Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Hayvan Davranışlarının İnsandaki Görünümleri

Hayvan Davranışlarının İnsandaki Görünümleri

Davranış, farklı iç ve dış ortama uyum sağlamada bir çabanın ifadesidir ki, aynı zamanda uyarana karşı bir yanıttır. Duysal kapasiteler davranış modellerinin ifadesinde rol oynar. Örnek olarak, köpeklerde ses ve koku alma özellikleri çok iyi gelişmiştir.

Latince ”ethos” kelimesinden köken alan Etholoji davranış bilimidir. Yazı yazmak, okumak, konuşmak, gülmek, bir iş yapmak, hatta dinlemek ve gözlem yapmak birer davranıştır.

Davranışları doğuş sebebine göre ikiye ayırabiliriz:

1 ) Duygusal davranışlar: Bunlar içgüdüsel ve duyguların etkisi ile olan davranışlardır. Akıl ve düşüncenin kontrolü dışındadır. Bunun sebebi, gerekliliği düşünülmez, kontrol edilmez. Öfke kaynaklı davranışları buna örnek verebiliriz.

2) Aklın ve düşüncenin kontrolü altında olan davranışlar.

Biyolojik olarak, beynin hipotalamus bölgesi hem fiziksel hem de kompleks davranışların ifade edilmesinde rol oynar. Örneğin, vücut ısısının ayarlanması, üreme ve cinsel davranışların kontrolü, heyecan, hiddet ve korku hipotalamusla ilgilidir.

Beyin zarı ya da serebral Korteks’ deki sinirsel aktivite, uyarıma yanıt derecesini ve durumunu tespit eder. Eğer Korteks’ de işitme ile ilgili hücreler çıkarılırsa sese karşı hiçbir davranış oluşmaz. Düşünme, hafıza, muhakeme, yaratıcılık gibi fonksiyonlar serebral korteks’ in kontrolü altındadır. Yine davranışlar üzerinde çok önemli bir işleve sahip olan limbik sistem, koku alma, beslenme davranışları, cinsel içgüdü, motivasyon, biyolojik saatlerin düzenlenmesi, öfke ve saldırganlık gibi davranışlarda rol oynar. Örneğin; maymunlarda bu sistemde amygdala’nın çıkarılması, onların yılanlarla hiç korkmadan oynamalarına neden olmuştur. Amygdala’ sı uyarılan maymunlarda ise korku davranışları oluşmuştur. Amygdala’ sı çıkarılan kedi ve köpeklerin ise uysallaştıkları tespit edimiştir.

Canlıların yaşamda başlıca iki hedefi vardır: Canlı kalmak ve neslini sürdürmek. Bu hayvanlar için doğru olsa da insan için aynısı değildir. Hayvanların davranışları genelde içgüdüye dayanırken, insan davranışları daha çok öğrenilebilirdir. Çoğu insan, hayvanların davranışını akıllıca ya da karmaşık değil, tam tersi akıldan yoksun ve basit görür. Aynada kendi yansımasını gören kuşun ona saldırması, yere yatmadan halının üzerinde dönüp duran köpeğin orada ot olmadığını fark etmediği öne sürülerek akılsızca davrandıkları söylenilir.

Doğal koşullarda hayvan davranışlarını inceleyen davranış bilimcileri (etholog) Lorenz ve Tinbergen, içgüdüsel davranışın çevreyle olan etkileşimden de etkilendiğini belirttiler. Lorenz, kuluçkadan çıkan ördeklerin önüne geçip yürüdü ve ördekler onu takip ettiler. Kendi anneleri gelince ona bakmadılar bile. Böylece Lorenz, öğrenmeyi uyum sağlayıcı değişiklikler olarak açıklayıp, bunun insan ve hayvanda olduğunu söyler. Öğrenme; uyum sağlayıcı olmasından çok davranış değişikliğidir. Uyum sağlayıcı davranışlara ”akıllıca” deriz. Örneğin; sincapların kışa uyum sağlamak üzere fındık biriktirmeleri akıllıca bir davranıştır.

Hem hayvanlarda hem de insanda bir takım fizyolojik ihtiyaçlar vardır ki bunlar hayatın devamı için gereklidir. Her varlık, doğduğu andan itibaren dış dünya ile mücadele halindedir. Etrafında durmadan değişen çevre şartlarına karşı kendi dengesini korumak zorundadır. Hayvanlarda bu yanıtlar otomatiktir ve zorda kalmadıkça değiştirmezler. İnsanlarda ise önceden edinilmiş bilgilerle kıyaslanır ve içinde bulunulan duruma göre o uyarana ya da etkiye yanıt verilir. İki insanın aynı duruma gösterdikleri tepkinin farklı olması, geçmiş tecrübelerinin aynı olmaması nedeniyledir.

Fizyolojik güdüler doğuştandır, sonradan edinilen güdülerin kaynağı ise sosyaldir. Burada insanın kendisi ile başkalarının davranışı işe karışır.

Hayvanların düşünme yeteneği insana kıyasla elbette çok sınırlıdır. Öğrenme açısından ceza-ödül sistemi köpek gibi hayvanlar için çok etkilidir. Aynı şekilde, küçük çocuklar içinde bu geçerlidir. Köpeklerin uyarılara yanıt vermesi sınırlı sayıdadır. İnsanlar ise uyaranlara farklı yanıtlar verirler. Sadakat, bağlılık örneği olan köpeklerin bir konuda insanlardan üstün olduklarını söyleyebiliriz; onlar insan psikolojisinden anlıyorlar, onların psikolojisinden insan anlıyor mu ya da onların psikolojisi mi var ki?

Fizyolojik olarak çoğu hayvan üstün bir görme, işitme ve koku alma duyularıyla donatılmıştır. Kediler, sınırlı da olsa renkli görebilirler. Retinalarında ( gözde ağ tabaka) çubuk hücrelerin fazla olması onlara az ışıkta iyi görebilme özelliği sağlar, ultrasonik sesleri çıkarabilir ve işitebilirler, koku duyuları gelişkindir, yavru bunun yardımıyla annesinin memesini bulup emebilir. Yalnız yaşarlar, iletişimleri yüz ifadeleri ve vücut duruşlarıyladır. Savunma, saldırı ve boyun eğme davranışları vardır. Ceza-ödül sistemi kediye uygun değildir. Çeşitli seslerle iletişim kurarlar; süt emerken, annesi ile dinlenirken insen yavrusu gibi memnuniyet mırıltıları çıkarırlar. İnsanlara sokulur ve mırıldanarak sürtünürler. Bu da ” kedi gibi sokulmak” sözcüğüne yol açmıştır. Köpek gibi bağlı ve sadık olmadığı için ” nankör ” denilir. Bu sözcük maalesef insanlar için de önemlidir. Bağlılık ve sadakat davranışları göstermeyen insanlara ” kedi gibi nankör ” deriz. Bir de dört ayaküstüne düşmeleri vardır. Bir kedi yüksek bir yerden aşağı düşerken kendini yere konmaya en uygun pozisyona sokar ve bir şey olmaz. İşte, türlü zorluklar, risklerin arasında her şeyin düzgün gitmesi durumunda, zarar görmeden kedi gibi dört ayaküstüne düşülmüş olunur. Ayrıca kedi iyice sıkıştırılmadıkça tırmalamaz. Köşeye sıkışmış insan kedi gibi savunma reaksiyonu yani tırnaklarını gösterir.

Bir köpek yaralanan, hastalanan ve ölen sahibinin yanından ayrılmaz, mümkünse yardım bile getirir. Sadakat ve bağlılık açısından hiçbir şeyi gözü görmeden bağlı olmaya “köpek gibi sadık” denir. Köpeklerin de gece görüşü iyidir, koku ve işitme duyuları çok gelişmiştir. Bizlerin duyamayacağı sesleri duyarlar. Vücut duruşu, sesler, yüz ifadeleri ve koku işaretleme iletişimleridir. Sevgiye düşkünlükleri nedeniyle sahipleri kızsa da sürekli sevgi talebinde bulunurlar. Köpeğin insan gibi tartma, muhakeme etme özellikleri yoktur, o doğal olarak hayvani bedenini tatmin etmekten başka bir şey düşünmemektedir. Bu nedenle utanma nedir bilmez, sahibi kızsa da kötü de davransa biraz sonra gelip yine sevgi talebinde bulunur. Böyle davranış gösteren insanlara da köpek gibi deriz. İnsan çıkar ve eksiklik nedeniyle amirine ya da bir yakınına, işi düştüğü birine yaltaklanır, kendine güveninin olmamasının yanı sıra burada ağır basan çıkardır. Burada da önemli olan insanın benliğini tatmin etmesidir, işleri yolunda gitsin, çıkarına ters düşen bir şey olmasın diye yüzsüz davranışlar sergilenir, onurlu yaşamın yerini hayvani yaşam alır. İnsanlar birbirlerine kötü davrandıklarında ”bana köpek muamelesi yaptı” denilir. Bu, bizlerin köpeğe gösterdiğimiz saygısız, aşağılayıcı davranışımız nedeniyledir.

Köpeğin atasının kurt olduğu belirtilir. Genel özellikleri cesur, kararlı, gözlemci, takipçi ve de saldırgan olmalarıdır. Araştırma kurt özelliğidir yine. İyi gözlemler, bekler, hiç bıkmadan takip edebilir, pes etmez ve en uygun anda da saldırır. Sürünün en tecrübeli ve güçlüsü lider olur, dişi kurtlar da lider olabilir. Sosyal hayvanlardır, grup halinde yaşarlar, alanlarını idrarlarıyla işaretlerler ve yaklaşan olursa saldırırlar. Hiyerarşi çok güçlüdür. Lider dişi kurt, bir diğer dişi kurdu bebek bakıcılığına atayabilir. Isırma güçleri köpeklerin iki katıdır. Yalnız bir erkek kurdun uluması 25 km’ den duyulabilir ve 200 km’ lik bir mesafeyi 48 saatte yürüyebilecek güçtedirler. Araştırmacı, gözlemci, iyi bir lider, sabırlı, dayanıklı, plan yapıcı olmaları nedeniyle kurt simgesi pek çok uygarlıklarda kullanılmış, Türkler ve Roma lejyonerleri bu hayat veren kurdu bayraklarında yaşatmışlardır. Aramızda zengin deneyim, plan kurma, gözlem, takip ve cesaret özelliklerini taşıyıp her işin altından ustalıkla kalkan insanlara kurt ya da yaşlı ise yaşlı kurt deriz. Her an fırsat kollayıp, kuzuyu kandırabilme yeteneğine sahip, doymak bilmeyen, her şeye sahip olma, tüketme hırslarıyla bu kurtlar diğer insanları yiyip tüketirler.

Avlanmak üzere plan yapan diğer bir hayvan da aslandır. Nüfuz bölgelerinin gerçek krallarıdırlar, aslanın davranışı kendi gibi heybetlidir, kedigillerin çoğu anti sosyalken, aslan sosyaldir, sürü halinde yaşar. Bir aslan kükremesi dünyaya korku veren bir mesajdır; bu efendi olduğu ve tüm alanların hocası olduğu mesajıdır. Kükremesi pek çok anlam taşır. Ya davetsiz bir misafiri uyarır, ”burası benim alanım” der, ya da dişi aslana bir korumayı ve ”ben buradayım” ı anlatır. Avlanmanın %80- 90 ı dişiye aittir, o avlanır, ancak önce erkek yer, sonra dişiler ve ardından yavrular. Bu nedenle, bir parayı, malı veya bir yeri paylaşırken, iyisi ve fazlasına ” aslan payı” adı verilir ve bunu da en güçlü olan kişi alır. Bir aslan karnı tokken saldırmaz, sürünün liderliğini aldığı zaman acımasız olabilir; dişiyle çiftleşmek istediğinde yavrularını öldürerek onun sütten kesilmesini ve dolayısıyla kızgınlığa gelmesini sağlar.

Aslan gibi olmak, hükmetmeyi bilmek, heybetli olmak, aslan kesilmek, aslan gibi kükremek olumlu taraflarının insandaki görünümleri iken, saldırgan doğası da olumsuz görüntüsüdür.

Genellikle hiçbir hayvan insanlara nedensiz saldırmaz. Sırtlan, yabani domuz ve panter gibi bazı hayvanlar vardır ki insanlara nedensiz saldırabilirler. Sırtlanlar gece avcısıdır, zebra gibi kendinden büyük hayvanlara saldırabilirler. Başkalarının avını zorla alabildiği gibi başaramazsa mutlaka bir parça koparır, kaçarlar. Sırtlan gözü pek yanımızı, ansızın sırtlan gibi atlayıp ele geçirmeyi, başkasının payını bir yolunu bulup kapmayı temsil eder. Başkalarının malında gözü olan böyledir, kolayı seçip en küçük bir fırsatı kollayıp, insanların zayıflıklarından yararlanıp, istediklerini ellerine geçirirler.

Hayvanlarda sadece ihtiyaçlarını karşılayarak varlığını koruma, neslin devamını sağlama temeldir. Zevk için öldüren hayvan yok gibidir. Bir tek panterin zevk için öldürdüğü söylenir. Ayı kindardır, unutmaz, kendisini yaralayan insanı ölümüne takip eder, panter hızlıdır ağaca bile tırmanır, yaban domuzu ise hiçbir şeyden korkmaz, saldırır. Bizlerin kaçmakta zorlanacağımız bu hayvanların özelliklerine benzer insanlar karşımıza çıkmaktadırlar ve doğada olduğu gibi insanın toplumsal yaşamında da onlardan kaçmak zordur.

Daldan dala atlayan maymun, hayvanlar aleminin gözü doymayan örneğidir, iki elinde muz olsa, bir üçüncüsünü uzatsanız, sahip olma açlığıyla ne yapacağını şaşırır. Böyle insanlar ”maymun iştahlı” dırlar. Daldan dala atlayan insan, o da benim, şu da benim, onu da deneyeyim, bir de oraya mı gitsem der durur, albenili şeylere kapılır gider. Aynı zamana da, maymun taklitçidir, bunun için de bazı insanlara maymun gibi soytarı deriz. Bazı insanlar taklitçidir, evet kendilerini ifade etmek zor gelir, giyimden, yaşama zevkine kadar taklit eder, ya da maymun gibi, ciddi şeyler yapamadığından, hayatla dalga geçtiğinden, alaycı bir şekilde eksikliğini bastırarak diğerlerinin taklidini yapar.

Bir başka durum ise “sürü psikolojisi”dir. Koyun gibi olunan durumlar vardır, lider ne yapıyorsa düşünmeden o yapılır. Sanki neredeyse öl denilince ölünecek hale gelecek kadar bağımlılıklar, düşünmekten yoksun olan, kendi adlarına karar verebileceklerin peşine düşüp, kendi yaşamlarını değil, diğer örnekleri yaşayanlar birer sürü gibidir. Koyunlarla ilgili bir hikaye vardır: Çoban köprünün başında sürünün geçişine bakarken bir koyuna çelme takar, koyun düşmez, fakat sıçrar, ondan sonra gelen tüm koyunlar da orada bir şey olmamasına rağmen sıçrarlar.

 Pasif yaşam, düşünmeden hareket etme, cehalet, sürü psikolojisine yol açar. Kendileri için neyin daha iyi olduğunu ya da olacağını bilmeyen insanlar hangi model gösteriliyorsa onun peşine takılırlar. İyi bir reklam, sürüler halinde sunulan şeyi almaya giden insanların ortaya çıkmasına neden olur. İyi bir seçim propagandası yapan, kitleleri, gerçekte neyi, kimi seçtiklerini bilmeden kendisini izlemeye yöneltebilir. Çılgınlık mı moda? O zaman hepimiz çıldıralım! Cehalet, karar verebilme yeteneksizliği, aklın yerine dürtülerin çalışması, özenti ve atalet durumu sürüleri doğurur.

Rudyard Kipling’ in Orman Kanunu adlı şiirinden bir seçme bize güzel bir örnektir:

Şimdi size orman kanunu söyleyeyim

Semalar kadar eski ve bir o kadar gerçek

Buna uyan kurt daima kazanır.

Çiğneyen kurt da ölür.

Sürünün gücü kurttan, kurdun gücü sürüden gelir

İşte, bu nedenle etik ve hukuki yasaların güçlü olması gerekir. Değilse orman kanunu geçerli olur, kanunun boşlukları kullanılır ve kaba kuvvetle her şeye sahip olunur. İnsan olmayı bilen ise zorlayıcı değildir, hiçbir şeye değil, kendine sahip olmayı bilir.

Güdü, davranışa yön veren, enerji veren güçtür. Bu güç organizmayı etkili bir amaç için harekete geçmeye sevk eder ve istekleri, arzuları, dürtüleri, ihtiyaçları kapsayan genel bir kavramdır. Açlık, susuzluk, cinsellik gibi fizyolojik güdüler dürtü iken, bilme ve başarma isteği gibi insani dürtülere de ihtiyaç denilmektedir. Bizler dürtülerimize göre yaşarsak bir çakal gibi sinsi, fırsatçı bir sırtlan, kurnaz bir tilki, domuz ve keçi gibi inatçı oluruz.

Bencillik ve üstünlük taslama, sahip olma hırsı; aslan gibi hükmetmeyi, sırtlan gibi ele geçirmeyi, yılan gibi zehirlemeyi insana hakmış gibi gösterir. Sadece kendi bedenine dönük yaşamak hayvana ait bir özellik olmasına rağmen, bu konuda insan çok da farklı değildir.

Sürüler halinde yaşayan geyik, yaban keçisi gibi boynuzlularda egemenlik statüsü vardır. En güçlü erkek sürünün efendisi olur. Genellikle alanını savunma, eş seçimi sırasında saldırganlıklar olur. Testosteron erkekteki en önemli hormondur. Hayvanlar üzerinde bu hormonu gözlemleyen bilim adamları, denek olarak maymunları kullanmışlar. Doğar doğmaz hadım edilenlerin daha az saldırgan oldukları görülürken, testosteron verilen dişi maymunun daha saldırgan olduğu görülmüştür. Yine, diğer maymunlar üzerinde egemenlik fırsatı verildiğinde testosteronun arttığı, saldırganlık arttıkça da tekrar testosteronun arttığı belirlenmiştir. İngiliz nörobiyolog Dr. Neave, ”ev sahibi takım neden kazanır” başlıklı çalışmasında, ev sahibi takımın oyuncularının bir çeşit hayvani güdüyle kendi egemenlik alanlarını, düşman saldırısına uğradığı psikolojisiyle koruduklarını tespit etmiştir.

Olumlu hayvani davranışlardan söz edersek, arı ve karınca gibi çalışkan, fil gibi güçlü ve bilge, aslan parçası, ceylan bakışlı, kuzu gibi masum olabiliriz. Arılar, insanlara organizasyon, görev paylaşımı ve çalışkanlık için çok iyi örneklerdir. Her kovanda bir kraliçe arı vardır ve sadece o yumurtlar. Erkek arı kuvvetli ve şişmandır, polen, nektar toplayamazlar, görevleri kraliçe arı ile çiftleşmektir. İşçi arılar, küçüktürler ve kovan içinde hizmet eder, larvaları beslerler. Kraliçe arının beslenmesi ve temizlenmesi, kovan sıcaklığının belirli bir düzeyde tutulması ve havalandırılmasını sağladıkları gibi kovanın savunması da onlara aittir. Daha yaşlı işçi arılar ise polen ve çiçek özü toplayıp kovana getiriler. Arı gibi çalışkan olmak işte bu işçi arılara benzemektir.

İnsanlardan daha az görebilmelerine rağmen koku ve işitme duyuları çok gelişmiş olan filler, bizlerin duyamadığı sesleri duyar ve kullanırlar. Sevinç, üzüntü, korkuları gözlerinden, hareketlerinden anlaşılır. Uzun bir süre aileden ayrı kalan bir fil döndüğünde sevinir, ayrılınca üzülürler. Ağlayan bir yavru görünce hepsi ilgilenir. Kuvvetli hafızaları vardır, kuraklık zamanında ailenin yaşlıları, nereden su bulacaklarını hiç unutmazlar. Öylesine bilgedirler ki ölüm zamanının geldiğini anlayan yaşlı fil, filler mezarlığına gider. Bu özellikleri nedeniyle eski uygarlıklar fili bilgeliğin sembolü olarak kabul etmişlerdir. Aramızda bilge fillere rastlamak nadir bir durum iken, daha çok fil gibi heybetli, fil gibi iştahlı, hortumlayan benzetmelerini kullanır ve görürüz.

Biz insanlar, artık kısa vadeli ihtiyaç ve zevklerin tatminini, orta ve uzun vadeli ihtiyaçlara tercih ederek, hayvanlar gibi anlık yaşamaya başladık. Bir hayvan genellikle yarını düşünmez. Anlık uyarı ve yanıt işlevi; doğada canlılığını koruyabilme, neslini sürdürebilme bir hayvan için alışılmış bir davranış biçimidir. Kendisi tarafından yüceltilen, üstün konuma getirilen insan, hiçbir hayvan türünün olamayacağı kadar kurnaz, acımasız ve bencil olur. Hayvani yönü açığa çıkan, hayvani benliğini konuşturan insan, saldırganlığın uç boyutunu; şiddeti yaşar, cinayetler işler, öyle ki kendi türünü yok etme kampları bile kurabilir.

Hayvan kısmımız vardır ve gerçektir. Bizler, hayvanlarla üreme ve hayatta kalabilme, kendini koruyabilme gibi yaşamsal zorunlulukları paylaşırız. Bu nedenle, bazı gelenekler, insan denilen varlığın içinde bir hayvan bedeninin oturduğunu dile getirir. Arapçası ” nefs” olan ben ya da insan ruhu, insanın içinde yaşayan düşman olarak nitelendirilir.

Sa’di Şirazi der ki:

Nefsinin düşmanıyla oda arkadaşısın

Nasıl, yabancıyla savaşa tutulmuşsun…

Burada, geçici olan benlikle mücadeleden söz edilmektedir. Bu nefs, bencillik, ego dediğimiz şeydir. Bencillik ise ahlaki bir davranış yani insani bir değer olarak tanımlanabilecek bir davranış türü değildir. İnsanın nefsi canı bir şey isteyince onu öyle cazip ve olmazsa olmaz hale getirir ki insan ona sahip olmaktan başka bir şey düşünemez.

Tasavvuf felsefesinde bu mesele üzerinde yeterince durulmuş ve irdelenmiştir. Özellikle nefsin insanı ahlak dışı davranışlara iterek, onu hayvandan da aşağı düşürmesinden söz edilir. Mevlana, Mesnevi’sinde şöyle der:

Ejderhadır nefs, kim demiş öldüğünü,

Ortam müsait değil, ondan bu ölgünlüğü.

Nefsi ejderha gibi güçlü bir canavara benzeten Mevlana, Mesnevi’nin başka bir bölümünde de insanın gizli eğilimlerinden söz eder: öyle ki bizim nasıl olup ta haberimiz olmadığına şaşırdığımız gizli eğilimlerdir:

Güçleri kalmadığı için uyumuşlardır böyle,

Tıpkı kütük gibi cansız bir halde…

Fakat, bir leş kokusu gelmeye görsün

Hırs suru üfürülüverir bu köpeklere.

Karşı sokakta bir eşek ölse, leşi

Yüzlerce uyumuş köpeği uyandırır uykudan.

Nefs ya da Ego, öyledir ki uysal gibi görünen bir köpek gibi ansızın sarılıverir tutkularına, hırslanınca gözü dönüverir, akıl dengeyi sağlayamaz, davranışlar kontrol edilemez. Böylece, şaşırtıcı bir şekilde insani benden hayvani bene geçiş yapılabilir, tersi de söz konusu. Bir mahkumun hikayesi buna çok uygun bir durumdur: Jimmy Boyle, İskoçya’nın Glasgow kentinde fakir ve iyi bir ailenin çocuğudur. Ancak 26 yaşında İskoçya’nın en ünlü katili olarak müebbet hapse mahkum edilip,  azılıların kapatıldığı bir cezaevine gönderilir. İçerde ise isyan elebaşlığı, gardiyana saldırmaktan 12 yıl daha ceza alır. Bir hücreye kapatılır, altı ay boyunca hayatındaki tek nesne, üzerinde çırılçıplak uyuyacağı, uzanacağı, oturacağı bir somya ve 24 saat açık olan bir lamba ile kalır. Bu süre içinde hayvanlaşır, plastik bir kap içerisinde yere bırakılan yemeğini araçsız yer. Duyuları keskinleşmiştir, kapının önünden geçen gardiyanın elbisesinin hışırtısını, ayakkabı boyasının kokusunu duyabilmektedir. Altı yıldır görmediği günlük sıradan nesneleri ve kavramları kaybetmiştir. Her şey onun hücresi dışındadır.  Korkutucu ve büyük bir ders… Çırılçıplak,  kendisiyle baş başa… Bir sabah, kapısı açılır ve başka bir yere aktarılacağı söylenir. O özel birime geldiği günü Boyle şu şekilde anlatır: ”Girdikten sonra bana şöyle sordular; Çay ya da kahve ister misin? Kahvene şeker ister misin? Jimmy?… ” Özel birim, mahkumların kimlik ve kişiliklerini yok ederek onları bir sorun olmaktan çıkaran diğer cezaevlerinin tersine, insanca bir yaklaşımla kişiliklerini geri vermeyi amaçlayan birimdir. Öyle ki ilerde yapılan araştırmalar, mahkumların sıradan cezaevlerine tekrar dönme yüzdesi 90 iken, özel birimde bunun %3 -4 oranında kaldığını göstermiştir. Bir gün, sanat terapisti bir kadın özel birime konuk olur. Yanında getirdiği tuvalleri, boyaları ve fırçaları oraya bırakır, mahkumlara bunları istedikleri gibi kullanabileceklerini söyler ve uzaklaşır. Bir zaman sonra Boyle bir arkadaşının resmini yapmaya kalkışır. Yıllar sonra şöyle der: ”Sanki içimde bir barajın duvarları yıkılmıştı, sanki kendimi bildim bileli heykel yapıyordum” Boyle, tanınmış bir heykeltıraş ve yazar olur. Kamuoyunun etkisiyle 26 yıl sonra cezası kaldırılır.

Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde gösterilen bu ”Mahkumun öfkesi ve düşü” adlı filmin konusudur. Jimmy Boyle’ın  hikayesi bize tüm duyularımızın, zihinsel ve fiziksel aktivitelerimizin sınırlandığı bir ortamda, yabani hayvan doğamızın ortaya çıktığını gösterir. Bir katil olarak kişiliği bozulup, hapiste hayvani bedeni iyice ilkelleşmiştir. Onu tekrar insanca yaşamaya döndüren, kuşkusuz eğitim olmuştur. İnsani yapısını gerek azim gerek sebatkarlık ve iyi bir destekle tekrar ortaya çıkmıştır.

Bilim, insan davranışlarını üçe ayırmaktadır:

1. Ahlaki davranışlar (hayvandan üstün)

2. Ahlak dışı davranışlar (hayvandan aşağı)

3. Ne ahlaki ne de ahlak dışı davranışlar (hayvanlarla aynı)

Nerede yer alacağımız bizim bilincimize aittir. Klasik Yunan dünyası insanı üçlü bir yapı olarak algılıyordu: Soma (fizik beden), Psişe (psişik beden), Nous (tin, gerçek ben). İnsanın hayvani beni soma ile psişe arasında iç içe geçmiş durumdadır. Böylece, bedeni yaşamsal enerji ve saldırganlık içgüdüsüne ait tepkileri verir. Psişe ile nous arasında bulunan insani ben, sezgi, bilinç ile temasta bulunur. Benzeri bir yapılanma Doğu Bilgeliğinden bize sunulur ki, doğanın yedi katlı planına göre insan yedi katlı bir bedene sahiptir. Buna göre en düşük bilinci Eterik- Fiziksel bedende görürüz. Bizim fiziksel, etten, kemikten ibaret bulunan bedenimizin en büyük arzusu hayatta kalmaktır. Enerjetik bedenin arzusu, genişlemektir, bir bitki gibi yayılmaktır, çevredeki değişimlere duyarlıdır. Hayvansal veya duygusal bedenimiz ya da (batıda söylendiği şekliyle) astral bedenimiz, kendisinde arı, kuzu, ceylan, yunus vb masumların olumlu yanını, aslan, kaplan, kurt, yaban domuzu vb vahşi, yırtıcıların olumsuz yanlarını barındırır. Hayvani insanda hayatta kalma, varlığını sürdürmenin en kaba yönü gelişmiştir ve bu bencilliğin hakim olduğu bir merkez etrafında yerini korur. Rekabet, kazanma ya da yenilme, zafer çığlıkları atma, saldırma ve yok etme tek gerçek olarak bizi yönlendirir. Bunların üzerinde fikirlerin, kararların, organizasyon niteliğinin, düşüncenin, detaylı analizin çıktığı dördüncü beden ise Arzulu Akıl’dır. İnsani benin çıktığı noktadır. Beş, altı ve yedinci planlar (bedenler) insanın bilincini yükselterek ortaya çıkaracağı Saf Akıl, Saf Sezgi ve Saf İrade’dir. İnsanın tin kısmıdır, ilahi ben’dir.

İnsan beni üst durumda olmasına karşın, ne yazık ki hala hayvan beninin hizmetindedir. Zora koşulmak istemez, hoşlandığını kabul eder, hoşlanmıyorsa zorla bir şey yaptırılamaz, istemediğini hemen dışlar, kendi bedensel ihtiyaçları ön plandadır. Buda’nın bizlere aktardığı gibi; ne hayvani beni terk etmek ne de bastırılması insani bir yol değildir. Hayvani ben vardır, gerçektir, kesip atılamaz, ancak ehlileştirilip insani benin hizmetine sokulabilir. Öncelikle ne olduğumuzu keşfetmeli, gerçek ben ile birleşerek hayvani beni eğitmenin yollarını bulmaya çalışmalıyız.

Roma’lı Stoacı filozof Epiktetus’tan bir alıntı ile kimliğimizi sorgulayalım:

Tamamıyla iki farklı doğadan oluşmuşuz: hayvanlarla ortak olduğumuz bir beden ve İlahiyatla ortak olduğumuz spirit (tin). Ancak, bazıları birinci bölüme eğilimli olmaktadır. Birinci bölüm, mutsuz ve ölü bir bölümdür, diğerinde ise mutluluk ve kutsallık vardır; bunun sonucunda bazıları asilce düşünürler, diğerleri ise büyük çoğunluk oluşturarak sadece aşağı ve değersiz düşünceleri algılarlar. Bu insan-erdem bütünlüğünün kaydığı eğridir. İşte bu nedenle, insanlar arasında o kadar çok canavarlar, kurtlar, aslanlar, kaplanlar ve birçok domuz bulunmaktadır. Bunlara dikkat etmek ve vahşi hayvanların sayısını artırmamaya çalışmak gereklidir.

Biyolog Gülsen Çelik,Araştırmacı

 YeniYüksektepe dergisi sayı 47-48

KAYNAKLAR:

1-  Bolay, H.(2004).Eğitim, din ve değer.Gazi Ünv., Sosyal Bilimler Ens. Yıl 1 sayı: 1

2-  Çamdibi H.M. (1983) Şahsiyet Terbiyesi ve Gazali, Han neşriyat Gümüş Basımevi, İstanbul.

3-  Dawkins, M.S. (1998) Hayvanların Sessiz Dünyası, 2. Basım, TÜBİTAK.

4-  Karakuşçu, M. (1999). Genel Psikoloji ve Normal Davranışlar. 2. Baskı. Pelin Ofset-Ankara.

5-  “Lions (Panthera Leo)” http:home.globalcrossing.net/brendel/lion.html

6-  Animal Behavior.Mammals. http:www.wildlifeafrica.co.za/animalbehaviour.html

7-  Cat Behaviour. http:www.moggies.co.uk/behaviour.html

8-  Fauna-Geedar-Jackal. http: www.haryana.com/fauna/geedar.html

9-  Maykum Heykeltraş: Jimmy boyle. http: www.hurriyetim.com.tr/agora/article.asp

10- Wolf Anatomy – Behaviour http: soappuppy.com/wolf/behaviour.html

11- Wolf Behaviour. http:www.wolfsa.org.za/content_behaviour.html

 

By | 2017-05-22T23:56:37+00:00 Mart 16th, 2017|Categories: Psikoloji|0 Comments