Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Haddini Bildirme Hastalığı

Haddini Bildirme Hastalığı

Eğer iletişim hastalıkları diye bir ana dal olsa haddini bildirme hastalığı da mutlaka onun içinde yer alırdı. Geçen hafta Aiesec Eskişehir’e bir eğitim verdim. Eğitimi hazırlarken hayatım boyunca karşılaştığım ve birçoğunu kendimde yaptığım iletişim çatışmalarını düşündüm.

Her biri ayrı bir kibir göstergesi olsa da bu yazıyı haddini bildirmek hakkında yazmak istedim. Hepimizin hayatında zaman zaman kurnaz, sivri dilli, lafı gediğine koyan insanlar olmuştur. Bu insanlar haklı ya da haksız olarak bizi yaralayıcı bir şekilde laf da sokmuştur.
Bu durumda biz ne yaptık ona bakmak lazım. Belki mizaç olarak daha sakin ve içe kapanıksak lafı işittik, karşılığında ne söyleyeceğimizi bilemedik, öylece kaldık ancak olay geçtikten sonra yaşananlar bir plak gibi zihnimizde döndü, lafı sindiremedik, keşke haddini bildirseydim diye kıvrandık. Yenildiğimizi hissettik.
Ya da biz kendimizi herkesten kurnaz hissettik ve ona aynı şekilde, hatta belki onu daha da yaralayacak şekilde cevap verdik. Haddini bildirdik yani ve zafer kazandığımızı hissettik.
Şu haddini bildirmek nedir? Haddini bilmeyene had bildirilebilir mi? O kişiye haddini bildiren sen olup hayatı boyunca onu yaralayan bir insan olarak kişinin aklında kalmak ister misin?
Ben özel bir bankada yöneticiyken, yöneticilerle memurların yemek yediği yerler farklıydı; hakları, maaşları zaten farklıydı. Ama yemek yenen yer  kişilere yerini en çok gösteren yer gibiydi. Had bilmeyi ve bildirmeyi bu dünyanın materyalist kriterleriyle öğrendik.
İnsanda kendini bir yere koyma, karşıdakini de kibirden dolayı daha aşağıya koyma eğilimi var.
Daha önce ben de bunun gerekli olduğunu düşünüyordum ancak bugün böyle bir his içimde doğduğunda bunu kibrim olarak adlandırıyorum.
Hayatımın neredeyse yarısında insanlara felsefi eğitim verdim ve şunu gördüm ki yaralayıcı bir söz ile kimse olumlu yönde değişmiyor.
İnsanı değiştiren şey olumlu örnek ve sevgi.
Bu durumda içimizden birisine haddini bildirmek geldiğinde; önce kendimizi bilmeyi öğrenelim. Yaralayıcı bir söz dilimize gelirse; Mevlana’nın “Bir kahpeyi bile incitirseniz yeriniz cennet değildir.” sözünü hatırlayalım. Karşımızdakini fark edelim; eğer bize yaralayıcı bir şey söylediyse kendisinin yaralı ve acı içinde olduğunu kavrayalım ve merhameti öğrenelim. Onu sevgiyle kapsayalım, şefkatle dinleyelim. Biz üstünlük taslamak yerine sevgi, şefkat ve merhamet yansıttıkça neler değişecek hep beraber gözlemleyelim.
Had bildirmediğimiz, haddimizi bildiğimiz alçakgönüllü ve erdemli yarınlara…

2017-10-27T14:04:09+00:00