Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Maya’nın Oyunları

Maya’nın Oyunları

14955782_1155881281162671_4790513373254979413_n (1)

Yıllarca bize hayatın, geçici ve gülüşlerin acıları takip ettiği cilveli bir yazgı olduğu öğretildi. Bir üzüntü yaşadığımızda dostumuz bize “bu da hayatın cilvesi, geçer üzülme” diyor, ya da annemiz bize “bu da hayatın bir sınavı” diyor. Bir sevinç yaşadığımızda, “çok güldüm aman yarın çok ağlamayayım da” diyoruz ve acısıyla tatlısıyla yaşamı kabullenmeye çalışıyoruz. “Maya, yanılsamayı temsil eden eski bir doğu tanrıçasıdır” diyor Delia Steinberg Guzman.

Mayayı hayatın üzerine çekilmiş bir kılıfa benzetebiliriz. Maya da özünde gizemleri bulunduruyor ama o gizemleri olduğu gibi göremeyeceğimiz şekilde kendi kılıfının ardına gizliyor. Biz Maya sayesinde acı çekiyoruz ve mutlu oluyoruz, onun sayesinde doğa tüm güzelliği ile bu yanılsamayı yansıtıyor. Taşların bin bir çeşit güzelliği, ardında direnç ve sabıra ait dersler gizliyor, bitkiler Maya’nın onlara sunduğu çeşitlilik ve güzellik ardında fedakârlık, cömertlik gibi pek çok erdemi gizliyorlar. Zevk peşinde koşan somut bir zihinden, sahip olma duygusundan yoksun hayvanlar saf sevgi ve sadakati öğretiyorlar, seçme yetisi verilmiş insan Maya’nın oyunları ardında farklı yaşamlar süren bu zeki doğaya bakarak kendi ödevini arıyor. Doğa bu anlamda bakıldığında taşların, bitkilerin, hayvanların ve insanların büyük dostluğuna bir yuva oluyor. Bu durumda mineral, bitki ve hayvanların kendisi için var olduğunu ve göklerin bile sadece onun için var olduğunu düşünen insan Maya’nın oyununa kapılmış oluyor, çünkü aslında her şey kendi ödevini gerçekleştiriyor ve doğaya bir bilgelik sunuyor. Böylece her canlı birbiriyle bir bütünlük içinde büyük bir tablo meydana getiriyor.

Maya sadece yapısındaki çeşitlilik ve örtüler sayesinde oyunlar yaratmakla kalmıyor; gece gündüz, mevsimler, yaşam ve ölüm zinciri içerisindeki devirlerle de oyunlar yaratıyor. Rüya görüyoruz bazen, gerçek gibi… ve bazen de öyle anlar yaşıyoruz hayatta tıpkı bir hayal gibi, “hiç yaşamamışım gibi” diyoruz. Bu yüzden bu oyunlar arasında, örtüleri kaldırıp gizemi bulmak ve ödevini görmek insan için daha da zorlaşıyor. Maya’nın oyunları doğayı gizemli şekilde örttüğü gibi insanın duygularını ve düşüncelerini de örtüyor. Zevk ve acı prensibiyle işleyen duygularımız ödevimizi algılamamızı zorlaştırıyor, değişkenliği ile Maya’ya yardımcı oluyor. Şüphelerimiz, öfkemiz, kıskançlığımızla karışan duygularımız saf ve salt bir şekilde hissetmemize engel örtüler oluyorlar. Böylece biz, gerçekte sevdiğimiz dostumuza kayıtsız, hayatta bize yol gösterici ebeveynlerimize öfke gibi duygular duyabiliyoruz. Bir anda sevdiğimiz bir şeyden nefret edebiliyoruz, ya da nefret dolu olduğumuz bir canlı bir anda bizde aşk uyandırıyor. Tüm bunlara rağmen, bu değişkenliğin ardında kalıcı dostluklar, çabayla ayakta duran sevgiler, içimizde özenle büyüttüğümüz merhamet duyguları Maya’nın örtüsünü kaldırabiliyor.

Benzerini buldukça üreyen düşüncelerimiz de yanılsamanın bir parçası oluyorlar. İyi bulduğumuz bir fikri koruyup çaba göstererek onu benzerleriyle birleştirmek, irade ve kontrol edilmiş fikirlerle zihnimizi beslemek; bir anda kontrolsüz şekilde içimize aldığımız bencil bir düşünceyi benzerleriyle beslemekten çok daha zor oluyor, ama işte esas onu başarmak için çaba koymak Maya’nın örtüsünü aralayabiliyor. Çünkü Maya değişkenliğiyle gizemi örterken kalıcı duygu ve düşünceler yaratmak bize onun çeşitliliği ardındaki kalıcı olana dokunma imkanı veriyor ki, orada bilgelik denizinden ufak kıvılcımlar yer alıyor. Çaba konmuş ve özenle büyütülmüş bir sevgi bu kıvılcımın bir parçası, her şey değişirken bir disiplin yaratmak bu kıvılcımın bir parçası, yüreğimiz acı içindeyken umudu büyütmek, yine bu kıvılcımın bir parçası oluyor. Maya’nın sunduğu pek çok zorluklar sonucu elde ettiğimiz parayı ihtiyacı olan bir başkasına vermek, hiç zamanımız olmadığını düşünürken yalnızlık çeken bir dostumuzun yanında olmak, koşuşturmaca içindeyken bile bir çiçeğe dokunmak ve onu dinlemek ve bunlar gibi pek çok çaba o kıvılcımın birer parçası oluyorlar. Mayanın gizemli örtüsünü kaldırıp aslında bize oyunlarıyla öğretmeye çalıştığı asıl gerçeğe dokunduğumuz bizim beş dakikamızı alan ama gökyüzüne sonsuzluğun resmini çizen anlar aslında bu kıvılcımlar işte! Bu anlar birikiyor insanlığın kaderinde ve zor zamanlarda bize güç veriyor. Böylece biz Maya’yı ve onun oyunlarını tanımış oluyoruz. Maya değişken, hareketli ve çeşitlilik içeren karakteri ile tek bir gerçekliği binbir yüz ardında gizliyor. Böylece biz insanlar hep farklı şeylerden dolayı çeşitli acılar çektiğimizi düşünürken aslında hep aynı dersi almak için onun oyunlarıyla, acısı ve tatlısıyla bu hayatı tecrübe ediyor oluyoruz. Delia Steinberg Guzman’ın da kitapta dediği gibi: “görevimiz oynayarak öğrenmek ve bu oyunun bize verdiği rolü gün be gün mükemmelleştirmektir.” O halde biz de Maya’ya dikkatle bakmayı öğrenelim. Rolümüzü bulmaya kendimizi adayarak ve gün be gün mükemmelleştirerek; örtünün ardında gizli olan o mükemmel birlik, uyum ve melodinin birer damlası olmaya çalışarak…

Yeni Yüksektepe Levent Şubesi, e-dergi, Mart 2008

[/fusion_text][/fusion_builder_column][/fusion_builder_row][/fusion_builder_container]

By | 2017-03-02T23:17:46+00:00 Aralık 22nd, 2016|Categories: Yeni Yüksektepe Yayınları|0 Comments