Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Gençlik Bunalımı

Gençlik Bunalımı

Gençliği tanımlamak kolay de­ğildir. Ne kadar çok arasak da zaman içerisinde değişik yazarlar kesin bir fikir birliğine varmayı ba­şaramamışlardır, üstelik, gençlik konuları o kadar geniş, o kadar zengin, o kadar esnek, o kadar olağanüstüdür ki, somut ve objektif bir anlatım şekli bulunmamak­tadır.

Filozoflar olarak, çoğu kereler söy­lediğimiz ve konuştuğumuz gibi gençlik için dünyanın geleceğinde büyük bir inanç ve umut taşırız. Aslında hepimiz hep genç olduğumuzu düşünürüz. Öyle ya da böyle az ya da çok gençlikle ilgili bazı kederleri bırakmadığımızı da düşünürüz ama bu ke­derler kökeninde benzer durumlar ve aynı sorunları taşımaktadır.

Genel anlamıyla, gençliği tanımlamak için bazılarının söylediğini kabul etmeliyiz yani çocuklukla olgunluk arasındaki bir geçiş durumu olduğunu.

Gerçekten de bu bu bir geçiş du­rumudur ama ne tek ne de kesindir, çok özeldir. Duygusal, entellektüel, fiziksel ve psikolojik kendi iç gerçekliğine ani ve bir­den uyandırarak neredeyse bir darbe ile girmek için “çocukluğun tatlı bilinçsizliği” olarak adlandırılan durumdan çıkar. Bu iç gerçeklikler ne kadar doğal olsa da gencin kişiliğini güçlü bir şekilde etkiler.

Gençlikten bahsettiğimiz zaman, sa­dece çocukluktan gençliğe geçişte ortaya çıkan bu fiziksel değişikliklere de­ğinmeyeceğiz. Aksine bununla birlikte, başka psikolojik ve zihinsel çok derin de­ğişikliklerin üzerinde duracağız.

Eski geleneksel ve ezoterik öğretilere dayanarak gençlikteki değişimin, daha da ötesine gittiğini düşünmeliyiz. Sadece ruh ve zeka uyanmaz, zamanların çok öte­sinden gelen, uyuyan, uyanmak ve kendini göstermek için hayatın çok özel bir anına ihtiyacı olan Süper Ego, Gerçek ben tekrar ortaya çıkar.

Gençliğin ergenlikle, cinsel olgunlukla başladığını söyleyenlerle hemfikirde ol­madığımız gibi insanoğlunun ol­gunlaşmaya başladığı ve artık yetişkin ol­duğu zaman gençliğin bittiğini söy­leyenlerle de hemfikir değiliz. Eğer böyle olsaydı,  bu olgunluğun ne zaman başladığını kendi kendimize sormamız ge­rekirdi. Gençlik ne istediğini bilmek için kendi pozitif yönlerini değil de olgunluk eksikliği gibi aslında negatif olan yönlerini çok daha fazla sürdürmüyor mu?

Sınır koyamayacağımızı görürüz, insan zenginliği ebedidir. İnsan evriminin farklı ifadeleri sonsuz ve kesin tanımlamalar yapmaya izin vermemektedir.

Genç olmanın yeni bir doğuşla ilişkisi vardır; her ne kadar fiziksel bir beden içe­risinde olunsa ve maddi ve somut bir şe­kilde ifade edilse de yeniden doğmak gi­bidir.

genclikbunalimiGenç olmak kendinde, hayatın yeni bir şekline gözleri açmaktan ve bununla bir­likte gelen tüm sıkıntıları üzerine almaktan bir şeyler taşır. Gencin yeni bir hayat şekli ile karşı karşıya gelmesi gerekir (Doğ­muşuz gibi ama bu kez kesinlikle yalnız çünkü bu yeni doğuşun tüm sıkıntısını çö­zümlemek zorunda kalacağımızı his­sederiz).

Her yeni durumda olduğu gibi, henüz doğan bu yeni gençlik de bize huzursuz, güvensiz ve dengesiz görünür. Kendine güvenmeye ihtiyacı vardır ve bunu nerede oluşturacağını bulamaz. İşte bizim de­ğinmek istediğimiz kederin nedeni de budur.

Bu kedere iki görüş noktasından yak­laşmak istiyoruz: normal ve mantıklı bir acı vardır. Bu acı büyüme ile çocuk ol­mayı bırakarak tekrar doğan insanın gelişmesine özgü bir acıdır; Geleneksel psikolojinin ele aldığı tüm süreçlerdir. Bizi, çok fazla ilgilendiren ikinci durum ise “di­ğer” acıdır. O kadar doğal ve gençliğin kendisi olmayan, tüm problemleri ile dün­yamızı çevreleyip özetleyen ve gencin ki­şiliği için daha az doğal ve daha fazla bas­kıcı olan acı. İlkinden başlayalım.

Son yüzelli yılın psikolojisi, gerçekten bize gençliğin, ne kadar önemli olsalar da birtakım fizyolojik ve hormonal de­ğişikliklerle değerlendirilemeyeceğini, aksine kendine özgü karakteristik, psikolojik, entellektüel ve ahlaksal tipte başka un­surlara da değer verilmesi gerektiğini söylemektedir. İlginçtir ki bu psikoloji, genç­liğin tüm değişikliklerini sanki patalojik ve anormalmiş gibi gösterir. Değişiklikler o kadar çoktur, o kadar büyüktür ve önem­lidir ki, genç kişi başına gelen şeyin kor­kunç olduğunu ve hasta olduğunu zan­neder.

Gencin ilk tecrübe ettiği şey, yeni bir ki­şiliğe tutunma ihtiyacıdır. Birden yeni kav­ramlar ifade etmesi gerekir fakat bunları açıklayamaz. Neredeyse çocukça görünen sorunlar karşısında güçlü olmak gerekir oysaki bunlar genç bir kişiliği ifade eden ilk sorunlardır. Çocukluğu, küçüklüğü, dü-şünmemeyi, hissetmemeyi ifade eden ön­ceki dünyayı oluşturmuş herşey reddedilir. Çünkü önce olan herşey kötüdür; bir ke­nara bırakmak, reddetmek gerekir. Bu ge­nel reddediş içinde, gencin gözünde ebe­veyn imajının olmaması da vardır; artık sı­ğındıkları ana babaları değildir. Artık des­tek değillerdir ve bu imaj kopukluğuyla birlikte, ailesel desteği ve bağı oluşturan tüm büyüklerin imajları da sarsılır, o ana kadar sevgi duyduğu tüm kişilerden nefret etmeye başlar. Genç kişide orta durumlar yoktur; ana babasına duyduğu tüm sevgisi yeni liderlere doğru yönelir. Yaratılan boş­luğu doldurmak zorunda oldukları yeni gö­rünümler vardır ve bu da gençte korkunç bir sıkıntı uyandırır.

Bir öğretmen, bir din adamı ya da kü­çük ya da büyük bir arkadaşın, bir politik lider yüceltilir. Bazen gençler kendi icatları olanı, ideal olanı, ilksel olanı ve mü­kemmel olanı temsil eden hayali liderlere dayanmak isterler. Bazen de tümüyle ben­zemek istediği kişiyi simgeleyen tarihi ki­şiliklere eğilir ve tüm sevgilerini onlara yö­neltirler ama aslında, aranılan şey bir boş­luğu doldurmaktır. Aynı zamanda bu, kor­kunç bir melankoli, artık elinden uçup gi­den ve bir daha geri gelmeyecek olan bu çocuksu dünyaya karşı nostaljiyi doğurur.

Gencin ilk aşamada hüzne büyük bir eğilimi vardır. Bir dünya kaybettiğini his­seder ama bunu hiç kimseye açıklayamaz. Yeni bir dünyaya doğduğunu hisseder ama bu yeni dünyada kimse onu anlamaz, içsel ve derin olan bu hüznü asla dışarıya yan­sıtmaz, biraz melankoliye eğilim gösterir. Dışarıdan bakıldığında tamamen uy­durulmuş, abartılı bir neşe, yersiz ya da kavgacı tutumlar, zorla ortaya çıkarılan aşırı enerji vardır. Dahası genç, anne ve babasına saldırır çünkü sahip olduğu dünyanın kaybından dolayı onları suçlu bulur. Biraz suçluluk duygusuyla annevebabasının da ona saldırmasını bekler vebundan sonra, anlayışsızlıklarla, günlüktartışmalarla dolu uzun bir acılar dizisi baş­lar. Az öncesine kadar kapalı ve mü­kemmel bir çekirdeği oluşturduğu bu in­sanlarla birlikte yaşam, dayanılmaz ola­caktır.

Bu durum karşısında, genç değişik şe­killerde tepkiler verir. Gerçekten gençte metafizik fikirlerin uyanması kendine öz­güdür: bu, mükemmel seçilmiş, felsefi bir metafizik olarak değil de çok yalın olarak ortaya çıkar. Genç kendi kendine ilk kez hayat ve ölüm hakkında soru sormaya başlar. Ebedi olmadığını, zamanın içinde olduğunu, değiştiğini, büyüdüğünü, bü­yümeye devam edeceğini ve yok olacağını düşünür. O zaman daha ötede olan şeyler hakkında soru sormaya başlar.

Bu metafizik fikirlerle birlikte, ahlaki türden diğer fikirler ortaya çıkar. Baş­langıçta arasıra genç bu konularda çok katı olur ve özellikle diğerlerine karşı bir tutum içerisindedir ama bir ölçüde ken­disine karşı da katıdır. Eğer bu iyi bir so­nuca götürülürse yavaş bir şekilde gençlik bunalımının yok olma nedeni olacak ipucu elimizde olacaktır ama maalesef böyle ol­mamaktadır. Bu ahlaki ve mezafizik baş­langıçlar, akrabalarının ve yakınlarının sa­dece küçümseyici gülüşleri veya biraz acımasız alayları gençte çok derin yaralar açmaktadır.

Entellektüel açıdan bakarsak, durum tamamen farklıdır; ya tamamen kendisini terkeder ve bu durumda daha önce parlak olan ve birden duraksayan, okulda ba­şarısız olmaya başlayan gençleri buluruz ya da tersi olur.

Okulda ideal bir kaçış bulurlar ve ya­şadıkları tüm sorunları akla başvurmaya ça­lışırlar. Fikirler dünyasında harika bir yol bularak onların içinde ne olduğunu ay­rıntıları ile anlatmaya fırsat bulurlar. Bu ikinci durumda, savunulan fikirlerin gerçek olup olmadığı önemsenmeden büyük bir diyalektik hevesi uyanır. Tartışmak, ken­dilerine güven duymak, güç ve ye­teneklerini göstermek isterler. Bu ger­çekten onları mutlu eder.

Gencin diğer bir tipik tepkisi, psi­kologların narsisizm adı verdiği az da olsa bencilliktir. Kendisinde merkezleşmesi, tüm yanıtları kendisinde bulması, ken­disinde orijinalliği istemesi, kendisi olmak için diğerlerinden farklı ve hatta birazcık tuhaf olması onun için istenen birşeydir. Dikkati çekmesi gerekir ve bunu çoğu de­falar moda gibi bazı basit konularda farkeder ama bu çok özel bir tuhaflıktır çün­kü büyükleri kızdırmaya yöneliktir. Ayrıca aynı durumda bulunan diğer gençlerin bunu  onaylaması gerekir. Bu nedenle, bu amaçla gruplar yaratırlar.

Az yararlanılan ve biraz da acı veren bir unsur olmasına rağmen gençliğin bu dö­nemdeki olumlu bir özelliği dostluğu uyan­dırmasıdır. Herhalde bu dönem dışında dostluğun gerçekte ne olduğu asla bi­linmez. Gençlik arkadaşlıkları şerefli dost­luklardır. Herşeyin muhteşem olduğu eşsiz dostluklardır, ideal, fantastik bir güven var­dır ve genç için arkadaş herşeydir. Ar­kadaş iç sorunların boşaltıldığı, daha ile­ride sevginin ne olduğunu görmek için bir deney olacak ahlaki bir destektir.

Bu bireysel dostluk, kendini güçlü his­setmek, çevresindekilerin onayını almak için tecrübelerin daha ötesinde bazen genç gruplara başka kaçışlar bulur çünkü tek başına yürümek çok zordur.

Psikolojiye göre gençlerin ilgileri çok fazla ve çeşitlidir. Sık sık hepsi ile ilgilenilir; bugün birşeye başlanılır ve yarın bırakılır; bir çok kere başlanılır ve hiçbiri pratik ola­rak tamamlanmaz. Önemli olan hareket halinde olmaktır ama aslında hiçbir şeyle ilgilenilmez, tamamen bir aldırmazlık var­dır çünkü hem ailesi hem de onu çev­releyenler tarafından aşırı uyarılara cevap vermesi gerekir. Bu uyarılar ona yapması ve yapmaması gereken şeyler hakkında sürekli öğüt ve tavsiyelerde bulunur. Bu bir savunma kaynağıdır.

Genel olarak, sorun sadece genç ol­ması, acı duymasıdır. Anlaması zordur ama bu bir gerçektir.

Şimdi başka bir yöne bakalım. XX. yy. dünyası sıkıntılı bir dünyadır ve gençlerin sıkıntıları da buna eklenir. Aşa­ğıda, gencin durumunun ciddiyetini an­latan bazı durumlara işaret edilecektir.

Filozoflar olarak, herhalde en korkunç ve hepsinden daha kötü olarak dü­şündüğümüz eğitimin kötü bir noktaya ge­tirilmesinden başlamamız gerekir. Genç­lere yönelik olmayan bir eğitim, tamamen klişeleşmiş ve sadece dersleri  göz önüne alan ama onları öğrenecek ve uy­gulayacak insan oğluna yönelik olmayan bir eğitim. Sonuçta, hiç bir hazırlık olmadan gençler acımasız ve rekabetçi bir ortama itilmektedirler. Bu durumda kendilerini ye­tersiz ve ailelerine bağımlı hissederler. Bu şekilde er ya da geç açılacakları dünyada güçlerini denemeleri engellenir. Ya aşırılıktan ya da zaaftan genç, kusurlu bir eği­timin sonucunda dünyada kendini gös­teremez.

Genel  hatlarıyla,  yetişkinlerin, gençlerin artık bir çocuk olmadığını açıklayarak ti­pik bir hata işleyebilirler ki, bu hiç kimse oldukları anlamına gelir. Günümüzde mar­jinallerden çok konuşulur ama istemeden biz kendimiz onları bu hale dönüştürürüz ve artık kim olduklarını bilemezler. Psikolojik marjinallik ile pratik suç arasında bazen bir adımdan başka bir şey yoktur. Bu aşağı yukarı büyük olabilen bir engeli yıkmaktadır. Başlangıçta ebeveyenlerin ahlaki otoritesi sorun olur ama otoritenin herhangi bir şeklinin sorgulanması ile sona erer. Bu durumda sosyal yaşam pratikte imkansız hale gelir ve genç hiçbir şeyi ta­nımaz ve kesinlikle hiçbir şeye de saygı duymaz.

Bu yetmezmiş gibi, gencin bu durumu, onlardaki heyecanın verdiği kolaylıktan yararlanılarak zalimce istismar edilir. Nef­ret etme, sevme, büyük maceralara du­yulan bu eğilim kesinlikle kötü bir pro­paganda ile istismar edilir çünkü gi­yimlerden, hayatın anarşik şekillerine, uyuşturucuya, kişisel so­rumsuzluk taktiğinden kurulu herhangi bir düzenin reddine kadar, modalar şeklinde kendini gösterir.

Sağlıklı bir gençlik istismar edilemez. İstismar için, asla ulaşılamayan binbir cen­net; söz vermek gerekir. Eğer o cennetlere ulaşılabilirse, bu sıkıntılı bir şekilde olur ve böylece şu veya bu sıkıntılı propaganda tohumlarının ekilmesi için uygun toprak olmaya ve kendi hayatları ile ne ya­pacağını bilmeyen gençleri yaratmaya de­vam edilir.Bu sıkıntıya bir başka sorun eklenir: gençliğin yavaş yavaş gittiği hissedilir ve genç mutlak olarak hiç bir şey yap­madığını farketmeye başlar. Bu durumlarda vurdumduymaz olması man­tıklıdır ve tabii ki, çok pasif ve verimsiz, saldırgan ve şiddetli biçimde protesto et­mesi mantıklıdır ve kendi hayatının gö­nüllü sonucu olan verimsiz arayışındaki “çözüm”den bahseden istatistikler de var­dır.

Önceden gençlik konusundaki ça­lışmalarda, en fazla hangi konularla ilgilenildiği hakkında anketler yapıldığı za­manlarda ilk sıralarda estetik, ahlaki de­ğerler, metafizik ihtiyaçlar ve dinsel endişeler yer alırdı. Şimdi ise anketlerin ilk sıralarında kişisel rahatlığı, para, aşk ve sonra bir takım soyut konular daha yer al­maktadır. Ama ilk öne çıkan sakinlik, ra­hatlık ve güvendir.

Gerçekten kendilerini böyle mi his­sederler yoksa gençlik bu şekilde dü­şünmeye ve hissetmeye mi itilmiştir? Gençliğin büyük hayallerinin gerçekten ölüp ölmediğini sormak gerekir. Ölmediğine inanıyoruz ama onları bulmak çok zordur ve bir gencin kendi hayalleriniitiraf etmesi de zordur çünkü araştırmacılar genellikle gerçeği söylemiyorlar.

Büyük hayallerinin olduğunu dü­şünmeye eğilimliyiz ama onları bu­labilmeyi bilmek gerekir. Bu hayaller ya­vaş yavaş sıkıntıyı yok edeceklerdir ama bunun için hayalleri gerçeğe dönüştürmek gerekir. Fizik olan güzelliği beğenmeyen hiç bir genç yoktur. Bunu redettiği za­manda hoş, güzel olanı ve estetiği be­ğenmediği için değil bunu protesto olarak yapar. Başka bir ifade şekli sahip olmadığı şeyleri geri çevirmektir. Tüm gençler sağ­lıklı olmaktan ve kendilerini güçlü his­setmekten hoşlanırlar ama buna rağmen sağlıkları bozulur, kendi vücutlarına zarar verirler, hayallerine ulaşmak için ken­dilerini mahvederler çünkü hayallerine ulaşmak için sonunda yapacak bir şey olmadığını düşünmektedirler.

Gençler bunlan inkar etseler de te­melde soylu, saf duygulara sahiplerdir. Hiç kimse bugün varolup yarın yok olan değişken duygulardan, bizi sürekli huzursuz, sıkıntılı ve üzüntülü kılan şeylerden hoşlanmaz. Her genç ebediyeti hayal eder. İtiraf etmek istemese bile, aşk kavramına ayrıcalıklı bir yer verir. Her genç kabul et­mese de muhteşem, parlak, temiz ve saf şeyleri hayal eder.

Düzensizlik ve kargaşa vardır ama bun­lar endişe şekilleridir. Entellektüel alanda, bilgeliği aramayan hiçbir genç yoktur. Meraklılığı, araştırma arzusu, her seferinde daha fazla şey bilme isteği, gençliğe özgü bir şeydir. Bu, dünyanın tüm sırlarına gir­mek için durdurulamaz bir istek gibidir.

Genç bilmek ister ama bu güçtür çünkü bazen örtüleri kaldırmaya, cahilliği silmeye ve karanlığın ortasında meşaleler yak­maya başlaması gerekir. Bazen bilim sa­dece yoketmez, inşa da eder, araştırmanın bizi doğanın en iç yasalarına ya­kınlaştırdığını, tüm saatlerimizi doldurmak için  bilim   kurgunun  yetmediğini  tersine kurgulara düşmemek için gerçek yasaların varolduğunu ve onları tanıyabileceğimizi keşfetmek gerekir. Bazen asıl mesajlarla diğer sahtekarlıkların sırf moda olduğu için kabulünden uzaklaşmak ve sahte kav­ramları yoketmek gereklidir, sanatta va­rolan tüm güzelliği keşfetmek gereklidir. Bazen gence inançsız olmadığını göstermek gereklidir. Tersine geleceğine inanmaktan soylu ve iyi bir şey yoktur ve Tanrı imajıyla fikri lekelenmiştir. İnanç basamağıyla Tan­rıya varıncaya değin ilerleyerek, bazen kendine olan inancını kazanmakla baş­laması gerektiği gence öğretilmelidir.

Dünyayı değiştirmeyi kim istemedi ki?

Tüm adaletsizlikleri, tüm kötülükleri sil­meyi sağlayan bir devrimi sürekli kim ha­yal etmedi ki?

Ama bu devrimin kendisinden baş­lamasıgerektiği fikrini düşünmesi iyidir. Bizi ileriye doğru götürecek sürekli bir güç olan sağlıklı bir hırsı ama yıkıcı olmayan, diğerlerine karşı saygıya dikkat eden bir hırs, kendi sorumluluğunu ve çalışmaya kendisinde uygulayarak bu devrim gerçekleşmelidir.

Mutluluğu hayal etmeyen hiçbir genç yoktur. Mutluluk vardır. Sadece maddesel mutluluk ve içgüdüsel mutluluk değil, tam olarak nerede bulacağımızı bilmeksizin sü­rekli hayal ettiğimiz birşeydir. Stoacılar mutlak mutluluğun bu yeryüzünde bu­lunmadığını ama yine de kararlılık, se­çicilik ve sabırla bize uygun gelen ve gel­meyen arasındaki farkı bilerek aramayı öğ­renirsek, mutluluğu günden güne bu­labileceğimiz söylüyorlardı.

Özgürlüğü de hayal etmeyen hiçbir genç yoktur. Özgürlük genç için herhangi birşey yapmak değil, aksine ne yapmak is­tediğini ve yaptığıyla nereye varmak is­tediğini bilmektir. Engelleri olmayan bu iç özgürlüğü düşünmeyen genç yoktur. Bu özgürlükte ölüm bile mevcut değildir.

Aramızda hala gençlerin olup olmadığı sorusu başlıca sorudur. Varlar mı? Yoksa yetişkin yüzleriyle sadece çocukları gör­meye mi mahkumuz? Çocuklarımızda ba­zen yaşına göre oldukça derin bakışlar ya da hayatın ilk anlarından beri sitemli bir ciddiyeti gördüğümüzde bize bazen korku vermiyor mu?

Hala gençlik sıkıntısını aşamamış ve yeniyetme giyimli yetişkinler de vardır, yasadığı bu sürekli ikilikten çıkması ge­reklidir. Özellikle gene kendi hayvani iç­güdü işlevlerine ve daha yüce hayallerine cevap vermek durumundadır. Bir yandan büyük kitaplardaki kahramanca olayları gerçekleştir­me kapasitesindedir ve diğer yandan yer­de sürüklenen bir hayvan da olabilir. Bu mücadeleyi bi­tirmek gerekir ama bir mücadeleyi bitirmek için, mücadele etmekten başka çare yoktur. Eski Doğu’nun eski ve kutsal bir metni Bhagavat Gita’da Arjuna adın­da mücadele halinde olan ideal bir insan vardır. Savaş baş­layacaktır ve bu an­da karar vermek zo­rundadır, umutsuzca acı çeker. Beşbin se­ne önceki Arjuna’nın endişesiyle psi­kolojinin bugün bize tanıttığı endişe arasında hiçbir fark yoktur: aynı umut­suzluk.

Arjuna bir yandan kendi hayvani ve iç­güdüsel dünyasına sahiptir ve öte, yandan en iyi ve en büyük yüce amaçlara da sa­hiptir. Karar vermek, seçmek zorundadır, istikrarsızlığı, orta durumu aşmak, kesin deneyi geçmek zorundadır.

Eski uygarlıklarda gençleri topluma yetişkin olarak kabul edilmeden önce denemelere tabi tutulurlardı. Bu deneyler herhangi bir iş ya da anlamsız birtakım büyülü ayinleri yapmak değildi. Aksine genç­ler çok özel bir şekilde denenirlerdi. Bu de­ney; “Cesur ol”, “karar ver” deneyiydi. Savaş, onun seçiciliğini ortaya koyan bir andı. “Cesur ol, galip çıkacağın kesindir”. Doğru karar vermek, seçmek ve savaşmak zamanıydı.

Gençlik sıkıntısının nedeni ve kökeni olarak işaret edilen aynı hatalarda, ara­dığımız  cevaplar  vardır. Sadece hataları dönüştürerek çözümlemek gerekir. Ruhsal, entellektüel, duygu­sal, fiziksel   ve bi­yolojik her tip sorundan gerçekçi, pratik ve somut olanlara kadar.

Gençlik sıkıntısı­nın daha ötesinde çok önemli bir şeyi hatırlamak gereklidir. Gençlikte büyük güçler yatmaktadır ve genç olmak için sadece genç bir be­dene sahip olmak yetmez, aksine Ruh­ta olan bir ebedi Gençlik vardır. Bu gençlik hala hayal etme olanağı ol­duğundan ve bu ha­yalleri uygulayabilme imkanı olduğundan her zaman kendini gösterme yeteneğine sahiptir.

Hayalleri sürdürebilmek için güç ile ve hayallerle eski, şimdiki ve her zamanki in­sanların umut adını verdiği eski ve ta­nınmış bir meşale ile yürümeyi öğ­rendiğimiz zaman bunalımsız ve ebedi olarak genç olduğumuzu da hatırlatmak ge­rekir.

Delia Steinberg Guzman

İspanyolca’dan Çev: Zeynep Elkırmış

By | 2017-06-09T22:09:21+00:00 Kasım 30th, 2016|Categories: Deneme|0 Comments