Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Hayatta Başarmak

Hayatta Başarmak

Tarih, insanın yaşam biçimlerini şekillendiren farklı düşüncelerin, ışığın derecesine göre değişen renkli camlar gibi göründüğü olağanüstü bir örnekler vitrinidir. Her dönemin kendi parametreleri vardır ve durmayan arayış yolunda insanlar, bu örnekleri izlemeye ve onlara itaat etmeye çalışarak başka kaynaktan gelecek bir diğer fikri kabul etmesinler diye bu modeller tarafından yönetilirler. Genel kanıya uyan, yasa olarak kabul edilir. Zamanın geçişi ile birlikte ortaya çıkan kanunlardan çok daha kuvvetli olan kabullenmeler de vardır.

Böylece, ona her zaman aynı anlam atfedilmese de, başarı her zaman bir amaç olmuştur. Bir yüzyıl ya da onlarca yıl önce başarıya işaret eden, bugün daha çok modası geçmiş belirsiz bir istek olabilir. Buna paralel olarak önceki dileklerin yerini diğerleri almıştır. Değişmeyen tek bir şey kalmaktadır: İnsan topluluğundan, başka yollardan bu başarının elde edilmesi için bile aşılması mümkün olmayan uyumlu bir kitle (bizi ve diğerlerini) oluşturan yasaya uyarak başarı arzusu, başarmak ihtiyacı, diğerleri tarafindan kabul edilmek ve dikkate alınmak isteği.

İstatistikler düzinelerce yayında sayfalar işgal etmektedir. Yüzyılımızın bu son yıllarında başarmanın, kendilerinden itibarı artıran diğer iktidar şekillerinin türeyebileceği ekonomik iktidar ve sosyal itibarla sınırlı olduğu apaçıktır . Bu yayınlarda araştırmanın, bilimin, sanatın ve genel bilginin giderek daha az yer aldığı doğrudur. Bilmek güzel bir süstür ve istisnalar dışında daha önce bahsedilen hatırı sayılır bir ekonomik servetle desteklenen sağlam bir sosyal durumun yarattığı itibarla birlikte gelir.

O yüzden eğer uzun “marjinaller” listesinde yer almak istemiyorlarsa ve yaşadıkları toplumlarda kendilerini görmek isterlerse özellikle gençlerin, bu başarı formüllerine göre isteklerini sıraya sokmaları yadırganmamalıdır. Bugün, gelecek bu bakış açısına göre çizilmektedir; bir eğilim, bu eğilimin zenginlik ve iktidar açısından uygulanabilirliği hakkında kaçınılmaz bir soru dizisi ile birlikte varolmalıdır. Sağlam ve kalıcı olduğu anlaşılan bir sosyal statüden çabuk ve faydalı bir başarı elde etme olasılığı her zaman gözönüne alınarak yapılabilecek kariyer listeleri uzar. Bununla birlikte parlayan herşey de altın değildir. Eğer bunlar hayatta başarmak için gerçek formüller olsaydı, karşılaştığımızdan çok daha fazla mutlu varlık olması gerekirdi. En azından mutluluğun bir şey, başarının ise başka bir şey olduğunu kabul ediyoruz.

Bu kapsama girmeyen çok daha fazla kişinin olmasının yanı sıra günümüzün taleplerine uyum sağlamaya çalışan pek çok kişi vardır. Bu kişiler herşeye sahipler ama sonucu elimize veren aynı istatistikler bize, psikoz, depresyon, keder, tatminsizlik, yalnızlık, saldırganlık, bıkkınlık, yoldan sapma ve genel “stres” tablosuna uyan diğer pek çok psikolojik durumun ilerleyen bir şekilde arttığını gösteriyor.

O zaman bu kişilerin başarısız olduklarını veya başarılarının bütün hayatlarını doldurmayan eksik bir başarı olduğunu mu düşünmemiz gerekir? Sürekli mücadele etmekle asla hiçbir limana varılmayacağını mı düşünmeliyiz?

Acaba başarının daha etkili olabilmesi için kabul edilen modaya uymayan diğer hallerini mi planlamamız gerekecektir?

Hiç kuşkusuz, ikinci soruya ve yanıtlarına katılıyoruz.

Hepimizi en fazla endişelendiren sorulardan birisi; elde ettiklerimizin, sürekli varolacağını zannettiğimiz şeylerin kısa sürmesi ve sabit zannettiğimiz şeylerin geçici olmasıdır.

Başarı için de aynı şey sözkonusudur; küçük olsa bile en azından bize bir parça huzur ve hoşnutluk veren, hemen kaybolmayan bir başarıya ihtiyaç duymaktayız. Bu yüzden her tür konuda başarılı olmak için hayallerimize ve beklentilerimize daha uygun, daha istikrarlı, daha insani birkaç temel anahtar öneriyoruz.

Galip gelmek için hayal kurulmasının yetmediği apaçıktır. İradeye dayalı sağlıklı bir faaliyeti geliştirmeyi bilmek ve uygulamak gerekmektedir. Düşünmeden değil, en iyi ve en uygun eylemleri seçerek hareket edilmelidir.

Eski “Kendini Tanı” öğüdü güncelliğini kaybetmemiştir; eğer yeteneklerimizin ve olanaklarımızın neler olduğunu, kim olduğumuzu bilmiyorsak faydalı bir işin planlanması mümkün olamayacaktır. Yeteneklerimizi bildiğimizde kendimizi, bize ve diğerlerine faydalı bir eylemde bulunacak şekilde eğitmeliyiz.

Yalnızca karşılığında alacağımız ödül için değil, kendi yararlılığımızı doğrulamanın tatminini elde etmek için giriştiğimiz tüm işleri iyi yapmak. Elde etmeye başladıklarımızla uyuşmayı bilirken daima yüksek bir randıman payı arayarak asla bunlarla yetinmemek.

Bize zor görünse de sorunların bizi ezmelerine asla izin vermemek. Aksine çözümleri ve çıkışları bulmak için hayalgücümüzü zorlamak. Zorlukları irademiz ve zekamız için deneyler olarak algılamak. En kötü durumda bile yeniden başarmak için başarısızlıkları yeni fırsatlara dönüştürmek.

Fırsatlardan yararlanmayı bilmek; hayat fırsatlarla doludur ama kapalı gözlerle yaşarsak onları keşfedemeyiz. Eğer kendi çelişkilerimiz içerisine hapsolur ve sürekli olanlarla uğraşırsak ulaşılmak istenen labirentin bize sunduğu binlerce kapıyı küçümseyerek enerjimizi kaybeder ve bu kısır döngüden çıkamayız.

Diğerlerini anlamanın en iyi yolu olan sevgiyi sürekli kendimizde denemek. İnsanın kendisini hoşnut hissetmesinin en iyi yolu olan neşeli ve cömertçe diğerlerine yardım. Yaşamın anlamını aramak ve kendi yaşamamızın anlamını bulmaya çalışmak. Kendiliğinden hiçbir şey olmaz ve yanıt yalnızca, yanıtları fetihten emin olanın cesareti ve bilgelik ruhu ile onları takip edenlere sunulur.

Yaptığımız herşeyi gün be gün iyileştirmek; bizi çevreleyen herşeyi sıkılmadan iyileştirmek. Bulunduğumuz her yere (iç ve dış) tüm köşelere güzelliği yerleştirmek.

Kim bu kadar az anahtarı uygulamada başarılı olursa tatmin olma insanların besini oldukça kendinden emin, hoşnut bir insan olacaktır. Bunları başaran bir insan gerçekten bir galiptir. Moda buna izin vermediğinden kimse itiraf etmese bile, herkes başarının bu şekline erişmek ister.

Böyle çalışanlar olarak sayımız çoğalırsa, hayatta başarmanın bu özel şeklini moda haline dönüştürmeye değecektir.

Delia Steinberg GUZMAN

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 33

By | 2017-06-15T19:37:38+00:00 Mart 16th, 2017|Categories: Felsefe, Psikoloji|0 Comments