nereye giderse (veya güdülürse) oraya giderler ve diğerlerinden farklı bir şeye düşünmeye veya onlardan farklı bir şeye inanmaya karşı korku ağır basmaktadır.

Zihinsel kanaatler ve hatta ruhsal olarak adlandırmış olduklarımız bile kendi yeteneklerimizin bireysel olarak uygulanmasından doğar. Öncelikle düşünmeye (ve aynı zamanda doğal olarak hissetmeye de), gerçek sezgilerimizin ve derin engellerimizin arayışında iç dünyamızı keşfetmeye cesaret etmek gerekir. Başlangıçta bu kolay olmayacaktır ama sürekli uygulama ile bugün fizik bedenin gösterdiği aynı kendinden emin olma hali ortaya çıkacaktır.

Hiçbir etki altında kalmadan tamamen kendi başımıza düşünebilir miyiz? Sanıyorum ki hayır. Sanıyorum ki hiç kimse bu yeteneğe sahip değildir fakat her halükarda onların bizim fikirlerimiz olduğuna ikna olacak kadar bizim fikirlerimize uyan diğer insanların fikirlerini edinebiliriz. Bize en uygun olduğunu sezdiğimiz fikirleri, düşünceleri, inançları içselleştirmek asıl konudur.

Emin olma söz konusu olduğunda orijinal, şimdiye kadar hiç ifade edilmemiş yeni bir fikre sahip olunması değil uzak devirlerden gelebilmiş bir fikre sahip olarak yaşamak önemlidir. Hiç şüphesiz ki böyle bir fikirle, birbiri ile ilişkili değerler sistemi meydana getirmek için, uygun ve muteber hale geliriz.

O zaman ilk adım zihni, yaratıcı imgelem ve sezgi yönleri ile ruhu açmak, korkunun pençesinde sıkışıp kendimizi kapatmamaktır. Korku ile hiçbir kanaate varılmayacağı kesindir. Düşüncenin uygulanması, doğru dinlemeyi, okumayı bilmek, sözlere ve onların ifade ettiklerine dikkat etmek, başlangıçta korkarak fakat daha sonra daha güçlü bir şekilde filizlenen kesinliklere güvenme yolunu açacaktır.

İkinci adım bu fikir ve sezgileri, hatalar yapsak da bizim fikirlerimiz ve sezgilerimiz kılarak yaşamak, uygulamak ve denemektir. Hatalardan da ders alınır.

Birkaç büyük duyguyu, açık fikri ve parıltılı sezgiyi dolu dolu yaşamayı başarırsak, kanaat getirmenin olağan dışı mutluluğunu, kendimizin efendisi olmayı bilmenin eminliğini, onu her zaman kabul etmeyip anlamasak da bize ait olanı aktarabilmeyi tecrübe edeceğiz.

Kanaatlerimizi Mutlak Hakikat ile karıştırmamamız gerektiği ortadadır. Kibir göstermeye çalışmıyoruz. Büyük Hakikat, hâlâ bizim imkânlarımızın ötesindedir fakat her şeyden önce tüm zamanların bilgelerinin ve aydınlanmış olanlarının o mutlak kendinden emin oluşları aşamasına ulaşabilmek için, basamaklar olan kanaatleri her elde edişimizde, bize mucizevi bir şekilde yakınlaşmaktadır.

Şüphesiz ki günümüz dünyasında iletişim araçlarının manşetlerini sürekli ve ayrım gözetmeksizin işgal eden, anlamlarını yitirerek ağızdan ağza dolaşan bazı kavramlar çok sık moda olur. Tarikatlar, köktenci hareketler, teröristler, silahlı çeteler, ayaklananlar, manipüle edenler, dolandırıcılar, ahlaksızlar hakkında o kadar çok şey duyuyoruz ki artık neye ve kime inanacağımızı bilmiyoruz.

Kötülükleri son haddine ulaştırmak için, bu taçlandırılmış kelimeler fanatizm kavramı ile birlikte kullanılır. Bu nedenle bunca korkunçluktan kaçmak için “bir başka fanatik daha” şeklinde değerlendirme riski ile hiç kimse hiçbir anlamda bu kelimeleri kullanmaya cüret etmez.

Kötü olan her şeyi şişirmek olan bu kötü tarz, sadece insanlara neler olduğunu aktarmak için değildir. Çok daha aşağılık ve her zaman kanunsuz bir şekilde prestij ve para kazanmak için onlara en uzun bilgilendirici alanları ayırmak, insanlığın başına gelebilecek en kötü şeye neden olur: Kanaat yoksunluğu.

Niyetimiz, emin olmak ile fanatizm arasında gördüğümüz farkı açığa çıkarmaktır böylece şeyleri kendi yerlerine koyarak herkes kendini ve diğerlerini bir parça daha fazla yargılayabilecektir.

Emin olmak, iyi gerekçelere, deneyimlere ve nirengi noktalarına dayalı, gelişen bir kesin bilgiden ortaya çıkan, yüksek bir psikolojik, entelektüel ve ahlaki uzlaşma halidir.

Kanaatlere sahip bir insan, bütünsel bir sağlığın imrenilen bir özgüven ile denge ve sağduyu ile hareket etmesine imkân veren, nereden gelip nereye gittiğinin bilgisine sahiptir. Kanaatler bizim iç yeteneklerimizin sürekli uygulanmasından ve hareketli fikirlerin yavaş yavaş sağlam yargılara dönüşmesinden doğar. Bu, ne bir kaynaşma ne de bir durgunluktur. Aksine kanaatlere sahip olanlar ideaların (ilk örneklerin) ritmi ile yaşar, çünkü idealar kendilerine özgü bir enerjiye ve doğal bir gelişme hızına sahiptir.

Kanaatlere sahip bir insan hoşgörülüdür. Kanaatleri konusunda katıdır ama diğerlerine fırsat verir. Farklı düşünenleri küçük görmeyip her zaman onları dinlemeye hazırdır. Aktif bir hoşgörüye sahiptir ki bu aktif hoşgörü diğerlerini dinlemek, onları incitmeden ve onlara hakaret etmeden kendi düşüncelerini ifade edip savunmaktır. Böyle bir hoşgörüye sahip olan kişi, kendisi ve diğerleri için yaşam alanları yaratmayı bilir. Yer açar, yaratır, yerini bilir, başka yerleri işgal etmez, çevrelerindekilere ne kötü davranır, ne onları tedirgin eder ne de zorlar. Kendisini ne zorbalıkla kabul ettirir ne de tüm mükemmeliyetin doruğu olarak değerlendirir. Kanaatleri, onun gelişmesine, her seferinde biraz daha iyi olmasına yardım eder.

Fanatik bir insan az düşünür veya hiç düşünmez. Diğerlerinin ona verdiklerini, iyi olarak özümser ve düşünceler yerine, kendini bilinçsiz eylemlere sürükleyen kontrol edilemez tutkular geliştirir. Bu tutkuları değerlendiremediğinden onlardan ötürü pişmanlık bile duymaz.

Fanatik (bildiğini sandığı fikir o ise), sadece bir fikri bilir. Aslına bakılırsa fanatik sadece bir fikri kabul eder ve bu kabule kendi kesin bilgileri ile değil çoğu zaman ustaca başka türlü gösterilen bir zorlama ile varır. Çoğu insanda kendini uygun bir şekilde kanalize edemeyen insanlığa yardım etmeye duyulan gizli istek, fanatikleri, oyunlarına katmak için yararlı aptallara ihtiyaç duyan diğer fanatiklerin kolay bir avına dönüştürür.

Fanatik; hoşgörüsüz olarak tanımlanabilir. Farklı bir şekilde düşünebilen ve hissedebilenlerin varlığını bile kabul etmez. Bundan dolayı her durumda onları saf dışı bırakmaya çalışır; ölüm veya işkence bu davranışın korkunç tezahürleridir. Fanatik dinlemez, onun diyalog kurma kapasitesi yoktur. Yalnızca kendi temel ilkelerini, kendi sesleri ile kendini şaşırtmak için yüksek sesle haykırır ve başka herhangi bir fikre meydan vermez. Sahip olduğu onun için yeter de artar bile. Geri kalan her şey değersizdir, var olmamaktadır veya var olmayı kesmelidir. Fanatizm, tiranlıkla aynı kökten gelmektedir.

Emin olmak filozoflara, fanatizm ise delilere özgü olduğundan birini diğerinden ayırt etmek son derece önemlidir. Birçok (fazlasıyla çok) fanatik ile yaşamak zorunda olduğumuz doğrudur, fakat bu saçmalık bizi insanlık için yapılan soylu ve verimli işlere daha fazla zaman ve mekân harcamaya yöneltecek hale gelene kadar bu sapkınlığın bilinçsizce taklidi içerisine düşmemeliyiz. Ahlaksal bütünlüğümüzü korumalıyız. Kendimizi bugüne yönelmiş, geçmişi seven ve geleceği düşünen, içten kanaatleri olan, idealist ve kusursuz insanoğullarına dönüştürmek için gerekli olan öğrenimi geliştirmeliyiz.

İnsan istedi mi yapamayacağı şey yoktur (istemek yapmaktır) ve bu durumda istiyorsanız en iyi duygularınızı, fikirlerinizi ve ahlaki değerlerinizi tatmin eden bir şekilde yaşamaya başlayabilirsiniz. Anahtar kendinizdedir.

Delia Steinberg GUZMAN

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 20

2017-06-19T22:21:04+00:00