Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

İç Ayna

İç Ayna

Eşitlik mitosunun sendelediği günümüzde, her şeyin ve her varlığın farklı bir varoluşa sahip olduğunu onaylayan eskilerin bilgeliğini daha özgürce takdir edebiliriz.

Üstelik aynı insanda, aynı gün, bir ay veya yıl boyunca eşit iki ruh durumuna rastlamak zordur. Daha kötüsü, kuralın onayladığı istisnalar dışında, bu ruh hallerinin zararlı bir ortak paydası vardır ki bu da; herkesin ve her şeyin olumsuz tarafını gözlemlemeyi tercih etmektir.

Herkes kendini bir “şehit”, anlaşılmayan kişi ve diğerlerinin kurbanı gibi hisseder. Onu hak ettiği gibi değerlendirmediklerini, sevmediklerini düşünür. Bu hislere, tümünü yazmanın imkansız olacağı benzerlerini de ekleyebiliriz.

Egoizme doğru az çok suçlu bir eğilimle, egosantrizmin (benmerkezcilik), akıllıları budalalara, çalışkanları tembellere, potansiyel olarak güçlü olanları zayıflara dönüştürerek, tavırları ve davranış biçimlerini nasıl değiştirdiği dikkate değerdir.

Bireyselliğin aşırılığı, tersi kadar olumsuzdur.

Herkes, şöyle ya da böyle başarı kazanmanın anahtarlarına sahip olduğuna inanır ama sıra uygulamaya geldiğinde kasvetli psikolojik haller takınarak, daima diğerlerine zarar vererek başarısız olur.

Altları ve onu takip edenlere karşı davranışlarında gerçek despotlar olan bireylere rastlamak zor değildir ama bir düzeltici uyarıyı dinlemek veya ona uymak sırası onlara geldiğinde bu bireyler aşırı duyarlı olurlar. O zaman neşe kaybolur ve bu kez mükemmel olduğunu ve diğerlerinin hatalı olduğunu iddia edip bir adaletsizliğin kurbanı olduğuna inanan kişilerde, işkence çekmiş bilincin üzerine gri bir bulut çöker.

Bu karamsar ve olumsuz tutum dikkatimi çekiyor çünkü bu tutumla bir çok yıl boyunca yüzlerce kişide karşılaştım. Oysa bu kişiler hayat karşısında çok daha gerçek, olumlu ve mütevazı bir tutum içinde olmalıydılar.

Eflatun’un “ruhun gözü” hakkındaki bir meselini hatırlıyorum. Ruhun gözü, yöneltildiği yerde çeşitli manzaralar görmekte ve karanlık, gri veya çok ışıltılı imajlarla iletişim kurmaktadır. İşte bizim de içimizde, böyle konumu değiştirilebilir ayna gibi bir şeye sahip olduğumuzu hayal ediyorum. Bu aynaya, aynanın konulduğu yöndeki şeyler yansır. Ayna, fiziksel dünyanın yüzüne doğru sarkıtılırsa (bu pozisyonda aşağıya doğru), sadece gölgeleri, tehlikeleri, terslikleri yansıtacaktır. Yatay pozisyonda olmasına rağmen, biraz gayretle onu kaldırmaya çalışırsak, görüş alanı epeyce genişleyecek, karanlığı terk etmeden ışıklı ufukları, hesaba katılmaya değer ve ilgi çekici şeylerle birlikte pek çok varlığı da kucaklayacaktır. Ruh algılama imkanını, ayırt etme, karar verme ve harekete geçme imkanlarını genişletecektir.

Güçlü bir irade ile aynayı biraz daha kaldırırsak dünyanın zıtlıklarının bulanıklaştığını ve kalbimize güzellik ve neşe getiren ışıktan gökyüzünü göreceğiz. Doğal bir şekilde başarıya, neşeye hazır olacağız. Bilgelik bizim için gerçek harikaları ve görünür şeylerin gizli motorlarını keşfederek gelişecektir. Her eserde Tanrı’nın ellerini, bütün fikirleri ve şekilleri yöneten ölçülemez düşüncesini algılayacağız.

Böylece, sağlıklı bir şekilde bu mucizeleri tecrübe etmeye ve görmeye önem verdikçe egoist sıkıntılarımızı, diğerlerinin sırtına binen cehaletimizi, bizi soylu kılan ve hayatımıza anlam veren sorumlulukların ağırlığını unutacağız.

Göğün bu yansımasını ruhumuzda koruyarak her şey daha kolay, ilerleyişimiz daha zevkli, verimli ve neşeli olacaktır. Gerçekte bunun için zahmete değer çünkü bir irade tohumundan, bir neşe, refah ve mutluluk ormanı doğar. Ayrıca, patikanın yolcularındaki özellikleri açıkça görebildiğimiz için de, kendimizle duygusal uyum içersinde olmanın yeşerttiği bir orman büyür. Ayna karanlığa dönük olsaydı bunları ayırt edemezdik.

Kararsızlıklar azalmaya başlar ve korku yerini yaşamsal ve sağlıklı bir yenileyici endişeye bırakır.

Yalnızca iç aynamızı yukarıya doğru hareket ettirdiğimizde, yakınmalar gülüşlere dönüşür ve doğal olarak diğerleri tarafından daha çok kabul ediliriz.

Jorge Angel LIVRAGA

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 14

By | 2017-05-04T23:17:57+00:00 Mart 16th, 2017|Categories: Psikoloji|0 Comments