Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Kişiliğin Değişimleri

Kişiliğin Değişimleri

Mevcut toplumların bazı sorunlarına karşı, insan kişiliğinin tecrübe edebileceği değişimler üzerine oldukça incelemeler yapılmıştır ve bu açıkça hepimizi ilgilendirmektedir.

Buna rağmen, kişiliğin tanımlanması karmaşık ve zordur. Aynı nedenle kişiliği değiştiren faktörlerin ne olduğunu ve bu faktörlerin iç mi, dış mı yoksa karışık mı olduğunu tespit etmek de kolay değildir. Hayata ve kendimize karşı güvensizliğimiz, fiziksel hayatın devamı için aşırı mücadele, her yerde ortaya çıkan terörizm ve gerillalar, tarikatlar ve dinsel fanatizm, siyasal karşıtlıklar, iktidar tutkusu ve benzer çeşitli sorunlardan türemiş sınır durumları insan kişiliğinin sağlam temelleri olmamasının ve normal bir şekilde gelişememesinin nedenidir. Bunlar herhangi bir olası çarpışmada görülen kırılganlığın nedenidir.

Kişilik Nedir?

Tarih boyunca ortaya konulmuş birçok teoriyi gözden geçirme niyetinde değiliz. Genel bir anlamda, kişiliğin, huy ve karakter olan iki ilk ve temel unsurdan itibaren insan varlığının evriminin ve eğitiminin bir ürünü olduğu kabul edilebilir.

Hipokrat tarafından iyi bir şekilde açıklandığı gibi huy, (soğukkanlı, canlı melankolik veya öfkeli) bireyi dış dünyaya kendiliğinden ifade etmeye izin veren organik bir hale bağlıdır.

Karakter, kişinin kendisini yöneten içgüdüler ve huyların baskıları ile hazırlanmasının bir sonucudur. Bu, kişinin kendisi ve diğerleri ile ilişkilerine ve eğitimin işlevine göre mantıklı bir şekilde değişebilir.

Kişilik ise bir kişiyi diğerlerinden ayıran yapıcı unsurları daha iyi hale getirmek için merkezi bir bilince gereksinim duyar. Alışkanlıkların, davranışların, fikirlerin, hafızanın, motivasyonların eylem kurallarının bir bütünleşmesine işaret eder. Oraya gözlenebilir ve dış olan davranışlar ve her zaman gösterilmeyen iç davranışlar (duygular, fikirler vb.) yerleşir.

Eflatun’un ve Aristo’nun fikirlerini seven Çiçero, kişiliği dört farklı durumda tanımlıyordu ve bu tanım günümüz mevcut kavramlarının biyolojik olanlarından çok psikolojik olanlarına daha iyi uymaktadır.

Çiçero için kişilik:

*Bir Maske, (yunanca “persona” kelimesinden gelmektedir) insanın kendini diğerleri önünde göstermek için kullandığı bir görüntüdür.

*Bir varış, insani bir amaçtır.

*Onur kazandıran bir sorumluluktur.

*İnsanın kendi doğasından onur duymasını sağlayan bir takım niteliklerin birleşimidir.

Çiçero’ya göre, çağının ondan önceki ve sonraki pek çok filozofu gibi, bu nitelikler, ölçülülük, oto-disiplin, ihtiyatlılık, hoşgörü, cömertlik, ahlaksal bütünlük ve bunların sentezi olarak hayvanlara özgü iç güdüler ve akıl dışı unsurları kontrol etmek için rasyonel ve tinsel kapasite etrafında döner.

Herhalde bu gün bu değerler en fazla önem taşıyanlar olarak değerlendirilmez ama ona rağmen bu değerlerin eksikliğinin kişiliğin şüpheli bir oluşumunun ve bundan gelen düzensizliklerin iyi bir nedeni olduğunu düşünme eğilimindeyiz.

EZOTERİK FELSEFEYE GÖRE KİŞİLİK

Eski filozofların ifade ettiklerine uyan ve yüzlerce eski ve modern düşünüre temel olarak yardım etmiş evrensel kaynak olan Ezoterik Felsefe tarafından kişilik bir ‘maske’ (ama kavramın olumsuz anlamı ile değil) olarak açıklanır. Kişilik somut dünyada ortaya konduğu zaman insan tininin büründüğü doğal örtüdür. Tinin hafifliği nedeni ile sadece bir korumaya değil aynı zamanda bir ifade aracına ihtiyacı vardır ki, bu da kişiliktir.

Bu öğretilere göre kişilik, farklı tabiatta dört unsurdan oluşmuştur. Bu unsurlar irade ve zekanın çabası ile uyumlu hale geldiğinde yalnızca biçimlenmiş, bütünleşmiş ve sağlıklı bir kişilikten bahsedilebilir.

Bir araya gelmesi gerekenler:

*Onu oluşturan tüm organik unsurlar ile fizik beden.

* Fizik bedenin yaşadığı zamanki yani göründüğü zamanki bir özelliği olan hayatiyet. Ölü bir beden, biçimini bir süre korur ama hayatiyet kalmaz.

* Duyguların, tutkuların ve heyecanların tüm zenginliği ile psişe.

* Onları eylemin itici gücü yapmak için fikirlerin zekice düşünülmesi ve seçimi olan, gelişmiş veya                    potansiyel kapasiteleri ile akıl.

Gördüğümüz gibi biyolojik, psikolojik ve zihinsel huylara dair unsurların bir bütünleşmesine değinen bu tanımlamalar ile mevcut tanımlamalar arasında o kadar fark yoktur. Bu unsurları koordine etmek için her bireyin gerçekleştireceği bilinçli çabanın o kadar farklı olacağına inanmıyoruz çünkü kişilik evrilme sırasında değişkendir. Büyür ve bir ölçüde de büyük bir olgunluğa erişen insan olur.

KİŞİLİĞİN ÖZELLİKLERİ: DEĞİŞKENLİK VE ÇOKLUK

Bugün bize kişiliğin organize edilmiş fakat göreli bir istikrara sahip bir bütünlük olarak tanımlandığı söyleniyor. Bunun anlamı bazı anlarda veya hayatın belli dönemlerinde, özel durumlar karşısında ortadan kaybolmaya eğilimli istikrarlı bir organizasyonu elde edebileceğidir.

Aynı şekilde aynı halde devam eden, hiçbir şeyin bozamadığı veya kısa ve önemsiz oranda bozduğu istikrarlı bir kişiliği elde etmenin büyük zorluğunu yansıtan eski metinler ile karşılaşıyoruz. Büyük Hint kitabı ‘Mahabharata’da yer alan Bhagavad Gita’daki başrol kişisi (insanın protipi), hocasına şöyle yakınır:

“Neden akıl hareketli, atılgan, inatçı ve vahşidir ve neden iradeye kolayca teslim olur? Akla hakim olmak rüzgara hakim olmak gibidir: imkansızdır.”

O zaman kişiliğin temeli olan “akla hakim olma”ya yardım eden bilgili tavsiyeler karşımıza çıkıyor: değişmez bir karar ile birleşen sürekli pratik, devamlı dikkat, disiplin, sabır ve uyanıklık.

Öte yandan bu tavsiyelerden uzakta istikrar ve kişiliğe hakimiyet, feragat edilmesi gereken değişken unsurlardır ki ya onları kabul ederiz ya da sorunu kökten önlemeyen geçici çarelere başvurmamız gerekir. “Normal” adı verilen içerisinde hangi değişiklikleri görebiliriz?

*Unsurları arasında daha büyük bir genişliğe, dengeye ve bütünleşmeye yer veren olgunluğun ve büyümenin ilerlemeleri.

*Eğitimden yaşlılığa ve ilgisizliğe kadar değişik faktörlere göre doğal veya motive edilmiş olabilen ilerlemenin durması.

*Bir gerileme veya dağılma; bu yaşlılığa iç ve/veya dış travmatik durumlara karşılık gelir ama ısrarlıyız, iyi veya kötü bu değişimler kolayca kontrol edilemez çünkü başlangıçtan itibaren ilk dengenin dengesiz olduğu ya da imkânsızlıklara bağlı olduğu düşünülmüştür. Bu nedenle pek çok unsurun bir birleşimi olan kişilik, kolay bir işbirliğine yanaşmaz.

Bu durumda çoğulluk kişiliğin başka bir özelliğidir. Çift ve çoğul kişiliğin gerçekten patolojik durumları da vardır. Bu hastalık, kişiliğe uyabilen bir üst unsurun eksikliğini açığa çıkarmaktadır yani genel olarak irade adını verdiğimiz kararlılığın ve disiplinin birleşimine ihtiyacımız vardır.

Kişiliği oluşturan doğuştan gelen unsurları ve özel bir eğitim alınmayarak kötü olarak kazanılmış diğerlerini gözardı etmeksizin gerçek kişiliğin bireysel ve bilinçli bir başarı olduğunu söyleyebiliriz. Herkes onu ayrı ayrı elde etmesi gerektiğinden o başarının bireysel olduğunu söyleyemiyoruz çünkü hiç kimse bu fetihin yerini tutamaz. Hiç kimse bir başkasına, eksikliğini hissettiği kişisel dengeyi veremez. Yardım edebilir, tavsiye verebilir, doğru yola yöneltebilir ama herkes kendi yolundan yürümelidir. Bu, herkesin kendi başına kazanması gereken birşeydir. Tabii ki en azından ilk adımlarda, kendi araçları ile devam edinceye kadar doğru bir yönde olmalıdır.

KİŞİLİĞİN DEĞİŞİMLERİ VE YAŞAM DÖNEMLERİ

Aslında kişilik kendini doğuş anından itibaren oluşturmaya başlar. Hayatın ilk çağlarında ve hatta ilk yıllarda içgüdüleri ve refleksleri ağır basmasına rağmen çocuğun, büyük gözlem kapasitesinden ve kendini çevreleyen dünyaya uyma ihtiyacından kaynaklanan öğrenme kapasitesi büyüktür. Çocuk önemli beyin merkezlerini etkileyen ve tüm haberleşmeyi önleyen ağır hastalıkların sözkonusu olduğu durumların dışında kendine ve dünyaya dair bir fikre kendini uydurmak için ailesi ile kurduğu bu temel ilişkilere bağlıdır. Fantezi,hayatında önemli bir rol oynar ve onu dışlamadan önce fantezi ve düşlem arasındaki farkı ayırt ederek çocuğu düşleme yöneltmek gerekir. Düşlem gelecekte iyi bir miktarda yaratıcılık sağlayarak düzen ve uyum ile imgeleri birleştirirken fantezinin, ne birbirini izleyen olaylar ne de bunların sonuçları üzerinde kontrolü vardır.

Ergenlik temel bir dönemdir çünkü tecrübeler içe doğru akmaya başlar ve büyük keşif bendir: Erdemleriyle ve kusurlarıyla kabul edilmiş, tekrar tanınmış kendi kimliği, kişiliğin oluşumu için çok önemli bir adımdır. Cinsel gelişmeyi unutmuyoruz ama inanıyoruz ki bu fizyolojik yön bile kendini yeni iç yaşam tecrübelerine dönüştürür.

Gençlik sırasında alınan eğitim, okunacak konulardan, meslek veya bir ailenin oluşturulmasına kadar hayat şeklini seçmeye eğilimlidir. Bu dönemde herşey yapılabilir ve herşey kaybedilebilir. Genellikle hayallerinin gerçekleşmesini bekleyenler için coşku; hayat vereceği için üstündür. Kişilik henüz sağlamlaşmamışsa ilk ciddi hayal kırıklıkları ile karşılaşır ve onlar kısa bir sürede engellemelere dönüşür. Maalesef bizimkisi gibi bir dünyada kişiliğin onaylanması, hemen hemen sadece bunu kazanan ekonomik, mesleki ve sosyal başarıya bağlıdır. Duygusal olanın da önemi vardır ama diğerlerinin onaylaması ve değerlendirmesi karşısında çoğunlukla bir tarafa bırakılır.

Olgunluk hayatın bir yeniden sayımına benzer ama kişilik ona bağlı değildir. Artık belirlenmiştir. Yaptığını onaylayabilir veya onaylamaz ama kişiliğin oturduğu zaman olgunluk dönemi değildir.

Bireysel hoşnutluğun daha önce toplananlara oldukça bağlı olduğu yaşlılıkta aynı şey gerçekleşir. Her zaman engelleyici olmayan fiziksel yıpranma ne aklı ne duyguları ne de daha önceki yıllarda rehber olarak hizmet eden değerleri etkiler.

Kişiliğin değişimleri hayatın devirleri ile ilişkili olan “normal” değişimlerdir ama kişide az ya da çok istikrarlı bir denge, herbirinin ne olduğuna ve kendisinin en iyi şeyi elde etmek için ne yapması gerektiğine ve ne yapabileceğine dair bir bilinç olmazsa bu değişimler patolojik olabilir.

Yaştan daha öte, daha derin, diğer değişimler vardır.

Hayatta gerçek yeniden doğuşlar gibi olan anlar vardır ki, er ya da geç ortaya çıkarlar. Bilmek istediğimiz veya sezdiğimiz ve doğrulama ihtiyacı duyduğumuz ama gözardı ettiğimiz etkileyici açığa vurmalar, insanın kendisi ile buluşması gibidir.

Herhalde bunlar en önemli değişimlerdir. Bunlar gerçek insan varlığını yaratan ve kişiliğini bir sanat eseriymiş gibi biçimleyen değişimlerdir.

Takipçileri için endişelenen bütün filozoflar bu tip değişimlere yol açmaya çalıştılar. Her biri ile birlikte yaşayan “bilinmeyen” i doğurmak ve kendilerinde ona yer vermek için, kendilerini “ruhların ebelerine” dönüştürmek anlamına gelen Sokrates’e ait ifadeyi hatırlatmaya değer buldular.

Bütün bunlar çift kişilik olarak adlandırılabilir mi? Yoksa bireye, kendisini bile tanımaz hale getiren yeni ayrıntılar kazandıran daha önce olmayan yeni unsurları toplamaya devam eden bir kişilik mi acaba?

KİŞİLİK YOK EDİLEBİLİR Mİ?

Bu, tarikatlara karşı kullanılan delillerden birisidir; hiç riske girmeden bunun, dinsel ve politik nitelikteki diğer pekçok topluluğu da içine aldığını söyleyebiliriz. Kişiliği “Bozmak”, “boş” ve az biçimlenmiş bir kişilikten, grubun isteklerine göre kullanmak amacıyla zorla yararlanmak demektir. Benzer bir yolla paralı oyun, sefahat ve uyuşturucunun “yapay cennetleri” elde edilir. Kişilik içgüdüsel temellerine geri döner ve dürtüler ve refleksler tarafından hareket ettirilir.

Yine de kişiliğin “yok olduğu” söylenemez. İyi oluşmuş bir kişilik zor durumlardan geçse bile asla yok olmaz. İddia edilen yok olma, oluşturma eksiğinin sonucudur.

Birkez daha gözlerimiz, okullar ve üniversiteler tarafından verilinceye kadar aile çevresinde alınan eğitime çevirmeliyiz. Eğitmek, sadece toplum tarafından kabul edilen asgari birtakım davranış şekillerini veya aklın yüzeysel bir şekilde kaydettiği ve birkaç ay sonra unuttuğu bilgileri oburca yutmayı öğrenmek değildir. Bugün kişiler değil, profosyoneller dahi biçimlendirmeye çalışılıyor çünkü bir bilgisayarda olduğu gibi bilgileri biriktirenin içinde ne olduğu hemen hemen hiç kimseyi ilgilendirmiyor.

Onunla varolduğumuz istikrarsız ve çoğul olan bu kişiliği uyumlu hale getirmeyi hiç kimse öğretmiyor ve ona rağmen kişilik, hayatı bize sunabilecek her problemi çözebilmek için temel anahtar olabilir.

Bugün gerçek hocalar yoktur. Var iseler, hayatı sürdürebilmek veya bir mevkiyi kaybetmemek uğruna kendilerini sıradan olan ekonomik mücadeleye adamak için er ya da geç ideallerini bırakmak zorundalar. Öğrenmek için biraz daha özgürlük gerekmektedir. Aktardıklarının örneğini vermezse, kimse dengeli kişilikler oluşturamaz. Buna göre ihtiyacımız olan Hocalar kendilerini inşa eden ve o seviyede diğerlerini de inşa eden, içindekini görme kapasitesine sahip olan bir Sokrat’ın ve bir Eflatun’un hayal ettiği filozoflar, bilgelerdir. Bilinçlerin ve ruhların uyandırıcılarıdır. Kişiliğe sahip, bütün, unutulmaz, karıştırılmaz kişilik hakkında dersler verebilen insanlardır.

DEĞİŞİMLER Mİ, DÖNÜŞÜMLER Mİ?

Kabaca “değişimler” olarak adlandırılanlar, öylesine korkutucu, uğursuz değişimlerdir ki, gün be gün ve durumlara göre biçimlenmemiş, yaşları biriktiren ama bilgeliği biriktirmeyen kişilikleri etkilerler. Bu değişimler ışık oyunlarıdır: belirsiz bir kişilik, o anda yansıyan rengi alır. Bugün kırmızıdır. Yarın siyah. Öbür gün ise kim bilir… Aslında rengi yoktur ve onun için sabit bir rotası olmadan değişir.

Kişiliği olumlu anlamda değiştirenler, dönüşümlerdir. Kişilik de simyaya uygulanabilir ve kurşundan altına, düzensiz hücreleri olan kömürden organize edilmiş kristal elmaslara dönüşebilir.

Neden taşlar ve metaller için geçerli olanlar insanlar için de geçerli olmasın? Yaşayan herşey, bazen sonucu bilinmese de kendi sonucuna doğru gider. Onun için yaşayan herşey hareket eder, dönüşür. O zaman söz konusu hayatın yasalarını takip etmek; dengeli ve ilerleyici bir dönüşümü elde etmek için kaybetme korkusu olmaksızın, anlamsız düşüşler olan değişimleri önleyerek atılan her adımın fethedilmiş yolun bir kısmı olacağı şekilde olmalıdır.

Bugün kendi kişiliğini biçimlemek için mabetlere girenleri yöneten “kendini tanı” ifadesinin her zamankinden fazla slogana ve hedefe dönüşmesi gerekir. Kendini tanıyanlardan ve patikada bize açık izler bırakanlardan öğrenelim. Kişiliğimizi dakika dakika işleyerek tekrar tanıyalım ve ellerimizi gerçek değişimlere, insan olabilmek ve bu durumdan gurur duyabilmek için kökten dönüşümlere ihtiyacı olan kimselere doğru uzatalım.

Delia Steinberg GUZMAN

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı: 11

2017-07-23T00:08:52+00:00