Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Kibele

Kibele

Tanrıça Kibele, Anadolu’da Neolitik Çağ’a kadar dayanan eski bir geleneğe sahiptir. Çatalhöyük’te, tanrıçanın bu çağa ait en eski figürüne rastlanmıştır. En karakteristik tasvir; bolluk ve doğurganlık gibi kadınsı özellikleri abartılmış, ayaklarının arasında yeni doğmuş bir bebek başı bulunur şekilde oturan, pişmiş topraktan yapılmış, genç bir kadın figürüdür. İki aslanın arasında, ellerini onların üzerine koymuş olarak oturan bu tanrıça, vahşi tabiat ve yırtıcılık üzerinde hakimiyeti temsil etmektedir. Bu yirmi santimetre yükseklikteki basit figür daha sonraki eserlere –özellikle Roma Döneminde arabası aslanlar tarafından çekilen tanrıça figürüne- modellik etmiştir.

Daha sonra Anadolu’da Friglerde figürün daha yüceltilmiş şeklini görürüz. Frig ismi olan Kubele, Kubaba isimleri ile Kabenin benzerliği ya da Muhammed ve İslam’dan binlerce yıl önce Mekke’de ilahi siyah rengin kullanılması dikkat çekicidir. Tuhaftır ki, hem Frigya’daki Kubaba hem de Kabe iki meteor taşıdır.

Hitit ve Frigya

Boğazköy’de, Ankara’da, Gordion’da Tanrıça Kibele’yi temsil eden muazzam ölçülerde rölyeflere (kabartmalara) rastlıyoruz. Bu külte, bolluk ve bereket tanrıçası Kubaba’nın yerel bir kültürüyle beraber rastlanmıştır. Kıyafetlerinde, elinde tuttuğu kuşun süslemelerinde, müzisyen figürlerinde Frigya ve Batı unsurları görülebilir. Bunların birleşimi Frigya stilinin bir özelliğidir.

Yeryüzünün Tanrıçası olan Kibele, Küçük Asya’ya özgü Yunanistan’da, ne Gaia’da ne de Demeter’de olmayan bir nitelik sunar. Yalnızca işlenmiş topraklar ve verimli vadilerin değil, aynı zamanda, seller gibi kaba güçlerin vatanı ve hırçın tepelerin sergileyicisi, tüm gücü ve canlılığı ile insanı şaşırtan ve ürküten görünümün altında “tabiat ana” olarak nitelendirilmiştir. Kibele, gerçekten de “Dağların Tanrıçası” adına uygun olarak yüce doruklara ve vahşi ormanların akıl sır ermez yalnızlığına hükmedendir. Vahşi tabiat onun krallığıdır, vahşi hayvanlar ona itaat eder ve onun kortejini oluştururlar.

Attis’in sevgilisi Kibele’nin dini, ilk kralları Gordias Midas’ın yönetimi altında bulunan ülkenin olağanüstü zenginliği ile ilgili efsanelerle ve uygarlık tarihi ile birlikte anılan Frigya kökenlidir. Gordias Magna Mater’in (Büyük Ana) lütufları ile doluydu ve oğlu Midas, Pessinus’da (Sivrihisar’ın 10 km. yakını) şerefine ilk tapınağı yaptırdı. Frigler, uzun yıllar hayvan otlatarak ve avlanarak yaşadıkları dağlardan, Sangarious’un (Sakarya nehri) vadilerine indiler ve orada aralarından bazıları bağcılığı tercih ederken diğerleri de tarımla uğraşmaya başladı.

Bu değişimlerinde Kibele onlara, vahşi tabiatın tanrıçalığı vasfının özelliklerinin tümünü kaybetmeden eşlik etti. Onların toprak açmalarının, şehirler ve Frigya semalarını taçlandırmalarının, kuleler kurmalarının ve bu yeni doğan kültürde ilk adımlarının koruyucusu oldu.

Romalılarda Kibele

Kibele’nin rahipleri Med Savaşları sırasında Yunanistan’da etkili oldular. Oradan İtalya’ya geçtiler ve kısa zamanda Roma dünyasının neredeyse tüm kasabalarında etkili oldular. Şehirden şehire yanlarında Tanrıça Kibele’nin figürünü taşıyarak gezip, gezginci kıyafetleriyle trampet eşliğinde söyledikleri şarkılar, sıçrayarak ve bükülerek yaptıkları danslar ile ilgi uyandırdılar. Dilenci ve evsizler, kutsal rahiplerden ziyade deliyi andıran kötü alışkanlıklarıyla, hepsinin de üstünde, son zamanlarda Agidios ya da Metragirlos (Annenin Göçmenleri) olarak tanınmak uğruna Korybantlar ismini kaybetmeleri ile genel olarak gözden düştüler. Çingeneler ve modern şarlatanlar şeklinde pek çok kasabaya “talih” diyerek ve el oyunları yaparak gittiler.

Başkent müzesinde; başında, biri İdalı Jüpiter, diğer ikisi Attis olan üç madalyon ile donatılmış defne bir taç bulunan bir Arşi-Galoyu temsil eden küçük bir rölyef korunmaktadır. Göğsünde bir Frigya delikanlısı görülmekte ve kulaklarından inciler sarkmaktadır. İki başlı, başlarından her birinde değerli bir taş bulunan bir yılan boğazını oluşturmaktadır. Attis’in kanından filizlendiği inancıyla sağ elinde üç dal zeytin, sol elinde meyve dolu bir kap, bir çam kozalağı ve bademler taşımaktadır. Onunla beraber simbal, flüt ve trampet gibi çeşitli müzik aletleri de görülüyor.

“Bir Galyalı, ormandan tek başına geçerken korkunç bir aslanla karşılaşan Dağların Koruyucusu Tanrıçalarının Annesinin şövalyesini ve elbiselerini o gün onun hayatını kurtararak kutsadı. Yırtıcı hayvan Kibele’nin rahibini parçalayacaktı. Kibele ona (Galyalıya) trampetine vurmasını söylediğinde, trampetin sesi hayvanı korkutur ve kaçırır.”

Kibele’nin kültü, Boğa kurbanı Taurabolium ve Kriobolium kanlı törenlerine aitti. Bu sebeple dualar Dea Taurabolia’ya atfedilirdi. Günahının bedelini ödemesi gereken rahip ipekli kıyafet giymiş olarak kurban kanı püsküren oyuğa inerdi. Kurban töreninin bitiminde elbisesi kanlanmış olarak, taparcasına saygısı ile kendisini kurtarmış olurdu.

Attis

Kibele’nin kutsal dağı Dindimo’da en eski tapınağın bulunduğu mağarada, Kibele’nin gökten düşmüş bir taç şeklindeki ilkel bir tasviri ile birlikte sevgilisi Attis’in de mezarı vardır. Attis efsanesi, Frigyalı Kibele’nin dinindendir; tıpkı Adonis’in Suriyeli Afrodit’in dininden olması gibi… Her ikisi de kısa ömürleriyle ve kusursuz güzelliklerinin baharında simgeleştirilerek, erken koparılmış başaklar, dalından erken toplanmış meyveler gibi ömürlerinin baharında ölmüş genç delikanlılar oldukları söylenir.

Lidya’da Attis, Manga Matter ile bahse giren rahipti ve ona tanrıçanın sırlarını öğrenme gücü verilmişti. Bununla Lidya kasabalarında kendisinin ölümüne sebep olan vahşi yaban domuzunu kışkırtan kıskanç ve öfkeli Zeus kadar saygı kazanmıştı.

Korybantlar

Korybantlar Frigyalı Kibele’nin takipçileri ve rahiplerine denir. Tıpkı Giritli Ana Tanrıça Rea’nınkilere Kuretalar denildiği gibi. Benzerliklerinin, aralarında bazı farklılıklar yaratması sonucu, birbirlerinden ayrıldılar. Kuretaların savaş dansları, daha önce söylediğimiz üzere, yeni doğmuş olan Jüpiter’in ağlama sesini, alçakgönüllü babasının sesinden ayırmaya yönelik olarak sakin ve ciddi iken; Korybantlar silahlı ve kılıçlı olarak kendilerini çırpınma hareketlerine, ateşli çılgınlıklara bırakır ve silahlarını kendi kol ve bacaklarının ya da arkadaşlarının kanlarına bularlardı. Hadım etmek onlarda bir gelenekti. Kuretalar, geçmişteki başarıları –metalurji alanında olduğu gibi- kendilerine mal ediyorlardı. Kendilerini bu insanlardan ya da başka bir rahip sınıfı olan Daktyllerden sayıyorlardı ki, Daktyller Hıristiyanlık döneminden 400 yıl önce kendilerini demir eritme işine vererek İda dağında büyük bir ateş yakmışlar ve Zeus’un dininin propagandasını yapmışlar, tarımın kurucuları ve uygarlığın havarileri olmuşlardı. Geleneklerin söylediğine göre, Kuretalar aralarında Herkül’ün de varlığıyla olimpiyat oyunlarını ilk düzenleyenlerdir.

Korybantlar, ilkel dönemlerin büyük gücüne özgü benzerliklerinden yararlandılar. Belki Kibele’nin ilk rahipleri olan Korybantların soyundan gelen bir sınıf ya da aileyi oluşturdular. Fakat ne olursa olsun onları tarihte öne çıkartan hayatın genelinde; bilimde, değişik kategorileri birbirinden ayıran katı hiyerarşi vardı. Genel isimleri “Galyalılar”, en büyük şeflerinin adı “Arşi-Galo” idi ve onun için kendilerini sakatlamak bir zorunluluktu.

Lili ROMERO

İspanyocadan çeviren: Hatice MISIRLIOĞLU

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 6

By | 2017-06-19T23:43:59+00:00 Mart 16th, 2017|Categories: Mitoloji-Din, Semboloji|0 Comments