Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

İnsanın Kendisi Olmasının Muhteşem Sanatı

İnsanın Kendisi Olmasının Muhteşem Sanatı

“Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürürsen, olman gereken yere varacaksın”

(Eski Mısır Özdeyişi)

Kendilerini filozof olarak adlandırmaktan korkmayanların, hayatlarını dolduran sürekli bilgelik arzusu içerisinde, kendi iç varlığını arama ve bulma önemli bir yer tutar. Bu davranış evrenin büyük yasalarının arayışının ve keşfinin yansımasıdır.  Eğer sağlıklı ahlaki bir eğilim tarafından yönetilmezse çoğu kez kişiyi kontrolsüz bir bencilliğe sürükleyebilir. Her şeye rağmen “Aşağısı neyse yukarısı da aynısıdır” Hermetik özdeyişinin bize işaret ettiği, geçen yüzyıllara rağmen geçerliliğinden bir şey kaybetmemişti.

Varoluşun karmaşık tablosunun parçalarını bir araya getirmeye yardım eden gerçekleri aramak ve bulmak felsefeye düşmektedir. Unutulmuş bir özdeyişten veya bu bilgelerin ışığında yaşamış olanların mezarları ile birlikye toprağa gömülen eski bilgelerin öğüdünden küçük veya büyük ilhamların sık sık karşımıza çıkması bu araştırıcı ruh sayesinde gerçekleşir. Bizdeki mevcut ışıkta derin öğretilerin yeniden yaşamaya başlamasından daha önemli bir şey yoktur. Bu yazının girişindeki özdeyişte bu belirtilmektedir. Bu özdeyiş, aklımızın çılgınca gidişini durduracak ve insanın kendisi olmasının muhteşem sanatına dair bu yalın anahtarların içeriğini kelime kelime incelemek zorunda bırakacak kadar kesin, kısa ve özlüdür.

İnsanın kendisi olması, iyi yaşamını, bedenin bakımını ve doğal olarak ondan daha az karışık olmayan birkaç fikir ile birlikte düzensiz bir psişenin tatminini etkileyen birkaç önemsiz şekle indirgenmiştir. İnsanın kendisi olması, varoluşa kendini sıkıntılı bir şekilde itmesi ve ulaşmaya bırakmasıdır. Hiç kimseye, hiç bir şeye ve hatta kendisine bile itaat etmemesidir, çünkü “kendisi” henüz bilinçte gerçek bir bulunma eylemi gerçekleştirmemiştir.

Bununla birlikte “Ben” ile karşılaşmaktan kaçınmak imkansızdır. Bazı insanlar ölüm korkusuyla, bilinmeyene karşı duyulan korkuyla öte tarafta az inananlara verilecek ceza korkusuyla ve insanın en gizli dolambaçlarındaki korkularla zamanını kaybeder. Gerçek tehlike, böyle görülmemesine karşılık, insanın aslında kendisini tanımamasında, kendisi hakkındaki gerçeğe sahip olmamasında, dış dünyaya bağlı olmayan bir şeyin desteğinden yoksun olmasında,bilgeliği sağlayan güven ve emin olma kaidesi üzerinde bilinci dik tutmak ve yükseltmek için bir parça kararlılık ile her insanda var olan bu eksenin eksik olmasındandır.

YOLLAR İNŞA ETMEK

Bahsettiğimiz bu sanatta yol inşa etmek temel bir aşamadır. Bu aşama olmaksızın hiçbir yere, hatta kendimize bile ulaşılamaz.  Gerçekten yollar inşa ediyor muyuz?

Çoğu kez nereden yürüdüğümüze bile bakmayız. Adımlarımız yönünde anlaşılmaz ve sert dönüşler yapan fikrin değişken hareketleriyle, sıradan patikalarda yer değiştiren yığınları, bir insan akıntısını izleriz. Herkes nereye gidiyor ise biz de oraya gideriz. Atıklarla tıka basa dolu patikalarda ayaklarımızı sürükleriz; ki bu atıklar, her insanın ilerlemeye cesaret edemeden durduğunda ya da yürüdüğünde geride bıraktıklarıdır. Sendeleriz ama zorluklar nedeniyle değil, kendimizin oluşturduğu engeller nedeniyle.

İnşa etmek zordur. Ama bazen inşa etmek, bugün taşlarla, yabani otlarla kaplı ama hiç nereye doğru gittiklerini bilmeyenlerin yığılı oldukları yollardan hiç şüphesiz çok daha temiz olup, varışa ulaşmak için yüzyıllar boyunca hizmet etmiş olan unutulmuş eski yolları, alçak gönüllülükle temizlemektir. Yolu kapatan uzun otları temizleyip, taşları toplayıp kenara koyan alçak gönüllü insan yollar açar, inşa eder çünkü bu yolları yeniden hayata iade eder.

En cesur olanlara yeni yönler açmak işi düşmektedir. Cesur olanların ayrıca bilgili olmaları da gerekmektedir çünkü hareket noktasına, varış noktasına yoldan uzaklaşmalara veya hedeften uzaklaşmamaya ilişkin kayalara bırakılan işaretleri çok açık olarak bilmiyorlarsa bir yol inşa etmeleri imkansızdır.

İnşa etmeyi, nereden geldiklerini ve nereye gittiklerini bilenlerin her zaman ne en çok dinlenilenler ne de izlenilenler olmamaları çok ilginçtir. Onların yolları, en fazla ütopik olarak adlandırılmıştır; genelde onların yollarının kendi inşaatçılarınınki kadar yanlış değerlendiriliyor. İnşaatçının eseri için iyi niyetin teselli bile ona çok görülür: Görmeden ve duymadan yürüyen koyunlar, diğer seçeneklerin yanlış olduğu ve insanlığı karıştırmak için kötü olarak tasarlandığını düşünme ihtiyacı duyarlar. Eğer yargılayanlar en fazla yoldan çıkmışlar ise, karışıklığı öven kişiler için de aynı şey neden geçerli olmasın!

GÜNBEGÜN

İnşa etmek bir günlük iş değildir. Zaman diğer konularda olduğu gibi bu konuda da büyük denemeye dönüşür. Uzak olsa bile ulaşılması amaçlananı hiçbir zaman gözümüzün önünde ayırmadan günbegün coşkuyu sürdürebilmek için yeterli sabra sahip olunmalıdır. Amaç, zamandan daha önemlidir ve esrarengiz bir şekilde akıl, açıklıkla hedefe odaklaştırıldığında zaman kısalmaktadır…

İnşa etmenin etkili olması devamlılığa bağlıdır; devamlılık kendini, kendi yapıtlarının kölesine veya makinesine dönüştürmek değildir. Aksine ihtiyaç duyulan sürekli bir bilinçtir. Bu devamlı bilinçte başarılar, düşünülebilecek en muhteşem sarayın inşasını tamamlayan mucizevî taşlar gibidir. Devamlılıkta coşkuya ihtiyaç duyulur ve bunun için bizi meşgul eden işe tamamen adanmış olunması gerekir; bedeni ilerleme fikri ve tatmin duygusu ile birleştirerek çalıştırmaya ihtiyaç vardır. O zaman yol görünür, geçit verir, dış ve iç olarak büyür, dünyada alanlar ruhta ise bilinmeyen alanlar açılır.

İnsanın kendisi olmasının zor sanatı, ortaya konulan enerjilerin devamlı yenilenmesini zorunlu kılar. Hepimiz enerji birikimimizi ilk girişimlerde tüketirsek enerji yok olur ve belirsizlik duygusu kalır. Enerji, evrenin tüm güçlerinde olduğu gibi kendi devri içinde harcanır ve yenilenir. Bilinçli olarak hayata geçirilen enerji, sanki her seferinde daha güçlü olacakmışız gibi yarın devam etmek için bize yarayacak yeni enerjetik kaynakları otomatik olarak meydana getirecektir.

Günbegün yaşamak, yanılma ve düzeltme, başarma, eylem ve tecrübe imkanlarını çoğaltarak her günün her saatinden faydalanıp dolu bir hayat yaşamakla özdeştir. İnşaatçının kaderi böyledir.

ELLERİN ÖZGÜNLÜĞÜ

Günümüz düşünce biçimlerinin kazandırdığı rahatlığın sahte kriteri, kişisel işin, el ile yapılan işin değerini son derece düşürmüştür. Zeka, ancak diğerlerini kullanmaya yarayan bir yeteneğe dönüşmüştür; diğer elleri hareket ettirmeye yarar ve onların çalışmasının tadını çıkarmak bize kalır. Böyle yapan kişi en açıkgöz ama en mutsuz olandır. Eğer bir an bu diğer eller kaybolursa, ileriye gitmek imkansızlaşacaktır. Kendine güven ve pratik noksanlığı hem inşa etmek hem de bilinen yolları takip etmede kişiyi etkisiz hale getirecektir çünkü ayaklarını hareket ettirinceye kadar kendini sakat hissedecektir.

Eller ancak soylu yönlerimizden ortaya çıkan bir simgedir. Faydalı bir iş için kendi ellerini kullanmayı bilen kişi aklını yönetmeyi ve duygularını kanalize etmeyi de bilir; iradesini kullanmayı ve başkalarına aşılmaz gelen engellerin arasında yol açmayı bilir.

Bilinç ve ellerle yapılan şeyin “ilham perisi”, ruhu vardır. Yalnız eller sadece maddeyi hareket ettirir ve bahsettiğimiz yol sadece maddesel değildir.

Kişisel işe yeniden değer verilmesi şarttır. Bunun tamamen yaratıcı bir eylem olarak düşünülmemesi gerekir. Kişisel yaratıcılık, bize öğretileni doğru bir şekilde tekrarlamakta yatmaktadır.

Büyük üstadlar öğretirler, yolları gösterirler, perspektifleri sunarlar ama bizim yerimize işimizi yapamazlar. Yani, yapabilirler ama yapmazlar çünkü bu durumda başarı bizden önce pek çok basamak çıkmış olanlara ait olacaktır. Yapmamız gerekeni gerçekleştirenlere her zaman bağlı kalan bize ne olacak? Yapmamız gerekeni gerçekleştiren diğerlerine her zaman bağlı kalan bize ne olacak? Basit bir taşı kaldırmaya cesaretimiz yoksa ne biçim inşaatçılar olacağız?

BULUNMAMIZ GEREKEN YERE VARMAK

Bir kez daha tekrarlıyoruz; bu yer ne dünya da maddesel olarak belirlenmiş bir yer, ne bir mevki, ne itibarlı bir görev ne de halkın alkışladığı bir durumdur. İçimizde çoğu kereler bilinmeyen girişler, başka yerler vardır. Bunlar, fethedildiklerinde tüm zirvelere, tüm sınırlara varabilme imkanını sağlarlar.

Nerede olmamız gerekir? Bu soru, insanın kendi içinde adım atması yoluyla, kendisi olması sanatıyla yakından ilişkilidir. Bulunmamız gereken yer, her zaman bulunmaktan hoşlanacağımız yer değildir. Zevklerimiz birçok psikolojik baskıya boyun eğmiştir ve bu zevklerin bizim olup olmadıklarını ya da dışarıdan yönlendirilen bir emir olup olmadıklarını çok ender dikkate alırız.

Kendimizi karşılaşabileceğimiz yerde bulunmalıyız. Etki ve tepkilerimizin toplamının, yolda ilerleyebilmek için olduğu kadar, gerçekten bilinç kazanmak için de adil ve açık bir noktayı işaret ettiği yerde olmalıyız.

“Bulunma” fikrini durağan bir hareket olarak kabul etmeyelim. Bu anlamda “bulunma” fikrinde olanlar sadece uyuşukluğa ve hareketsizliğe yer verenler, modanın baştan çıkartma oyununu izleyenler, tahriğe ve şiddete kapılanlardır; ayırt etme eksikliği yüzünden kendilerini mahvettiklerini fark etmeyenlerdir.  Bunlar “bulunmaktalar”; ya hareket etmemektedirler ya da bunu, gizli efendilerini takip eden karışık çoğunluğun ağır adımları ile yaparlar.

Önerdiğimiz diğer “bulunma” şekli aktiftir. Bu, gerçekleştirdiğimiz her hareketin her dakikasında hazır bulunmak, bilinçli olarak dolu dolu yaşamaya çalışmak demektir. Böylece, bulunan ölçüde inşaatta ve yolun katetmede ilerlenir. Bu önerinin bir gerçeğe dönüşmesi için öğretiler yeterlidir. İçsel varlığımızın lambasını yakmayı öğrendiğimiz zaman bu var olabilme sanatında, kendimizi hocalara dönüştüreceğiz.

Bundan da öte bu “varışın” da göreceli olmaya başladığını öğreniyoruz çünkü insan sürekli bir mükemmelleşme hali içerisinde yaşadıkça onun kesin hallerinden bahsetmek olanaksızdır. Varmak yolda bir duraklamadır, attığımız adımları tanımak, önümüzdeki adımları hesaplamak için belirlediğimiz bir noktadır. Varmak yeniden başlamak için alınan bir soluktur.

Aslında inşa etmemiz gereken yol ebedidir ve bizden sürekli eylem ister; zira varış noktası, biz onu elde ettikçe uzaklaşır ve yükselir.

O halde nerede bulunmalıyız? Aktif ve uyanık olarak yolda. Burası bizim yerimizdir. Sonunda kendimizi bulduğumuz yerdir ve kaderin payımıza verdiği görevlerle devam edebiliriz. Önemli olan patikayı kendi çabamızla, kendi ellerimizle günbegün bulmuş olmaktır. Geriye, hedefi kararlaştırmadan çok önce var olan ve var olacak olan varış noktasına, patikaya, insana ait olan kalmaktadır.

Delia Steinberg GUZMAN

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 5

2017-06-11T23:26:34+00:00