Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Geleneksel Çin Tıbbı

Geleneksel Çin Tıbbı

Geleneksel Çin Tıbbı’nın başlangıcı geçmişin gizemli tüllerinin ardında gizlidir. Her bilimde olduğu gibi tıpta da tarihi bilgi açısından önemli kaynaklar vardır. Bunlardan en önemlileri Fu-si, Shen-nong ve Huang-ti’dir (Sarı İmparator). İktidarda oldukları zamanlara ait efsaneler bize onları ilahi varlıklar, büyük hocalar olarak anlatmaktadırlar.

Geleneksel Çin Tıbbı kompleks ve tam bilgi, insan ve evren hakkında derin ve detaylı vizyon vermektedir. Aynı zamanda büyük bilge doktorlardan bahsedilmektedir.

DENGE OLARAK SAĞLIK

Temel noktası hastalığın kaynağı üzerinedir. Sebebi tam ve doğru olarak bilirsek onu engelleyebiliriz ve doğru tedaviyi gerçekleştirebiliriz. Ortaya çıkışını bu şekilde engelleyebiliriz. Geleneksel Çin Tıbbı, insanı bütünsel bir varlık olarak ele alır; iç ve dış yapıların birliği ve evrensel yasaların öğretisi. Hasta olunca insan, bütün olarak cevap verir ve bu yüzden herhangi bir fonksiyonel yetersizlik mikrokozmos olarak insanın bütün dengesini rahatsız eder.

İnsan sağlığı yaşamsal kuvvetin veya “Chi” nin sonucudur ki, doğanın “Chi” si ile uyumlu bir bağlantısı vardır. İnsan dünyadan ayrı olarak ele alınamaz. Aralarından hem iç hem de dış açıdan sürekli bir iletişim vardır. Aynı şekilde organizmada Yin ve Yang’ın sınırları içerisinde Chi’nin dengesi sağlanmalıdır. Yin ve Yang dengesi dinamiktir. Bir kutuptan diğerine dönüşüm devamlıdır. Bu materyal planda aktivite üreten bir kuvvettir. Denge ve sağlığın iç çevredeki durumu olarak anlaşılan Dinamik Denge teriminin batıdaki karşılığı ‘homeostazis’tir. Evrende olduğu gibi, insanda da hiçbir şeyin statik ve homojen olmadığını anlatır. Sadece belki Tanrı, değişimlerin ötesindedir ve değişmez. Onun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur ve bu nedenle de tıbbi bir tedaviye tek ihtiyacı olmayandır.

HASTALIĞIN GELİŞİMİ VE OLUŞUMU

Hastalığın oluşumu Yin ve Yang’ın dengesizliğinin derecesine bağlıdır. Bu dengesizliği düzenleyen düzenleme mekanizmasının kapasitesi çok önemlidir ki, daha önce denge halini amaçlar. Batılı bakış açısıyla hastalığın gelişimi bir latent fazı geçerek ortaya çıkar. Sonrasında fonksiyonel bozukluklar ve organik değişiklikler üreterek sonlanır. Eğer düzenleme mekanizması yetersiz kalırsa, organik değişiklikler organik bozukluklara yol açar ve sonrasında bir organik sistemin çalışmasının durmasıyla sonuçlanır. Hastalığın izlediği yol, kullanılan tedavi metoduna göre değişen saldırganlıktadır ve yan etkiler ortaya çıkabilir. Tedavide başarıyı elde etmek için daha büyük dengesizlikler, daha sert müdahaleler gerektirir. Bu tarz genellikle Batı’da dikkate alınmaz, yan etkiler iyileşme safhasında ortaya çıkar, amaç hayatı sürdürebilmektir.

Kullanılan tedavi metotlarına göre organizmaya yeniden dengesini sağlama çabasını doktor (iyileştirici) gösterir. Bunun yolu dengesizlik halinden dengenin merkezine, eksene doğrudur. Kendini düzenleme mekanizmasındaki büyük değişiklikler daha iyi sonuçların elde edilmesini sağlar. Hastalığın ortadan kaldırılmasında doktorun bilgi ve tecrübesine bağlı olarak çeşitli metotlar kullanılır.

Paracelsus’un dediği gibi doktorun kendisi sağlığı tamamen oluşturmaz. Daha çok doğanın ve onun biliminin bir hizmetkârı olarak, hastaya kaybettiği dengeyi yeniden sağlamayı öğretir. Hayat kıvılcımını aktif hale getirir ve oluşan alevin gücüne yön verir. Kendisi gerçek iyileşmeyi sağlayan ateş değildir.

HASTALIK SEBEPLERİ

Bunlar ikiye ayrılır: İç ve dış olanlar.

İç olanlar:

Bunların arasında zihinsel denge bozuklukları ki; her bireyi kendi düzenli özelliklerinden uzaklaştırabilir. Zihinsel dengesizlik doğrudan hastalığa ve organizmanın zayıflığına sebep olur. Dışarıdan gelen basit patojenik enerjilerin (virüs, parazit, bakteri, travma, intoksikasyon v.s.) saldırılarına karşı çok hassas hale gelir.

Beş temel heyecan, beş temel organla ilişkilidir. Bu organlar Chi’nin depolanması açısından son derece önemlidirler. Dengesizlik durumunda bu heyecanlar her bireyin sınırlarının ötesine gider veya uzun süre etkileyebilir, Chi’nin dolaşımını bozabilir, daha çok da bu organlarda fonksiyonel problemlere neden olurlar. Bu yolla heyecanlar iç hastalık şartlarını üretirler.

Aşırı sinirlilik (gnu): Karaciğer-tahta’ya zarar verir. Chi’nin hareketini artırır.

Aşırı mutluluk (si): Kalp-ateş’e zarar verir. Chi’nin organizasyonunu bozar.

Aşırı meditasyon: Dalak-toprak’a zarar verir. Chi düğümlenir.

Aşırı üzüntü (pey): Akciğer-metal’e zarar verir. Chi tükenir.

Aşırı korku (kjung): Böbrek-su’ya zarar verir. Chi’nin hareketinin azalmasına neden olur.

Dış olanlar:

Erken organik sistemler iç olarak zayıflarsa bu durum patojenik veya biyoiklimsel enerjilerin dışarıdan içeriye girmesine izin verir. Her zaman bir kural olarak söyleyebiliriz ki, iç olarak zayıflatılmış bir organizma dış faktörlerin hâkimiyetine geçebilir. Organizma kendisini dış etkilere karşı savunma enerjisi “wey” ile savunur. Bu enerji Yang karakterindedir, sıcaktır, vücut yüzeyindedir, patojenik enerjilerin zararlı etkilerini önleyen bir çeşit koruyucu örtü olarak bulunur. Eğer bu enerji zayıflarsa, koruyucu bir engel olarak tam bir işlev göremez ve patojenik ajanlar yüzeysel enerji tabakasından en derin seviyelere doğru içeriye girerler. Hastalığın ortaya çıkışı patojenik ajanların içeri girişinin derecesine bağlı olarak ciddiyet kazanır.

Beş element doktrinine ve beş temel mevsime göre çeşitli dış patojenik enerjiler vardır: Rüzgâr, hararet ve kuruluk Yang karakteri gösterirken, nem ve serinlik Yin karakteri gösterir.

1. Rüzgar, havanın kuruluğu (Feng): İlkbahar ve karaciğerle ilişkilendirilir. Rüzgar, dış enerji tabakasından içeriye girmeye başlarsa koruyucu enerji wey zayıflarve karaciğerin fonksiyonları bloke olur, ateş, terleme, baş ağrısı, meydana gelir. Bu durum Batı’da soğuk algınlığı olarak ifade edilir. Rüzgar daha derinlere etki ederse önce karaciğerin Yang’ını etkiler ve Yang artar. Bu durumda spazmlar, kol ve bacaklarda felçler, baş dönmesi, baygınlık ve yüksek ateş meydana gelir.

2. Hararet (Shu): Yaz mevsimi ve kalp ile ilişkilendirilir. Eğer vücut yüzeyini etkilerse terleme, susama, solunum güçlüğü, astım benzeri belirtiler, ateş ve baş dönmesi ortaya çıkar. Daha ileri bir durum olarak dolaşım fonksiyonları etkilenir. Vücudun içine girerek doğrudan kalbi etkiler, tansiyonu aşırı düşürür. Bilinç kaybı, kusma, soğuk terleme meydana gelir. Daha derinlere etki ederse kişiyi şok durumuna sokabilir.

3. Nem (Sh): Hint yazı (yaz sonrası, sonbahar arası dönem), mevsimsel ara dönemler ve dalakla ilişkilendirilir. Doğası Yin’dir. Ağır ve pistir. Kronik hastalıklara sebep olur. Mevsimsel değişikliklerle belirtiler artar. Yüzeysel tabakadaki Chi’nin dolaşımını bozar, yoğun soluk alma, ödem, ürperme, titreme, bitkinlik duygusu ile ortaya çıkar. İç atakların sonunda dalağı ve mideyi etkiler. Sindirim zorlukları midede hazımsızlık, ishal, idrar yapamama, inatçı migren ile ortaya çıkar.

4. Kuruluk (Tzao): Kış mevsimi ve akciğerler ile ilişkilendirilir. Sıvıların eksikliği ile yola çıkar. Vücuda nüfuz eder ve yüzeysel tabakadan girerek akciğerlere saldırır. Sonbaharın başında sıcak kuruluk, yüksek ateşe, titremeye, susamaya, hareketsiz kalamamaya, kuru soğukluk ve hızlı nabza neden olur. Sonbaharın sonunda soğuk kuruluk, soğuğa ve rüzgara aşırı duyarlılık ve baş ağrısı ile ortaya çıkar. Kuruluğun içeri girmesi organizmanın içinde genellikle aşırı bir terleme veya kronik ateş ile sonuçlanır. Kuruluğun belirtileri arasında kilo kaybı, epidermisin susuz kalması, kabızlık ve idrara çıkma güçlüğü bulunur. Bu belirtileri “vücut sıvılarının tükenmesi” olarak adlandırabiliriz.

5. Soğukluk (Jan): Soğuk ve böbreklerle ilişkilidir. Doğası Yin’dir. Bu yüzden Yang’ın Chi üzerinde yok edici etkisi vardır. Yüzeyel tabakada yoğun titreme ve ürperme, terlemeden ateş, baş ağrısı ve eklem ağrıları görülür. Rüzgar genellikle onun taşıyıcısıdır. Bu yüzden dış soğuğun belirtileri solunum sisteminde yoğunlaşır. Derin soğukluk, böbrekleri, ayrıca dalak ve akciğerleri etkiler. Ortaya çıkış şekillerinde yüzde kuvvetli solukluk, soğuk kol ve bacaklar, çok idrara çıkma ve genel yorgunluk ile kas ve eklem ağrıları sayılabilir.

İç ve dış sebepleri, önemli bir etken olarak dengesiz beslenmenin neden olduğu yetersizlikler (miktar ve kalite olarak) etkiler. Bu iç dengede belirgin bir değişime ve organizmanın zayıflamasına neden olur.

Her zaman doktorlar pek çok defa hastanın iyileştirilmesinden bahseder. Hastalığın başlangıç evresinde, dengesizlik çeşitli şekillerdedir ve organizmanın tamamı etkilenmemiştir. Sadece bazı bölümlerinde dengesizlik söz konusudur. Ama zamanla etkiler büyür. Deneyimlerimizle biliyoruz ki herhangi bir hastalık geliştiği zaman tedavisi daha çok vakit alır. Bu nedenle hastalığın fonksiyonel yetersizlik evresine doğru tanımlanması, kişinin kendini düzenleme mekanizmasını devreye sokabilmek ve etkin olarak tedavi edebilmek açısından önemlidir.

Batıda tıbbın problemi, hastalık hastada derin dengesizlik seviyelerinde hayatı tehdit ederken onunla uğraşmasıdır. Başlangıç aşamasında hastalıkla ilgilenmeyi reddeder. Buna “nöroastenia” (yorgunluk ve çöküntü ile ortaya çıkan subjektif şikayetler, sinir yogunluğu) örnek verilebilir. Mantıklı ve bilimsel doktorlar batıda bu rahatsızlıkla ilgilenmezler.

Geleneksel Çin Tıbbı eski, sürekli ve değer veren bakış açısıyla yoğunlaşır. İnsanı doğanın bir parçası olarak görerek sebepleri ve sonuçları hakkında derin bilgiye dayanarak ele alır. Bu bilim, doğanın gizli yasaları hakkında bilgi ışığıyla gerçek doktorların yolunu aydınlatan, yardım isteyenlere umut veren bir bilgidir. Her doktorun ahlaki görevi bilgelik ışığını elde etmek için çabalamak, daha fazlasını görmek, doğanın daha iyi ve dikkatli bir hizmetkârı haline gelmektir.

Dr. Vecdi ALTINDAL

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 50

Kaynakça

Clinical Acupuncture, B.Jain Publishers 1921 – Dr. Anton Jayasuriya

The Secret of Chinese Pulse Diagnosis, Blue Poppy Press 1999 – Bob Flaws

By | 2017-05-23T00:40:26+00:00 Mart 16th, 2017|Categories: Bilim|0 Comments