Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Hayat Oyununda Durumun Ne?

Hayat Oyununda Durumun Ne?

ezgi-uzgel“Hayat bir oyun” der filozof. Oyunu anlamak, kuralları anlamak ve oyun olduğunu bile bile oyunu aşk ile oynamak gerek. Oyunu küçümseme, oyunun yasalarını yani kurallarını anla, ona göre oyna. İşler istediğin gibi gitmediğinde oyunbozanlık yapma. Neyi anlamadın gözden geçir.

Hayat bir oyun olduğundan biriyle bir oyun oynadığımızda hayata karşı tavrını görürüz. Hatırlıyorum çocukken ailecek tombala veya kızmabirader gibi oyunlar oynardık.  Şimdi yetişkin olduğumda oradaki herkesin tavrını düşünüyorum, aynen hayata karşı olan tavrımız gibiydi.

Ya da erkek arkadaşlar birisinin ne kadar geçimsiz olduğunu anlatmak için “halı sahada şöyle bir şey yaptı” diye anlatırlardı.  Halı saha tansiyonun en yükseldiği kişiliğin en çok kendini sergilediği andı onlar için.

Profesyonel oyuncuların olduğu yatılı bir spor okulunda kalıp masa tenisi oynadığım zamanları hatırlıyorum Almanya’da. 15 yaşındaki hallerimi, her hafta sonu bir turnuva ve o maç bitiyor bu maç başlıyor. Fizik bedenim aslında yorulmuyordu ama duygusal bedenim bitiyordu. Hatırladığım şey o kadar maçtan sonra ağrıyan kol veya bacaklarım değil karnımın ağrısı. Stres, kazanma veya kaybetme kaygısının yarattığı karın ağrısı. Her sayı bir heyecan. Başarılı olmanı bekleyen herkesin beklentisinin karşılanması için yapman gereken onca şey. Almanya’da yılın yeteneği seçilen bir Türk. Ne mutlu ne gurur verici ama ya iç dünyan. Oynadığım oyunun fiziksel kısmına, hareketlere, tekniğe rehberlik edenler hep oldu. Psikolojik rehberlik derseniz maalesef oyuncuyu hırslandırmak dışında çok da fazla bir şey yoktu.

Şimdi yıllarca felsefe çalıştıktan sonra anladım ki, bu o zaman için benim hayata karşı tavrım imiş.  Çalışkanlık, başarılı olmak için kaygı, olayın gerginliğini üzerine, hatta içine almak. Kazanmak veya kaybetmenin önemli olduğu düşüncesi.

Felsefe çalışmaya başladıktan sonra, önce içinde rekabet içeren sporlara ilgimi kaybettim. Tai Chi çalışmaya başladım. Daha ruhsal ve insanın kendi içine döndüğü sporlar çünkü benim doğamın ihtiyacı buydu. Benim ihtiyacım dingin olmak, kendi içine dönmek, diğerleriyle değil kendinle mücadele etmekti. Rakibi alt etmek değil kendi içini düzenlemek, orada bir huzura varmaktı.

Bunca yıl geçti bütün bunları ne kadar başardım. Bir şey anlattığımda hep bana oranını soran bir arkadaşım var. Şöyle bir kişi var dersin. 10 üzerinden kaç duygu hissettiğini sorar, Özler. Şimdi bunu anlatsam bana yüz üzerinden kaç diye sorardı. Sanırım Özlercim % 30 başardım. Oran düşük gözükebilir ama dünyamı değiştirmeye yetti. Stresten karnım ağrımayalı yıllar oldu, huzurum arttı, gerginlik her gün daha çok çözülüyor.

Hayat oyununu daha fazla sevgi dolu bir dans gibi görmeyi, iç bir dünyam olduğunu keşfetmeyi, onun içine dalmayı, orada inanılmaz bir zenginlik olduğunu keşfetmeyi sanırım hem hayat hem de felsefe bana öğretmek için elinden geleni yaptı.

Şimdi bu yazıyı okuyan sen, sana sormak istiyorum. Sen bir oyun oynarken nasılsın? Mızıkçı mı? Küser misin hemen? Hırslı mısın? Kolay mı vazgeçersin? Başaramayacağını mı düşünürsün, tek seçeneğinin başarı olduğunu mu? Rakibini nasıl görürsün? Düşman gibi mi, sana ayna olan ve eksiklerini gösteren bir yol arkadaşı gibi mi? Bütün bunları bir düşün. Bunlar senin yaşama olan yaklaşımın.

Şimdi de yaşama nasıl yaklaşmak isterdin onu düşün. Hayata nasıl bakmak isterdin? Daha huzurlu, daha dengeli yaklaşmak ister miydin? Senin doğanın ihtiyacı ne? Hadi otur yaz. Sonra da öyle yaşa. Seni hayat oyununda istediğin huzur ve aşkla akmaktan kim alıkoyabilir? Kendini tanı, ne zaman istediğin gibi davranamazsan bunu değiştirebileceğini, kendi seçimlerinin efendisi olduğunu bil.

Oyun sensin, oyuncu sensin, rakip sen, kazanan sensin, kaybeden sensin, hayatın kendisi sensin. Haydi, bunu keşfet, sonra da yaşa…

By | 2017-04-20T21:16:21+00:00 Aralık 21st, 2016|Categories: Ezgi Uzgel|0 Comments