Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Eski Yunan’da Tıp

Eski Yunan’da Tıp

ASKLEPİOS KÜLTÜ, ASKLEPİOS, ASKLEPİON VE ASKLEPİADLAR

İçinde bulunduğumuz uygarlıkta her konuda olduğu gibi tıp alanında da teknolojik bakımdan sürekli bir değişim ve gelişme gözlenmektedir. Ancak bu değişim ve gelişim, uygarlığın bir özelliği olarak daha ziyade yatay düzlemde olmakta, giderek tüm parçalar birbirinden uzaklaşarak bütünlük anlayışı kaybolmaktadır çünkü parçaları birleştirip, bütünleştirecek ana bir hedef, temel bir ilke yoktur. Tıptaki aşırı branşlaşmadan dolayı, insan ve sağlık kavramları da parçalanmakta, hekimin ve sağaltım metotlarının hastaya yaklaşımı da ister istemez tek yönlü olmaktadır.

Gelişen teknoloji sayesinde, başarılı bir şekilde kalp nakli yapılmakta, yapay kan üretilmekte, mikro enjeksiyon yöntemi ile istenilen zamanda, istenilen cinsiyette bebeğin doğumu sağlanabilmektedir ama yüksek tansiyon, depresyon, karaciğer ve kalp hastalıkları, baş ağrısı gibi daha basit sayılabilecek hastalıklara kesin bir çözüm bulunamamakta ve bu tip hastalıkların oranı gittikçe artmaktadır.

Eğer iyileştirme gücü teknoloji ile doğru orantılı ise, o zaman neden bugün psikosomatik hastalıkların oranı giderek artmakta ve bunlara kesin bir çözüm getirilememektedir?

Tıbbın bir sanat olduğunu hatırlayacak olursak; hekimin de sadece tıp bilgisi olan kişi demek olmadığını bilmemiz gerekir. Hekim, mevcut tıp bilgisini yüksek bir etik anlayışı ve sahip olduğu iç potansiyel ile birleştirerek uygulayan gerçek anlamda filozof ve sanatçı bir kişidir. Günümüzde böyle bir tıp anlayışı ve filozof-sanatçı bir hekim bulmak zordur ama geçmişin sayfalarını çevirdiğimizde bugün bizim ilkel olarak kabul ettiğimiz, herhangi bir teknolojik imkandan bahsetmenin söz konusu bile olmadığı dönemlerde bakın nasıl bir tıp anlayışı ve ne tür hekimler vardı:

Eski Yunan tıbbı iki devrede incelenir:

1.Devre: M.Ö. II. yy. da başlayıp M.Ö. V. yy. a kadar devam eden mitolojik devre.

2.Devre: M.Ö. V. yy. da Hipokrat ile başlayıp gelişen bilimsel devre.

Mitolojik devreye prehistorik devre denir. Bu dönemden günümüze ulaşan bilgiler efsanelerle anlatılır.

Mitolojik dönemdeki tıp anlayışı dini inançlarla iç içedir. Hastalıklardan kurtulmak ve iyileşmek için tanrının yardımı gerekirdi.

Tanrılar; insanların sahip oldukları kötü huy ve zayıflıkların hepsinden arınmış, kendi içinde denge ve uyumu gerçekleştirmiş üstün varlıklardır. Talihsiz durumlarda ve hastalıkların iyileşmesinde insanlara yardım ederlerdi. Bu tanrılar içinde Eski Yunan’da adından en çok söz edilen, Tıp Tanrısı Asklepios’tur.

Mitolojiye göre Asklepios, en büyük Sağlık Tanrısı Apollon ile Koronis adlı bir perinin çocuğudur. Sık sık savaşlara giden yakışıklı Tanrı Apollon’u karısı Koronis, hamile olduğu halde başkası ile aldatır. Apollon Koronis’i öldürür. Sonra karnındaki çocuğa acır. Karnını yararak çocuğu alır. Onu büyütüp yetiştirsin diye yarı at, yarı insan Kheiron’a teslim eder. Kherion bu çocuğa Asklepios adını verir. Asklepios; Aleksicous’tan gelir. Kelime “hastalığı uzaklaştırdı” demektir.

Zamanla Asklepios öylesine hünerli bir hekim olur ki ölüleri bile diriltmeye başlar. Hatta öyle ki, büyük Tanrı Zeus’un canlandırarak ölüme mahkum ettiklerini bile iyileştirince Tanrı Zeus buna çok kızar ve yıldırım ile Asklepios’u öldürür.

Bu efsanenin taşıdığı mesaj; “hekim”in doğa yasalarına karşı çalışmaması gerektiğidir. Hekimin görevi doğa ile uyum içinde çalışmak olmalıdır.

Rivayetlere göre, Asklepios 90 sene yaşar. Epione ile evlenir. Üç oğlu, dört de kızı olur. Oğulları Machaon, Telesphore ve Hippocan’dır. Kızları Hygieia, Panecea, İosa ve Akeso’dur. En çok tanınan kızı Hygieia’dır.

MACHAON: Cerrahi tanrısıdır. Ancak buradaki cerrahlık savaş cerrahlığıdır. Kişinin iç ve dış mücadelesinde, kötü ve hastalıklı olan huylarının yok edilmesinin cerrahlığıdır.

TELESPHORE: Nekahat yani iyileştirme tanrısıdır. Hastalıktan kurtularak sağlığa kavuşmanın sembolüdür. Adına Epidauros ve Bergama’da tapınaklar yapılmıştır. Asklepion’da sabır ve tahammül ile şifa bulmanın sembolü olarak gösterilen mistik bir misaldir.

HİPPOCAN: Hipokrat sülalesinin ilk temsilcisidir.

HYGİEİA: Sağlık tanrıçasıdır. Hijyen, hijyenik, hijyenist gibi sözcükler buradan gelmektedir.

PANECEA: Tüm hastalıkların iyileşmesi için hekimin hastaya söyleyeceği gizemli sözlerin sembolüdür. Doğal tedavi tanrısıdır.

Asklepion’un tüm çocukları onun şifa verici gücünü taşırlar.

ASKLEPİOS’UN HEYKELLERİ

Asklepios için birçok heykel, kabartma levhalar yapılmış ve sikkeler basılmıştır. Bunların çoğunda sakallı olarak gösterilmiştir. Ancak genç ve sakalsız temsilleri de vardır. Asklepios bu heykellerinde; iyi yüzlü, ciddi, insana güven veren, yaşlı fakat sağlıklı biri olarak gösterilmektedir.

Bunun sebebi, tıpta deneyim ve gözlemin önemini ifade etme isteğidir.  Ayrıca, hekimin insana güven ve huzur veren bir havasının da olması gerekir.

Heykellerinde Asklepios’un elinde bir baston, bastona sarılmış bir yılan ve bazen de horoz, tas ve köpek görülür.

BASTON: Uzun ömrü ifade eder. YILAN: Şifa gücünün sembolü olarak kullanılmıştır. HOROZ: Uyanıklık, dikkat ve sağlıklı olmanın sembolüdür. KÖPEK: Kutsal sayıldığı için, mucizeli şifaların rolünü anlatır. TAS: İlaçları sağaltmak için kullanılan bir kaptır. Zehri belli ettiğinden gümüştendir.

Asklepios adına pek çok tapınak yapılmış ve bunlar tedavi amacı ile de kullanılmıştır. Bunlara Asklepion denir. En ünlüleri; Titan-Trika, Rodos, İstanköy, Epidauros, Atina ve Bergama’da olanlardır. Helen dünyasında Asklepios adına 320 kentte mabet yapılmıştır. Şöhretleri Asya, Afrika, Yunanistan ve İtalya’ya kadar yayılmıştır. En eskisi Titan mabetidir. En önemlisi ise Epidauros’ta olandır.

Asklepionlar sağlık açısından en uygun yerlere kurulmuştur. Doğayla bir bütünlük oluştururlar. Tiyatrosu, spor salonları, gezinme ve dinlenme yerleri ile insanın kendisini huzurda hissettiği bir ortam yaratılmıştır. M.S. IV. yy. da Hıristiyanlar tarafından Asklepionların çoğu yakılmış, bu yıkımdan ancak Bergama Asklepion’u kurtulabilmiştir.

Bergama Asklepion’u bize diğer Asklepionların mimarisi ve iç donanımı hakkında oldukça ayrıntılı bilgi vermektedir.

Bergama Asklepion’unda ve genelde tüm diğer Asklepionlarda çeşitli bölümler vardı. Bunlar:

KUTSAL YOL: Tapınağa ve Şifa Tanrısı’na uzun ve kutsal sayılan bu yoldan geçilerek erişilirdi. Bu yoldan geçmek iyileşmek için gereklilik, bir ödevdi.

KUTSAL KÜÇÜK ALAN: Burada şehrin ileri gelenleri için mezarlık bulunuyordu.

PROPYLON: Dört sütunlu mermer kapı. Kutsal yolun küçük alana giriş yerinde yer alırdı. Buradan büyük alandaki tören yerine geçilirdi.

ARTEMİS KÖŞESİ: Güneş Tanrısı Apollon’un Asklepion’u koruduğu gibi, Apollon’un kardeşi Ay ve Ormanlar Tanrıçası Artemis de burada hastaları ve doğumları koruyordu.

KÜTÜPHANE: Duvardaki küçük oyuklarda rulo halinde kitaplar dururdu. Sadece hekimlere ait bir kütüphane değildi. Hastaların ve ziyaretçilerin faydalanması için klasik eserler de yer alırdı.

KORİDORLAR: Batıda, kuzeyde ve güneyde üç adet uzun koridor yer alırdı.

TİYATRO: Tiyatro da, kütüphane gibi şifa arayanlarla ve ziyaretçilerle dolardı. Bergama Asklepion’undaki 4000 kişilik büyük tiyatro ciddi bir özenle yapılmıştır. Tiyatroda oyunlar, eğlenceler düzenlenirdi. Yapılan bu faaliyetlerle hastaların ruhsal sorunlarının tedavisine yardım edilmeye ve hayata bağlılıkları artırılmaya çalışılırdı.

ENCOİMATERİON: Bu tapınaklarda iyileşmek için hastaların uyumaları ve rüya görmeleri gerekirdi. Rüya görmek için yattıkları bu odalara ENCOİMATERİON deniyordu.

BÜYÜK ALAN (TÖREN YERİ): Çeşitli törenlerin yapıldığı bu alan, Asklepion’un özünü ve dini bünyesini taşır. Bu bölümde; kayalıklar üstünde bir Asklepios tapınağı, teşhis ve uyku odaları, kutsal çeşme ve havuzlar yer alırdı.

Asklepionlar sadece hastalık için şifa arayanların değil, sofistlerin, hatiplerin ve filozofların da çok sevdiği ve düşkün olduğu yerlerdir.

Rüzgara karşı korunaklı konumu, mükemmel suları, gölgeli gezinme koridorları, parlak mermer tiyatrosuyla insana huzur ve dinginlik veren bu yerler zamanının yüksek görgülü kimselerinin de toplandığı yerlerdi. Asklepionlar sadece sağlık hizmeti sunmakla kalmamış, aynı zamanda eğitim, kültür ve sanat merkezi niteliği de kazanmıştır. Dönemin ünlü hatibi  Aristides’in tuttuğu günlükler olmasa buranın tapınaktan ziyade bir akademi olduğu bile düşünülebilir. Ünlü hatip Aristides hastalığı nedeni ile Asklepion’a gelmiş ve 13 yıl burada kalmıştır. Beş yıl içinde hastalıklardan kurtulmuştur. Şifa tanrısına derin bir inançla bağlanmış olan Aristides, Bergama Çayı’nda nasıl yıkandığını, perhiz, ilaç ve otlardan nasıl faydalandığını, rüyasında Tanrı Asklepios’u nasıl gördüğünü anlatır. İyileştikten sonra Asklepion’a gümüşten üç ayaklı bir sehpayı adak olarak bırakmıştır.

ASKLEPİADLAR (RAHİP-HEKİM)

Asklepionlarda çalışan hekimler ‘’Asklepiad’’ ya da Rahip-Hekim denilmektedir. O dönemde; Yunan hekimleri bir sanat uzmanı hekimin yanında çırak olarak çalışır, uygulama ve uğraşları merakla takip ederek diğer sanat uzmanları gibi yetişirlerdi. Eski Yunan’da çok fazla doktor yoktu.

Yalnızca büyük şehirlerin kendilerine ait hekimleri bulunurdu.  Küçük yerlerde hekim bulunmaz ve oralara gezici hekimler tarafından hizmet götürülürdü. Hasta doktor ilişkisinde gizlilik yoktu. Doktorların iş yeri herkese açıktı. Tıbbi sorunlar herkesin içinde tartışılırdı. Doktorlar arasında rekabet olurdu.

Asklepiadlar ise bu normal hekimlerden farklıydı. Asklepios’un müritleriydiler. Asklepios tıbbi mezhebine bağlananlar, Şifa Tanrısı’nın temsilcisi sayıldıklarından “hekim’’ ve “rahip’’ sıfatını taşırlardı. Bu nedenle kendilerine Rahip-Hekim denilmiştir.  Rahip-Hekim, tıp bilgilerini Asklepios’un öğretisine göre uygulardı. Rahiplik sıfatını almalarının sebebi din adamı oluşlarından değil, şifa gücü bulunan, aydınlanmış, arınmış, yüksek bilinçli insanlar olduklarındandı.

Asklepiadlar, stefonogores  (tacı taşıyan) denilen Başrahip-Hekimin emri altında bulunurdu. Bu makam, Asklepios sülalesinin imtiyazı altındaydı. Bu nedenle Asklepionların sert idaresine karşın, sırası gelince sülaleden olan bir kadının da bu makama geçtiği çeşitli kitabelerden anlaşılmaktadır. Asklepionlardaki tüm işler Rahip-Hekimler tarafından yapılırdı. Temizlik, güvenlik, tedavi vs.

Asklepionların etkinliğinin ve ününün artması, bu ciddi çalışma disiplininde ve tedavi yaklaşımındaki farklılıktan kaynaklanır.

ASKLEPİONLARDA TEDAVİ

Asklepionlar hastaların dertlerini tanrıya bildirdikleri hakiki yerlerdi. Bu nedenle Asklepionlara gelenlerin sayısı çok fazlaydı. Halkın her kesiminden insan geliyordu. Hastalar arasında en çok kadınlar bulunuyordu. Felç, göğüs darlığı, mide ağrıları, delilik gibi ağır hastalarla, yara beresi en hafif olanlar da geliyordu. Alnındaki lekeyi, yanağındaki kılları gidermek için bile gelen vardı.

ASKLEPİONUN YASASI: Tüm tanrıların büyüklüğü için kutsal yere ölümün girmesi yasaktı. Ölüm tanrının gücüne dokunur, hastalar üzerindeki derin etkisini azaltır. Kutsal yerde kimsenin ölmesine ve doğum yapılmasına izin verilmezdi.

Asklepiona gelen hastalar, giriş kapısında ( viran kapı) muayene edilir, tedavisi mümkün değilse ( ölümün kaçınılmaz olduğu durumlar ) içeri alınmazdı. Son günlerini yaşayan insanlar içeri alınmaz, içeride olanlar da dışarı çıkartılırdı. Asklepiona gelen hastalar içeri girdikleri zaman ölümden kurtulduklarına inanırlardı. Bu inançla kendilerini kutsal yerin sağaltımına bırakırlardı. Hastalardan hastalıklarına ve durumlarına göre para alınırdı.

SU: Asklepiona tedaviye gelen kişiler için ilk şart temizlikti. Sağlık Tanrısı’nın huzuruna temiz olarak çıkmak mezhebin temeliydi. Temiz olmayan, yıkanmamış kişilerin mabede girilmesine izin verilmezdi. Bu nedenle su, Asklepion için çok önemliydi. Aritit “su tanrının baş yardımcısıdır” der. Asklepiona gelen hastalar, buradaki kutsal sulardan hem içerek hem de banyo yaparak faydalanmışlardır. Bütün bunlar kutsal birer görev gibi yapılırdı çünkü Asklepios’un kutsal kaynaklar ve sıcak sular üzerine önemli bir etkisi olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle madenli sıcak sular ve çamur banyoları da tedavi amacı ile kullanılıyordu.

GÜNEŞ: Asklepionlarda su kadar güneşin de önemli bir rolü vardır. Güneş’in insan vücudu üzerinde şifalı etkisi büyüktü. Homeros’a göre, insan vücuduna şifa veren ışınları yüzünden Şifa Tanrısı’nın babası olan Apollon, Asklepiona bakan bir yerdeydi. Belli zamanlarda güneş altında gezmek ve güneş banyosu yapmak Tanrı’yı çağırmak anlamına geliyordu.

YILAN: Zehirsiz yılanlarla şok tedavisi yapılırdı. Yılanlar hastaları ısırırdı. Tanrının gücü ile onlardaki şifadan faydalanılırdı.

ÇEŞİTLİ DİĞER YÖNTEMLER: Ağrısı, sızısı olan hastalara ılık kuma girmeleri, çamur sürünmeleri tavsiye edilir, bitkilerden elde edilen sular, yağlar, macunlar, şerbetleri lapalar yedirilirdi. Bal ve bal şerbeti başlıca ilaçtı. Ayrıca kan alındığı da yazılan kitabelerden ve toprak eşyalardan anlaşılmaktadır. Tedavi usulleri arasında; egzersiz, tiyatro ve müzik de önemli bir yere sahipti.

HAVA: Etrafı küçük, büyük tepelerle çevrilmiş olan bu kutsal yer, hava akımlarından hastaları koruyacak biçimde yapılmıştır. Etrafı ağaçlardan yeşil bir örtü ile sarılmış gibidir. Şair Horace, burayı överken cennet gibi bir yer olduğunu anlatmaktadır.

Asklepionlardaki su, güneş, hava ve insanlarla yapılan çeşitli tedavilerde rüya ve telkin büyük rol oynuyordu. Yeni gelen hastalar rüyaya yatmadan önce birtakım merasimler yapılırdı.

Hastalar yanlarında çörek getirirlerdi. Bu çörekler tanrı adına sunağın üstünde törenle kızartılırdı. Tanrı Asklepios adına kurban kesilirdi. Hayvan kesemeyen yoksul kişiler, hamurdan ve mumdan yapılmış hayvanları adak olarak sunardı. Adakların sağ bacağı Başrahip-Hekime verilir, kalan kısmı kutsal yemek masasına konurdu.

Temizliğini yapan ve adağını sunan kişi mabede girer ve tanrıların heykelleri önünde yakarışta bulunurdu. Bundan sonra kutsal çeşmeden suyunu içen hasta dehlizden ( yeraltı tüneli) geçirilerek Telesphore adına yapılan ikinci yuvarlak binanın altındaki loş yere götürülürdü. Hasta burada yağ kandillerinin gizemli ışıkları ve tılsımlı gölgeleri arasında tanrı ile baş başa bırakılırdı. Hastanın yatması için tahtadan kerevet ile ot minderler bulunurdu. Çarşafı ve örtüyü herkes kendi getirirdi.

Hekimler hastaya; “Burada yat, uyuyana kadar dua et. Tanrı Asklepios sendeki derdin dermanını bildirecektir. Ne görürsen, ne duyarsan bize anlat’’  gibi telkinler yapar ve rüyanın önemini anlatırlardı.

Hastalar sabahleyin erkenden uyanır ve gördükleri rüyayı Rahip-Hekimlere anlatırdı. Hekimler rüyayı yorumlayarak ona göre tedavi programı belirlerdi.

İyi rüya görmek için kutsal yerin kurallarına uyulması gerekirdi. Filostrat adında biri günlerce burada yattığı halde iyi rüya göremediğinden şikayet eder. Bunun üzerine Rahip-Hekimler “Sen çok et yiyip şarap içiyorsun, Tanrı perhiz istiyor’’ derler. Filostrat perhiz yapınca uygun düş gördüğünü belirtir.

Rüyalarda genelde; açık emirler, ilaç ve tavsiyeler yer alırdı. Ancak zaman zaman da karışık ve şüpheli rüyalar görülebiliyordu. O zaman Rahip-Hekimler rüyayı yorumlayarak hasta için uygun olan tedavi programını hazırlardı.

Rüyaya yatmadan önce “sangria’’ denilen bir içki içilirdi. Kan anlamına geliyordu.

Hastalar iyileştikten sonra Asklepion’dan ayrılırken girişte bulunan taş levhalara durumlarını yazarlardı. Bu belgeler günümüz için önemli bir bilgi kaynağı olmuştur.

Bergama Asklepion’unun girişindeki levhalarda bulunan yazılardan biri şöyledir: “Hasta içeri girsin. On gün geçirsin. Yıkansın ve hazırlansın. Günlük elbiseleri çıkarsın ve beyaz kıyafetlere sarınsın. Tanrıya çıksın, ona kutsal zeytin dalları ile süslenmiş koyunlar versin. Rüya görmek için büyük yatakhaneye gitsin. Yüzüklerini, kemerlerini ve bağlarını çıkarıp, yalın ayak yürüsün.’’

Dönemin ünlü hatibi Aristides ise tedavi için gittiği Asklepion’da gördüğü rüyayı şöyle anlatır: “İlkbahardı. Gece gündüz birdi. Kutsal çamurdan sürünme zamanıydı. Tanrı emir vermedikçe bu çamurdan sürünmem doğru değildi. Bekledim. O günler oldukça sıcaktı. Birkaç gün sonra fırtına çıktı. Böyle bir havada Tanrı Asklepios çamur sürünmemi ve havuzda yıkanmamı söyledi. Çamur ve hava öyle soğuktu ki, çeşmede yıkanmayı bir nimet sayıyor, ısınmaya çalışıyordum. Bütün hastalar, tiyatro sahnesinde bana bakıyorlardı.’’ İş bununla bitmemiş, Aristides daha pek çok defalar benzer durumlar yaşamıştı. Julian adında zayıf bir adamın ağzından kan geliyordu. Ölüm aşamasındaydı. Rüyasında, çam tomurcuklarını balla karıştırıp üç gün boyunca yemesi gerektiğini gördü. Uyguladı ve iyileşti.

Plutark adında birisinin verdiği adak üzerinde şunlar yazılıdır: “Asklepios kendisine sığınanların yaralarını, ateşini, sancılarını ve bunun gibi dertlerini iyi sözlerle, tesir ve telkinle, sakinleştirici sular içirerek, dıştan merhem ve lapa sürerek iyi eder.”

İstanköylü hekimlerin babası Hipokrat (M.Ö. 460-380) Asklepios’a kuvvetle inanmış, kendisini onun tıbbi mezhebine adamıştı.

Hipokrat, İstanköy’deki Asklepion’a gelen hastalar üzerinde çok sayıda deneme yaparak hastaların daha çabuk iyileşmesini sağlıyordu. Bundan 700 yıl sonra gelen Bergamalı Kalinos ise, tedavisini imkansız sandığı bir yaradan duyduğu acının sürüp gitmesini istemediği için, Asklepion tıbbi mezhebine bağlı bulunmayan güçlü bir hekim olmasına rağmen Bergama Asklepionu’na gittiğini ve iyileştiğini yazar. Bu belge aynı zamanda Kalinos’un da Asklepion’a duyduğu inancın ifadesidir.

Asklepion’da iyileşen hastalar için, kutsal suyun başında ve çınar ağacının altında törenler yapılırdı. İyileşen kişiyi büyük bir alayla uğurlamak kutsal bir görevdi.

Kaval, flüt, düdük gibi enstrümanlarla şarkılar söylenirdi. Daha sonra dram ve komedi oynanırdı.

Şairler; tanrılar, kutsal yerler ve Bergama şehri için kasideler, şiirler okur, hatipler; tören, tabiat ve sağlık hakkında etkileyici sözler söylerdi. Hastalar; yapılan eğlence ve törenlerle, acılarını unutmaya çalışır, neşe ve mutluluk içinde hayata daha çok bağlanırlardı. Bu sayede pek çok hatip, şair, müzisyen ve okuyucu yetişmiş, insanların yaşama gücünü artırmada faydalı olmuşlardır.

İyileşen hastalar buradan ayrılırken birer adak adarlardı. Ayrıca herhangi bir iş için de buraya adak getiren ya da gönderenler olurdu. Mermer kapılar, heykel, sunak, yazılı taş gibi şeyler hediye edildiği gibi, pişmiş topraktan yapılmış basit şeyler de verilirdi. Dana, koç, horoz gibi adakları ise hemen herkes verirdi. Bu adaklar, Asklepion’dan sağlanan şifayı göstermede önemli birer belge niteliğindedir.

Asklepion’daki tedavide hastaya sunulan reçete, hem hastalığın belirtilerine hem de asıl sebebe yöneliktir. Belirtileri gidermede yardımcı olarak egzersiz, diyet, çamur ve su banyoları, güneş banyosu, şifalı maden suları, tiyatro, müzik ve bunu gibi araçlar kullanılmıştır.

Asklepios kültünde de hastalık, iyileşme ve hekim kavramları, eski Mısır’daki tıp anlayışı ile aynıdır. Zaten kökeni oraya dayanır. Bu nedenle genel olarak hastalık; insan kişiliğini oluşturan planlardaki (fizik beden, enerjetik beden, duygusal beden, zihinsel beden) dengesizlik ve uyumsuzluktan kaynaklanan bir durum olarak görülür. İyileşmek ise, bozulan bu dengenin yeniden kurulmasıdır.

Hekim, hastada bozulan dengeyi yeniden kurmaya yardımcı olan kişidir. O nedenle sıradan bir hekim değildir, aydınlanmış, şifa kabiliyeti yüksek, kendi içinde denge ve uyumu gerçekleştirmiş bir kişidir. Dolayısı ile dengeyi, dengesizliği, bunların sebeplerini de iyi bilmektedir. Yüksek etik anlayışı, derin bilgeliği ile astronom ve astrolog olan gerçek bir filozof hekimdir.

İyileşmede rüyaların Asklepios kültü içinde önemli bir yeri vardır. Rüyalar duygusal planda yaşanan ve içinde bulunduğumuz maddesel plandan daha gerçek olan olaylardır. Bireyle (tanrısal öz) kişilik arasında bir konuşmadır. Orada her şeyin cevabı vardır. Ancak rüyalarda tıpkı mitolojide olduğu gibi sembolik bir dil kullanılır. Bu sembollerin iyi yorumlanması ve verilmek istenen mesajın doğru algılanması gerekir. Bu da o kadar basit değildir. Her sembolün anlamı kişiden kişiye değişir. Bu nedenle rüya yorumlamak bilgelik gerektiren bir iştir.

Asklepionlarda çalışan Rahip-Hekimler rüyaları yorumlayabilecek bilgeliğe sahiptiler. Önce kişiyi bir süre gözlemleyerek onu tanır, herkesin rüyasını o kişiye özel olarak yorumlarlardı. Tedaviyi ona göre planlarlardı.

Rüyalar; öz kaynağa (tanrısal öz-birey) daha yakın bir plan olan duygusal planda gerçekleştiği için aynı zamanda bir iyileşme ve güçlenmedir. Bozulan dengenin yeniden kurulması için birer fırsattır.

Rüyalarla, hastalıkların asıl kökenine inmek ve asıl sebebi tedavi etmek mümkündür. Böylece hastalığın belirtileri kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Günümüz tıbbının tedavi yaklaşımı ise daha ziyade semptomatiktir yani sebepten önce belirtilere yönelik tedavi uygulanır. Pek çok hastalığın asıl sebebinin psikolojik kaynaklı olduğunu düşünürsek, bugünkü tıbbi yaklaşımla bu hastalıkları tamamen iyileştirmek çok zordur. Bu nedenle mevcut tıp anlayışının; hekim, hastalık ve iyileşme kavramlarının yeniden ele alınması gerekmektedir. Bütün bunları yaparken Serapis, Asklepios ve diğer tıp kültleri bize yardıma hazır olarak beklemektedir. Yeter ki onlardan yararlanmayı bilelim.

Suna YAPRAK, Fizyoterapist

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 11

Kaynakça

Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver; “Tıp Tarihi ve Deontoloji”

Ayşegül Demirhan; “Tıp Tarihi”

Eski Uygarlıklar Ansiklopedisi; “Eski Yunan”

Osman Bayatlı; “Bergama Tarihinde Asklepion”

Garson; “Histology of Medicine”

By | 2017-05-23T01:03:39+00:00 Mart 16th, 2017|Categories: Bilim|0 Comments