Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Leonardo Da Vinci’nin Makineleri

Leonardo Da Vinci’nin Makineleri

Dört yüzyıl ileriye bakmayı başarmış olan Leonardo da Vinci  geleceği o kadar güçlü düşlemişti ki tahmin edebilmişti. Fransa’da yaşadığı Clos-Lucé ve Amboise’da, geleceği görmeyi başaran birinin büyülü dünyasına girebilirsiniz. Yaşadığı çağ için inanılmaz olan ve bugün IBM tarafından kırksekiz orijinal deseninden gerçekleştirilen kırk küsur icadı sayesinde  evrensel dehasının mekanik, hidrolik, optik, balistik, savaş sanatı, denizcilik ve havacılık alanındaki keşiflerini canlandırmak mümkün olmuştur.Mühendis Leonardo ile şaşırtıcı bir randevu Uluslararası Nouvelle Akropole’ün eski başkanı Jorge Angel LIVRAGA mükemmel yaratılıştaki bir insanın birkaç yönünü keşfetmemezi sağlıyor.

Rönesans’ın bu esrarengiz dehası, Leonardo da Vinci, Kuzey İtalya’da Empoli ve Pistoia arasında bulunan Vinci köyüne çok yakın basit bir evde doğdu. Doğduğu tarih 15 Nisan 1452 Cumartesiydi. Babası bölgenin önemli simalarındandı, annesi ise daha sonra bir köylü ile evlendi. Leonardo de Ser Piero d’Antonio adıyla vaftiz edildi. Gayrimeşru bir çocuk olmasına rağmen çağın gelenek ve görenekleri babasıyla yaşamasını engellemedi. Çok sevdiği dedesi Antonio’yu 1468’de kaybetti ve bir yıl sonra da tüm aile Floransa’ya yerleşti.

Kaderin anlaşılmaz çarkları o sırada dönmeye başlamış ve tüm zamanların en komple dehalarından birisi kendini, şaşırtıcı derecede erken gelişmiş yeteneğini geliştirmek için en uygun ortamı oluşturan bu müthiş kentte bulmuştur. Dehası o kadar güçlüdür ki babası onu, şehirdeki ustaların en iyisi olan ve atölyesi resim, heykel ve kuyumculuk sanatının doruklarını bir araya getirmekle ünlü ve klasik dünyanın içine iyice işlemiş, hümanist bir kültüre bağlı olan Verrochio’ya teslim etmekte tereddüt etmemiştir.

1472’de Leonardo da Vinci, yaşı ve kabul edilmek için üstesinden gelmesi gereken muhalefet düşünüldüğünde çok şaşırtıcı şekilde Ressamlar Loncası’na Usta sıfatıyla kabul edilmiştir. Bunun üzerine Verrochio’nun atölyesinden ayrılmışsa da bağlarını koparmamıştır.

1480’de ünlü Muhteşem Lorenzo Akademisi’ne girmiştir. Ateşli ve maceracı kişiliği onu 1482’de Milano Dükü’nün karşısına çıkardığını ve saygıdeğer Ludovic Sforza’nın tanıklığından da daha o dönemde mühendislik etkinliklerine başlamış olduğunu ve makinalar yaptığı biliyoruz. Bizler, adı Leonardo da Vinci olan ve pek çok açıdan kendi çağından 15 yüzyıl sonra veya 5 yüzyıl önce doğmuş olan bu esrarengiz ve acı çekmiş dahinin bu yönü üzerine eğileceğiz. Neyse ki Rönesans’ın eklektisizmi (Seçmeciliği) bize onunla ilgili bir takım tanıklıkların ulaşmasına olanak tanımıştır.

Sonuç olarak, Leonardo da Vinci, nasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde Grekoromen çağdan kalma İskenderiye’li mühendislerin unutulmuş veya o güne kadar kayıp olan icatlarını yeniden bulmuş ve bulmakla kalmayıp bu icatları bizim 20. yüzyılımıza da aktarmıştır. Acaba Klasik çağa ait bilinmeyen veya gizli eserlere mi erişiyordu? Yoksa modern okültistlerin “akaşik” olarak adlandırdığı Yıllıkları “okuma” yeteneği mi vardı? Belki ikisi birden? Büyük olasılıkla bunun yanıtını asla bilemeyeceğiz. Bize düşen, pek çoğunun gerçekleştirilmesinin 15. ve 16. yüzyıllarda teknik yetersizlikler veya çağın anlayışsızlığı nedeniyle imkansız olduğu eser ve projeleriyle birlikte kişi olarak kendisine baktığımızda bu zamanından önce gelişmiş ve inanılmaz şahsiyetin bizi şaşırtmaya devam ettiğini söylemektir.

Yaşadığı çağda Katolik kilisesinin insan ve hayvan kadavralarının kesilmesini yasaklamasına rağmen – büyücülükle bağdaştırıldığından-  Leonardo da Vinci buna uymayarak Anatomi konusunda müthiş bilgiler edinerek bir dizi cerrahi aleti tasarlamanın yanı sıra fetusun ana karnındaki konumundan gözdeki optik olaylara varan ve eğitime büyük katkıda bulunan bir dizi erken keşif yaptı.

Ağaçların tepelerinden hayvanların biçimlerine  altına ait ölçülerin ışığına varıncaya dek doğadaki her şeyi yorumladı. Doğaya bu yaklaşım bugün bile sayıklanıyorken Leonardo da Vinci’nin tasarımları yarının biliminde olacak olan Pitagorisyen bir ezoterizm içerir.

Ortaya koyduğu müthiş makinalardan bazılarından bahsetmeye başlamadan önce temel kaynağımızın “Atlantik Kodeksi” olacağını belirtelim. Bu eserin özgün sunuşunda desen ve açıklamalarla dolu 1200 yaprak vardıysa da 16. yüzyılda İspanyol Sarayı’nda heykeltraş olan Pompeyo Leon eseri yok edilmekten kurtarırken 400 yaprak halinde topladı. 1608’de Leon’un ölümüyle Atlantik Kodeksi elden ele dolaştı ve sonra Milano’daki Ambrosiana Kitaplığı’na geldi. Napolyon’un savaşlarıyla Paris’e ve ardından 1815’te halen bulunduğu Ambrosiana kitaplığına geri gönderildi. Yerimiz dar olduğundan bahsedemeyeceğimiz daha başka Kodeksler de vardır.

Eserlerinin şimdiye kadar bilinmeyen bazı parçalarını içeren özel kolleksiyonlar haricinde doğduğu şehirdeki küçük bir müzenin yanı sıra Milano’da etkileyici bir galeride, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nin çeşitli yerlerinde arşiv ve sergileri vardır. Esrarengiz makinalarının yeniden inşası farklı zamanlarda gerçekeştirilmiştir.

İşte Leonardo da Vinci’nin insanüstü eserleri!

SAVAŞ MAKİNALARI

Ortaçağı geçirmiş ve bir kısmı Avrupa’ya ulaşmış olan Konstantinopolis Kütüphanesindeki İ.Ö. 4. yüzyıldan kalma eserlerden, İskenderiye Kütüphanesi’nden kaybolan başyapıtların bir kısmının çevirisini de içeren İ.Ö. 9. ve 11. yüzyıllar arasında yazılmış Arap el yazmalarına varan Yunanca ve Latince önemli bir kaynakçadan faydalanma olanağı doğdu. Buradaki pek çok kaynak savaş makinaları üzerineydi.

Mağripli Ludovic’in Sarayı’na girebilmek için Leonardo  ona askeri dehası ve mucit kapasitesini gösteren bir inceleme sundu. Sunduğu pek çok seçenek arasında aşağıdakiler sıralanabilir:

-Farklı koruma siperleri, düşman köprüleri ve kalelerde iner kalkar köprüleri yakmak için alev mızraklarıyla donatılmış kolayca sökülebilir ve taşınabilir gömme modülerden oluşan köprülerin yapılması

-Düşmanın koruyucu hendeklerine dolan suyun nasıl kesileceği, nehirlerin yönlerinin nasıl değiştirilip sökülebilir köprüler inşa edileceği, farklı saldırı merdivenleri ve surların yüksekliğini uzaktan ölçmek için aletler.

-Piyadeler veya ateş hattındaki savunma birliklerine yönelik düz veya parabolik atış menzili olan ve patlayıcı atan özel toplar. Kayaları yerlerinden oynatmakta kullanılmak üzere özel olarak tasarlanmış patlayıcılar.

– Yapay kar oluşturan sis bombaları atan ve taşınması kolay olup düşmanda psikolojik şok etkisi yaratan hafif bir top.

– Deniz için yangın ve sis bombaları atan toplar.

– Surlar ve derelerin altındaki erişim yollarından gürültüsüz geçme yolları.

– Hızlı hareket eden, batarya özellikleriyle donatılmış ve uzmanlar tarafından yönlendirilerek piyadelerin ön saflarına yerleştirilecek zırhlı arabalar.

– Toplarla birlikte kullanılan döner ateşlerle donatılmış başka tiplerde zırhlı arabalar, yapı harçları, çamurlu ve tehlikeli araziler için prefabrike yollar.

Leonardo da Vinci bize daha başka desen ve tarifler de bıraktı:

Mitralyözün öncüsü olan hızlı ateşli kundaklı yay; Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda ABD ve SSCB tarafından kullanılan kundaklı yayları diskli şarjörlerle dolduran tekerlekler; pek çok topla donatılmış olup ABD’deki Bağımsızlık Savaşında kullanılan ilk mitralyözlere benzeyen ve tekrar tekrar otomatik olarak atış yapabilen kundaklı yaylar; geleneksel silahlar üzerine bir inceleme.

Leonardo da Vinci ayrıca pek çok yeni teknik kullandığı büyük orduların kurucusu olarak da dikkat çeker: Büyük boruların taşınmasını terk ederek kolayca taşınabilir daha küçük parçalara geçiş yaptı. Ayrıca topçuların kendi parmaklarıyla yön buldukları, o çağlarda hiç olmayan özel görüş araçları geliştirdi.

Leonardo da Vinci’nin eserlerinin özgünlüğü saldırı birliklerinin göreli hafifliği ve pratikliği üzerine olduğu kadar  donanımın verimliliği üzerindeydi. Bunlar 16. ve 17. yüzyıllarda o kadar büyük devrimler gibi göründüler ki hemen kabul edilmeyip Napolyon Savaşlarına kadar bir kenarda kaldılar.

HİDROLİK MAKİNALAR

Daha Verrochio’nun atölyesine giderken Leonardo hidrolik makinelerle ilgilenmiş ve o zaman birkaç fıskiye tasarlamıştı. Camdan suyolu maketleri yapmış ve akıntıları kolayca izlemek ve bunları yönlendiren gizli kuralları anlamak amacıyla belli pigmentlerin yüzmesini sağladığı suyun kısmen boyanması tekniğini kullanmıştır. Suyolları, nehirlerin kanallara yönlendirilmesi için tüneller tasarlamış ve o zamanlarda yapılması imkansız olan şimdiki Panama kanalı gibi havuzlarla donatılmış Milano’dan denize ulaşan kanallar hayal etmiştir.

Papa X. Leo’nun isteği üzerine Türkler’in istilasını durdurmak amacıyla Lombardio Ovalarını suların basmasını sağlayacak kanallar tasarlamıştır. Romalılar’ın Augustus zamanında kısmen başladıkları ve sonuçta 20. Yüzyılın ikinci çeyreğine kadar tamamlanamamış bir iş olan bataklıkların kurutulması işini de hayal etmiştir. Öte yandan, bizim bilmediğimiz ve kendisinin bir kabartmada gördüğünü söylediği büyük yatay tekerlerle hareket ettirilen direksiz gemiler, motorlu tekneler, denizaltılar ve görünüşte bugünkü dalgıç tüplerine benzeyen küçük motorlar tasarlamıştır.

Örnek vermek amacıyla icatlarından bazıları sayılabilir:

-Su seviyesi düzenleme sistemi olan tesviye havuzlu bir kanal;

-Arşimed ilkesine göre kurulmuş olan ve sular yükseldiğinde duran otomatik basınç kontrolü ve örneğin gemilerin geçmesi için su basıncı artışı olan bir hidrolik kapı sistemi;

-Liman ve kanallardaki çamur ile kumu yok etmeye yönelik tarak dubaları;

-Gemiler, kanallar, bentler ve denizaltılar üzerindeki hidrolik etkileri görmeyi amaçlayan küçültülmüş modeller üzerinde yapılan deneyler;

-Pisa’ya karşı 1500 yılında yapılan savaşta Floransa’dan denize kadar giden bir kanal. Machiavel gibi belli bir takım kişilerin projeyi onaylamasına ve işe başlamasına rağmen teknisyenlerin yetersizliği ve Leonardo’nun fikirlerinin gerçekleşmesini imkansız kılan teknolojik yetersizliklerlerin yanısıra  en önemlisi dev projelere alışkın olmayan egemen psikoloji nedeniyle proje hemen terk edildi. Şehir ve devletlerin politik ve sosyal olarak istikrardan yoksun olmaları projenin tamamlanmasıyla ilgili tüm şansı yok ediyordu. Roma İmparatorluğu bin yıl geriye dönmüştü!

-Uzayan ve dönen kollarla donatılmış kazıcı makinalar; bu makinalar toprağı çıkartıldığı anda taşıyan fantastik kepçelerle birlikte çalışacaktır.

-Özellikle su üstünde yürümek amacıyla tasarlamış kauçuk ayakkabılar ve eller için destekler;

-Su altında nefes almak için farklı türlerde tüpler, yüzmek için eldivenler ve su altı maskeleri ;

Çok dayanıklı metal dalgıç giysileri; kumandayla dalabilen gemiler; balık şeklinde denizaltılar; vantilatör dahil olmak üzere suyla çalışan çeşitli aletler; ağırlıkla veya suyun kendisiyle devreye sokulabilen bir bostan dolabı ve yalaklar.

UÇAN MAKİNALAR

Görece güvenilir belli verilere göre Sirakuza, Rodos, İskenderiye… şehirlerindeki eski makine uzmanları havadan ağır makinalarla uçmayı başarmışlardır. Çinliler, Mısırlılar ve Kolomb öncesi Amerika’daki bazı halklar planör kullanmışlardı. Çinliler ve Hindular’ın da savaş harekatları sırasında insanlı uçurtmaları birkaç bin metre yükseklikten gönderebildiklerini biliyoruz. Ancak tüm bu olanaklar Ortaçağ sırasında Akdeniz Havzasında kayboldu. Leonardo da Vinci bunların daha büyük, daha ciddi ve daha donanımlı bir şekilde yeniden ortaya çıkmasını sağladı.

1503 ile 1506 yılları arasında Leonardo fanatik insan merkezcilikten kaçarak uçuşu ve kuşların anatomisini doğaya başvurarak inceledi. Böylece şunlar doğdu:

-Eklemli kanatlar üzerine çalışmalar;

-Kusursuz olmasa da uçabilen bir tür “delta kanat”;

-Günümüzde kullanılan pervane bıçaklarına benzeyen ve hareketin hızında değişiklik yapmadan kademeli ve geriye dönülebilir bir şekilde havada durmayı sağlayan döner kanatlar;

-Dikey uçuş için bir ornitoper, yatay uçuşta yön belirleyen bir direksiyonla (hem helikopterde hem de otomatik dönme aracında mevcut) donatılmış bir ornitoper;

-Uçan motorlar için kullananı korumak amacıyla tasarlanmış aerodinamik kabinler;

-Ornitoperlerin kalkış ve inişi için bir platform;

-Paraşütler için uygulamasıyla birlikte düşen yapraklarla ilgili incelemeler;                                       

-Uçuşa uygun olmayan meteorolojik koşulları önceden tahmin etmek için bir hidroskop ve bir anemometre;

-Bir eğimölçer: Uçuşta kullanılabilen bir jiroskop;

-Farklı türlerde paraşütler, bir veya bir kaç insanın ağırlığını veya havadan atılan paketlerin ağırlığını desteklemek için çalışmalar.

Bu aletlerin hepsi çok etkileyici ve amaçlarına son derece uygun olsalar da Leonardo’nun Helenistik çağdaki makine uzmanları ile aynı zorluklardan muzdarip olması ve hafif, güçlü ve dayanıklı bir motorun eksikliğinin farkında olması nedenleriyle pek çoğu gün ışığına çıkamadı. Bu sorun sıvı yakıtla çalışan patlamalı motorun keşfiyle ancak 20. yüzyılın başlarında çözülebilmiştir.

Leonardo da Vinci’nin tüm mekanik eserlerini kavramamız imkansızdır. Bahsettiğimiz icatlar günümüze kadar eşine rastlanmamış bu evrensel deha hakkında bir fikir vermeye yeterlidir.

Bir süre önceydi, ünlü “Son Yemek” freskine bakar ve perspektiflerini hayranlıkla seyrederken doğuştan mucit olan Leonardo’nun çağının ressamlarının benimsediği normlara bağlı kalmamış olması ve eserlerinin zamanla bozulmasını önleyebilmiş olması gerektiğini düşünerek üzüldüm. Bu eseri, II. Dünya Savaşı’nda içinde bulunduğu Kilise, dış duvarlarına konan devasa toprak torbalarına rağmen yıkılınca zarar görmüştü.

Leonardo da Vinci bir dehaydı  ancak icatlarının çoğunu başarısızlığa uğratmış olanda bu özelliğidir. Zira o, kendi çağında henüz tanınmayan teknikler, maddeler ve malzemelerle çalışmaktaydı  ancak çağının sınırlamalarına da tahammül etmek zorundaydı…

Bilinç ve öngörü karışımı bir şekilde hayatının sonuyla ilgili olarak henüz yorumlanamamış olan ama özellikle bugün bizi bir şehrin patlamasıyla ortaya çıkan dev bir mantar şekliyle şaşırtan garip bir “dünyanın sonu” resmini yaptı.

Diğer Makinalar:

-Sabit hızda sürekli hareket sağlamaya yönelik bir mekanizma

-Bugün dükkanlarda kullanılana benzeyen asansörlü bir araba

-Bugün hala bisikletlerde kullanılana benzeyen sayısız transmisyon zinciri

-Ağırlıklarla devreye sokulan pek çok türde dişli ve tekerlek

-Bir bisiklet modeli, otomobile benzeyen dört tekerlekli küçük arabalar

-Ağırlıkların salınımı ve sarkaç mekanizmasıyla düzenlenen, yüksek hızlı ve önceden programlanan sanayi makinaleri

-Programlanabilir regülasyonlu bir pres

-Sarkaçlı saatler için tasarlanmış dişli tekerlekler

-Günümüzde de kullanılan farklı tiplerde çelik zemberek ve yaylar; zemberek ve yay görevi gören elastik ip sistemleri

-Teleskop merceği ve ayna yapmakta kullanılan hassas makinalar

-Vites kutuları. Mesafe ölçmek için kullanılan odometreler

-Ağır yükleri kaldırmak için krikolar

-Şerit üretmek için makinaler; kaldırıcı kepçeleri yapmak için küçük, otomatik çekiçler

-Manivela hidrolik sistem veya karşılıklı ağırlık sistemiyle çalışan asansörler

-Parabolik pergel

-“İlahi oran” üzerine sayısız çalışma ve sürekli hareketin imkansızlığı üzerine bir demonstrasyon

-Tekstil makinalari, tiyatro vb dekorları hareket ettirmek için “dağ kadar büyük” devasa makinalar

-Baskı makinalari

-Yansıtıcılar, yarı otomatik tarım makinaları

Dönemin hakim güçleri tarafından kimi zaman hayranlıkla bakılmış, sevilmiş kimi zaman nefret edilmiş olan Leonardo, Fransa Kralı I. Francois’nın korumasını kabul ederek 1516 yılında Roma’dan Fransa’ya gitmiştir. O sıralarda artık aristokrasi limanında bir yaşlı adam olan Leonardo iç fırtınalarından kurtularak gerçek bir azimle canlanmış bir halde son gününe kadar çalışmıştır. O döneme ait Otoportre’si  oldukça ilginçtir: İnsanın yerini insanüstü olan, daha o sırada bambaşka bir boyutta bulunan yarı tanrı bir varlık almıştır. Fiziksel bedenini 2 Mayıs 1516 tarihinde Loire kıyısındaki Amboise Şatosu’ndan pek de uzakta olmayan Clos-Lucé’de terk etmiştir. Ondan geriye kalanlar da mezarının dönemin fanatikleri tarafından tahrip edildiği ve kemiklerinin dağıtıldığı XVI. yüzyılın din savaşları sırasında kayboldu. Bununla birlikte eserleri ve devlere yaraşır ruhu tüm dünyayı, Leonardo da Vinci’nin tasarladıkları gibi Doğayla uyum içinde olan makinalari gerçekleştirmeyi hiç bilmeyen dünyamızı heyecanlandırmaya devam ediyor.

Jorge Angel LIVRAGA

Fransızca’dan çeviren: Yeşim Özben

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 49

By | 2017-05-23T00:56:28+00:00 Mart 16th, 2017|Categories: Bilim, Felsefe|0 Comments