Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Mutluluğa Yolculuk

Mutluluğa Yolculuk

mutluluğa_yolculuk_1Çok popüler bir konu olan mutluluğu ele alacağız. Bilim adamlarının, filozofların, bu konuya yaklaşımlarının nasıl olduğuna bakacağız. Genel olarak insanlar arasında mutluluğa yaklaşım nasıl? Referanslarımız neler? Bazen mutlu olduğumuz ve kederli olduğumuz anlardan bahsediyoruz. Mutlulukla ilgili neler söyleniyor? Psikologlar ya da konuyla ilgilenen araştırmacılar, insanın mutlu olmasını sağlayan motorla ilgili araştırmalar yapmışlar.

Yapılan araştırmalar, insanın hayat standardı ne kadar yükselirse mutluluk derecesinin o kadar azaldığını saptamış. Depresyon, çağımızın hastalıklarından biri haline gelmiştir. Sadece Avrupa’da otuz milyon insan depresyondadır. Rahatlığın ve mutluluğun olduğu bu tip ülkelerde intihar oranının daha doğrusu ruhsal ve zihinsel kökenli olan intihar oranının, trafik kazalarına göre çok daha yüksek olduğu belirlenmiş. Yani kısacası otomobillerimizi kendi hayatlarımızdan çok daha iyi sürüyoruz. Her yıl dünyada yaklaşık bir milyon insan intihar ediyor. Bununla ilgili olarak nedenler çok çeşitli: Stres, sosyal iletişim eksikliği, güven eksikliği, kimlik eksikliği gibi. Eski zamanlarda günümüzde olduğu kadar mutluluk hakkında konuşulmamıştır. Bugün çok konuşuyor olmamız, aslında kötüye işarettir. Çünkü bizde eksik olan şeyden daha fazla bahsederiz. Bir şeyden çok bahsediyorsak bu demektir ki o şey bizde eksik bulunuyor. Bununla ilgili olarak anketler yapılıyor, görüşmeler yapılıyor ve insanlara sorular soruluyor. Hayatınızın anlamı nedir, hayatınızda aradığınız anlam nedir? diye soruluyor. Cevaplardan bir tanesi “mutlu olmak” oluyor.

Bugün mutluluk soyut bir kavrama dönüşmüştür ve nerede olduğu da bilinmemektedir. Üstelik ona ulaşmak için ne tür araçlar gerekiyor, onları da bilmiyoruz. Sanki tavanda, yukarıda, uzayda havada asılı bir şeymiş gibidir. Sanki bazıları mutluluğa sahiptir ve çoğunluk ise bir piyango gibi kendilerine çıkmasını, şans eseri gelip kendisini bulmasını istemektedir.

Mutluluk hakkında birçok mitos, ortaya atılan birçok teori var, bakalım bununla ilgili olarak bilim adamları neler söylüyor?  Mesela şimdi bir anket yapsak ve herkese sorsak “Mutluluk sizin için ne demektir?”, mutlaka herkesten farklı farklı cevaplar gelecektir. Hatta bazılarımız buna ne cevap vereceğini bile bilemez, çünkü mutluluğun temeli herkese göre değişiyor. Bazıları için sağlık, bazıları için para, bazıları için ise iş olabilir.

Bilim adamları bununla ilgili bize ne söylüyor? Bilim, insandaki mutluluğun beyinde yaşanan duygusal bir hal olduğunu söylüyor. Yani insanlardaki duygusal davranışları düzenleyen bir yapının var olduğunu söylüyorlar. Duygular, aslında beynin bilinçli olan kısmına bağlı değil gibi görünmektedir.

MUTLULUK VE İŞ

Hayatta kalmamız için tabi ki çalışmak gereklidir ve hatta iş, bizim için mutluluk kaynağı bile olabilir. Çünkü bu şekilde çalışırken, kendi yeteneklerimizi kendi kapasitelerimizi de deneme imkanına sahip oluyoruz. Ama buna karşın çoğunlukla insanlar kendi yaptığı işi beğenmezler. Çünkü iş yerlerinde inanılmaz bir şekilde baskı hissederler. Eğer yaptığımız işte faydalı olamıyorsak, iş insan için bir mutluluk kaynağı olmayabilir. Bu nedenle mutluluğun kaynağı olarak ilk başta işi ele alamayız.

MUTLULUK VE SAĞLIK

Yapılan araştırmalar, sağlık alanında ciddi ve çok ağır hastalıklar, rahatsızlıklar hariç, sağlık durumumuzun mutluluğa bir etkisi olmadığını ortaya çıkarmış. Çünkü insanların çoğu, normal sayılabilecek bir sağlığa sahiptir ama buna karşın genelde mutlu değildir. Oysa sağlıklı olan insanların, sağlıklı olmayanlara göre daha mutlu olduğuna inanırız. Ve ayrıca ciddi hastalıklara sahip insanların, felç olan insanların bile daha sonra kendi sağlıklarına kavuşabildikleri örnekler görülüyor.

MUTLULUK VE AİLE

İnsanlar arasında duygusal bağlar gereklidir. Genelde ailenin, çocukların mutluluk kaynağı, neşe kaynağı olduğu söylenir. Ama yapılan istatistikler çocuklarla ilgilenmenin, onlara bakmanın daha fazla mutluluk sağlamadığını ortaya çıkarıyor. Çocukların insanlar için mutluluk kaynağı olması, TV izlemek, kitap okumak gibi sıralamaların arkasında geliyor. Tabi ki bununla ilgili bazı analizler de çok açık değildir. Yani bu durumlarda boşanmalar ya da ayrılmalar ne kadar doğrudur? Çünkü boşanma sonrasında insanların yaşadıkları depresyon süreci ayrılmadan önce yaşanan durumdan pek farklı değildir.

MUTLULUK VE PARA

Bilim adamları, yapılan araştırmalarda mutlulukla ilgili olarak paranın gerekli olduğunu ama belli bir düzeyde para kazanıldığında, bunun mutluluk açısından önemini yitirdiğini söylüyorlar. Yani insanın kendi hayatını sürdürebilecek düzeye ulaşması önemli, ama belli bir geçinme düzeyini aştıktan sonra para artık daha fazla mutluluk katmıyor. Daha çok alım gücüne sahip olmak, daha çok mutluluk vermiyor, hatta çok zengin insanlarda bir mutsuzluk yarattığını da görmekteyiz. Zenginlerin diğer insanlardan daha izole olduklarını, giderek daha uzaklaştıklarını ya da başka problemlerle karşılaştıklarını görüyoruz. Ama tüm bunlara karşın bazı insanlar daha az paraya sahipler ve göreceli olarak mutlu sayılabilirler. Çünkü insanı mutlu eden şeylerin, parasal anlamda bir değerinin olmadığını biliyorlar. İnsanlar arasında güzel bir sohbet ya da kırsal alanda doğada bir yürüyüş, gülmek, dans etmek, okumak… Bunların herhangi bir fiyatı yok, parayla satın alınabilir şeyler değiller. Ve aynı zamanda insanın sahip olduğu en değerli şey olduğunu sanılan para, aslında insanın kendi çaba ve çalışmasıyla elde ettiği bir şeydir.

MUTLULUK VE EĞİTİM

Öğrenmenin çok farklı yolları vardır. Üniversitelerde öğrenilen bilgilerin, aslında günlük yaşamla pek ilgisi olmadığı ortaya çıkmıştır. Çünkü bu bilgiler deneylerle, teorilerle ilişkilidir ve teoriler sürekli birbirinin yerini alarak değişmektedir. Yani değişken, sürekli değişen bir bilgidir. Aynı zamanda mutluluğa ulaşmak için başka düzeyde bir mutluluk şekli daha vardır. Genelde üniversitelerin bilgiye yaklaşımı, bizim mutlu olmamızı engelliyor. Çünkü bu yaklaşım, insanda birçok sınırlamaya, birçok önyargıya neden olmaktadır. Bu durum, insandaki kapasitelerin ortaya çıkmasına engel olan bir iç kapı gibidir.

Araştırmacılar,  mutlulukla ilgili olarak yaptıkları çalışmalar neticesinde şöyle bir sonuca varıyor: İnsanlar arasında en mutlu kişiler, hayatlarında bir amaca sahip olanlardır. Mesela inanca sahip olanlar, insanlara yardım eden çalışmalar yapanlar vb. Yani yaşadıkları toplum içerisinde bir takım şeyleri değiştirmeye çalışan insanların daha mutlu olduğu ortaya çıkmıştır.

FELSEFEYE GÖRE MUTLULUK

Bu konuya geçmeden önce bir hikaye anlatmak istiyorum. Belki daha önceden çoğunuz duymuş olabilirsiniz. Hikayeye göre, tanrı ilk insanı ve eşini yaratmak istediği zaman yardımcılarıyla birlikte toplanarak karar veriyor. “İnsana güç verelim, zeka verelim” diyorlar. O zaman şöyle düşünüyorlar: “Şayet insana her şeyi verirsek tanrı gibi olacak, ona benzeyecek. O zaman ondan bir şeyi almamız gerekir.” Düşünüyorlar ve ondan mutluluğu almaya karar veriyorlar.

Tabii, şimdi başka bir problem ortaya çıkıyor: “İnsandan alınan mutluluğu nereye koyacağız? Dağın zirvesine mi? Ama mümkün değil, insana güç verdik ve ona ulaşacak. Dağa çıkıp mutluluğu elde edecektir. O zaman başka bir gezegene koyalım. Ama o da olmaz çünkü zeka verdik ve mutlaka bir gün o gezegene ulaşacaktır”. Artık o kadar çok düşünüp tartışıyorlar ki, oradaki danışmanlardan bir tanesi “Mutluluğu nereye koyacağımızı buldum.” diyor. “İnsanın içine koyalım. Çünkü o kadar çok dışarıda arayacak ki asla kendisinde olduğunu fark edemeyecek”.

Gerçekten de dışarıda arıyoruz mutluluğu. Ve bulamadığımız zaman diğer insanları suçluyoruz. Kendimiz dışında suçlu insanlar arıyoruz. Çünkü bizim mutluluğumuzun sebebinin bizim dışımızdaki insanlardan kaynaklandığını düşünüyoruz. O kadar çok kendimizin dışında aramaya başlıyoruz ki ve bu arayışlar o kadar çok dışarıda oluyor ki, sonunda insan kendinden çok uzaklaşıyor.

O yüzden mutluluğa olan bu yolculuğun aslında kendi içimize doğru olması gerekiyor. Bunun için çok temel sorularla başlamak gerekiyor. Ben kimim? Bende ne var? Güçlendirebileceğim yönlerim nelerdir? Amaçlarıma ulaşmak için araçlarım nelerdir? Bunları sorduktan sonra artık kendi iç yolculuğumuza başlayabiliriz.

Şimdi felsefe, mutlulukla ilgili olarak bize neler söylüyor ona bakalım. Hem doğu hem de batı, bize mutluluk hakkında bilgi veriyor. Batı’da Aristoteles şöyle söylüyor: “Her insan mutluluğu arıyor. Ama mutluluk nerededir, geçici olan şeylerde mi?” Aristoteles gerçek mutluluğun erdemlerin uygulanmasıyla elde edildiğini söylüyor. Erdem, dengeli olmak, cesaret, adalet, güzellik… Biz bu özellikleri bulduğumuzda, kendi içimizde gerçekleştirdiğimizde, işte o zaman mutluluğu ilk aracıda yakalayabiliriz. Aristoteles, mutluluğun yukarıdan gönderilmediğini, tam tersine insanların erdemleri sürekli bir şekilde uygulayarak ona ulaştıklarını söylüyor. Stoa felsefesinde de mutluluğun aynı şekilde ele alındığını görüyoruz.

STOA FELSEFESİNDE MUTLULUK

Stoa felsefesi, mutluluğu bize bağlı olmayan şeylerde aramamak gerektiğini söylemektedir. Çoğunlukla güç, zenginlik, hatta sağlık bile bize bağlı değildir. Sağlık açısından kendimize bakabiliriz. Ama bazen bizden kaynaklanmayan hastalıklar ortaya çıkabilir. Aynı zamanda insanın kendisinden uzak olan fikirlere göre yaşaması sık rastlanan bir durumdur. Oysa insan, kendi fikirlerine göre kendi yolculuğuna göre, doğaya uygun bir şekilde yaşamalıdır. Kendi davranışlarımızda bir düzene sahip olabilmeliyizdir. Hayatımızı, duygularımızı düzene sokarak, kendi içimizde doğal bir dengeye kavuşmak önemlidir. Doğa, çok bilgedir, bize yardım eder ama biz buna karşın çoğu zaman doğaya yardım etmeyiz. Biz, insanoğlları, doğaya karşı bir şekilde davranmaktayız. Ve doğaya karşı kötü davrandığımızda, her seferinde tepki alırız. Ne ekersek onu biçiyoruz, bu bir doğa kanunudur. Belki bunu nesnel bir düzeyde göremeyebiliriz. Ama doğa, kendi içerisinde bir ritme sahiptir. Eğer insanlara sevgi vermiyorsak, sevgi alamayız. Eğer arkadaşlığımızı vermiyorsak, buna karşın dostluklarımız da, arkadaşlıklarımız da olmayacaktır. Eğer adil değilsek, adalet isteyemeyiz. Eğer davranışlarımızda etik prensiplere uymuyorsak, bunun karşı tepkileri de bize geri gelecektir.

MUTLULUĞUN ANAHTARI ERDEM

Seneca, bununla ilgili daha ölçülü, daha dengeli olmaktan bahsediyor. Cömert olmak, güçlü olmak… Seneca, erdemin en yüksek, en üstün nitelik olduğunu söylüyor. Erdem armonik olan, bütün olan, birlik olan olduğunu; oysa zevklerin, düşük ve köleleştiren şeyler olduğunu söylüyor.

DOĞU FELSEFESİNDE MUTLULUK

Bunun için Budizm öğretisini ele alacağız. Günümüzdeki bakış açısıyla mutlak bir dünyada yaşamıyoruz. Mutlaklıkların olduğu bir dünyada da yaşamıyoruz. Mutluluk hakkında konuştuğumuzda, acıdan bahsetmemek mümkün değildir. Çünkü dual yani ikili bir dünyada yaşıyoruz. Siyah-beyaz, gece-gündüz, sıcak-soğuk gibi aynı şekilde mutluluk ve acı da, ikili bir şekilde karşımıza çıkıyor. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren, acıyla farklı şekillerde karşılaşıyoruz. Acı nedir? Acı, bir kayıptır. Fiziksel bedenimiz açısından acı, sağlığımızı kaybetmektir. Duygusal düzeyde baktığımız zaman duygularımızı kaybetmektir, örneğin güveni, inancı yitirmektir. Problemler karşısında mücadele edebilmek için, insanın kendisine olan güvenini yitirmesidir. Aynı zamanda sevdiğimiz insanları da kaybetmektir. Sahip olduğumuz eşyaları kaybetmektir. Genel anlamda baktığımız zaman acı, sahip olduğumuzu sandığımız bir şeyin kaybedilmesidir. Daha önceden sahiptik ve kaybettik. Zihinsel düzlemde baktığımız zaman, acı anlayışsızlıktır. Acı, hayatın anlamını anlamamaktır. Yanlış fikirlerin peşinde olduğumuzu gördüğümüz zaman acı vardır.

Acının kökenlerini nasıl indirgeyebiliriz, nasıl azaltabiliriz? Acıyı, tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir ama acının nedenlerini bir ölçüde ortadan kaldırabilir, azaltabiliriz. Peki nasıl? Acı karşısında, sorunlar karşısında, zekice ve uygun çözümler yaratarak. Mutlaka her şeyin uygun bir çözümü vardır. Acı gitmez ama uzaklaştırmak gereklidir. Acı unutulmaz ama bunu tecrübeye dönüştürmek zorundayızdır. Bizim daha ileriye doğru yürümemizi sağlaması için acıyı tecrübeye dönüştürmek zorundayız. Acıyı sindirmek, kabul etmek gereklidir, çünkü acıyı aşmanın tek yolu budur. Muhtemelen hepimiz acıyla ilgili bir deneyime sahibiz, biliyoruz ki acı geçilmesi gereken bir tüneldir. Acı içerisinde yaşamak, bir çeşit “cehennem”de bulunmak gibidir. Tabii böyle bir durumda insan mücadele verir. İçimizdeki hayaletlerle, gölgelerle bir savaş yaşarız. Böyle bir durumda aklımıza hatıralar, sıkıntılar, “keşke”ler, hayal kırıklıkları gelir. Böyle bir durumda ya mücadele verir, savaşırız, sorunun içinden çıkarız ya da depresyon durumunda kalırız. Peki depresyon nedir? Bir tünelde, bir yerde, yolda kalmaktır. Tıkanıp kalmaktır. Acının kendine göre bir işleyiş süreci de vardır. Çünkü ilk yaşanan şey kaostur, daha sonra kabullenme aşaması gelir. Ardından bunun hakkında düşünme yani olayı analiz etmeye geçilir. Ve son gelinen aşamada ise insan, kendi geçmişi ile ilgili bir uzlaşma, barışma süreci yaşar. Eğer insan, bunları yerine getirmezse daha ileriye doğru yürümesi mümkün değildir. Budizm, acı karşısında bize bir takım tavsiyelerde bulunur. Bu tavsiyeler, acı karşısında dengeye ulaşmamız içindir.

Tabii bunların gerçekleşmesi, o kadar da kolay değildir. Ama insanın kendi içinde her zaman bakacağı, arayacağı bir amacı olmalıdır. İnsan, bir amaca sahip olmalıdır. Şimdi bahsedeceğim tavsiyeler, davranışlarımızla ilgili olan tavsiyelerdir.

Doğru Fikirler: Acının durdurulmasıyla ilgili tavsiyelerden biri “doğru fikirler” dir. Doğru fikirler ne demektir? Örneğin fanatizmi aşmaktır. Her zaman haklı olduğumuz ya da diğer insanlardan üstün olduğumuz düşüncesini aşmaktır.

Doğru Niyetler: Bunu kısaca şöyle özetleyebilirim: Bencilliğin yerini cömertliğin alması.

Doğru Davranışlar: Doğru bir şekilde, irademize uygun bir şekilde davranmaktır. Yani doğru bir şekilde davranabilmek için iradeye sahip olmaktır.

Doğru Konuşmak: Konuştuğumuz zaman ne yapmak istiyoruz? Tartışmaya mı girmek istiyoruz yoksa iletişim kurmaya mı çalışıyoruz? Konuşmadan önce düşünmek gerekir. İnsanları yaralamak ya da sırf anlamsız bir takım kelimeler söylemek için konuşmamak gerekir.

Doğru Yaşam Biçimi: Yaptığımız işlerde saygın bir şekilde kendi işimizi yerine getirebilmek demektir. Saygın bir şekilde işimizi yapabilmek ise düşük işler yapmamak, yolsuzluk gibi bir takım işlerle hayatımızı kazanmamaktır. Yani insani anlamda saygınlığın, itibarın yitirilmesine neden olacak işler yapmamaktır.

Doğru Çaba: Enerjimizi cömert bir şekilde kullanabilmek demektir. Hepimiz muhakkak bir enerjiye sahibiz. Bu enerjimizle ne yapmak istiyoruz? Ne için kullanmak istiyoruz? Çünkü bazen potansiyel güçlerimizi fark etmiyoruz. Bir şekilde hepimiz, bir gün dünyayı terk etmek durumunda kalacağız, yaşamımız bir şekilde bitecek. Enerjimizle ne yaptık, bir şeyleri değiştirebildik mi? Bir şeyleri değiştirmek istiyor muyuz? Ya da tüm hayatımızı bir kanepede oturup mu geçirmek istiyoruz? Seçimimiz işte bu noktada başlıyor.

Doğru Dikkat: Doğru dikkat, bilincimizin sahip olabileceği en yüksek güçtür. İyi bir şekilde yönetilmiş olan dikkattir.

Doğru Konsantrasyon: Kendi içimizde daha dengeli ve armonik olabilmemiz demektir. Ne zaman düşünce ve davranışlarımız dengeli olur, o zaman kendi içimizde de daha armonik ve dengeli oluruz.

SONUÇ

Tüm bu tavsiyeleri yerine getirmek, kolay değildir. Şimdi başlasak bile sonuçları hemen gelmez ama düşünmeye, analiz etmeye başladığımız zaman yürümeye de başlamış oluyoruz. Böyle bir durumda insanın mutlak mutluluğu bulması önemlidir. Çünkü acıyla birlikte yürümeyi bilmek gerekir ve sabırlı da olmalıyızdır. Problemlerimiz, içimize yerleşmeden önce de belli bir süre geçti. Dolayısıyla bir çözüm bulabilmek için de benzer bir şekilde bir süre tanımak zorundayız. Bununla ilgili önemli olan da, negatif duygulara hakim olmayı başarabilmektir. Çünkü negatif olan duygular, insandan enerji ve zaman alabiliyor. Problem karşısında, iki çözüm vardır: Çözmek istiyorsak problem çözülür, eğer çözemiyorsak –çünkü elimizde olmayan bir problem de olabilir- problemi kabullenmek ve sindirmek gereklidir. Çünkü problemler, bizde olan gücü açığa çıkarıp denemek için vardır. Sabırla ilgili olan denemelerdir. Asla öfkelenmemek, bizdeki acıdan dolayı başka insanları sorumlu tutmamak ya da bizde olan acıyı diğer insanların üzerine atmamak gerekir.

Değişim, önce insanın kendi içinde başlamalıdır. Çünkü doğada her şey yukarıdan aşağıya, içeriden dışarıya doğru hareket eder; tersine değil. Bunlar temel kavramlardır ve gerçekten bunları içselleştirebilirsek yürümemize de yardım edebilirler. Aslında hem bilim adamlarında, hem araştırmacılarda, hem filozoflarda, hem de bizde, temelde varılan sonucun hemen hemen aynı olduğunu görüyoruz. Evet, soruyu tekrarlarsak, mutluluk nerededir? Bedende mi, duygularda mı, düşüncede mi, ruhta mı? Belki bunların hepsinde… Belki de bizde bulunan tüm bu unsurların uyumlu bir hale getirilmesinde bulunuyor mutluluk. Hepimiz içsel-kişisel anlamda kendimizi analiz etmeli, tanımalıyız ve bizdeki mutluluğun derecesini keşfetmeliyiz. Temel düzeyde, duygusal düzeyde, her düzeyde amaçladığımız şey nedir? Ne tür şeyler, benim daha dengeli olmamı sağlıyor, bende bir armoni yaratıyor? Ve bulup ne olduklarını anladığımız zaman, bunlarla beslenmemiz gerekiyor. Çünkü mutluluğa ulaşmak için bir yoldan geçmek gerekmektedir. Tabii o yolu çizmek ve aynı zamanda o yola amaçlarımızın ne olduğunu da koymak gerekmektedir. Peki mutluluğa ulaşmak için ne tür araçlara sahibiz? Bunu ancak, kendimizi gözlemleyerek, inceleyerek, hoşumuza giden şeylerin ne olduğunu keşfederek anlayabiliriz. Kitap okumayı mı, dolaşmayı mı, geziye çıkmayı mı seviyoruz? Bunları bilmek, tanımak gereklidir. Bedenin kendine göre ihtiyaçları vardır. Tabii bedenin ihtiyaçları ne çok basit, ne de abartılı olmalıdır. Psişenin yani duyguların da kendine göre ihtiyacı vardır. Ama insanlar beni sevsin, beni anlasın diye de sürekli karşı taraftan beklememek gerekir. Ve belki de bunu, içimizden dışarıya doğru değiştirmek gerekir. Yani anlayışımızı insanları sevmek ve anlamakla ilgili olarak değiştirmemiz gerekiyor. Dikkat ettiyseniz sürekli istediğimizi yapıyoruz, dışarıdan, diğer insanlardan bir takım şeyler bekliyoruz ve istiyoruz. Bize iyi iş versinler istiyoruz, iyi arkadaşlarımız olsun istiyoruz. Ama sorun burada değil, ben insanlara ne veriyorum, ne katıyorum diye sormak gerekiyor. Etrafıma ben ne veriyorum, katkıda bulunduğum şeyler nelerdir? Ve ancak o zaman gerçekten çok ilginç bir iş ortaya çıkar; bir macera ortaya çıkar çünkü artık bu kez kendimizle değil dışarıyla çalışmaya başlarız. Zihnin de kendine göre ihtiyaçları vardır. Ama bazen zihnin sadece bilgiyi öğrenmesi, bilgi depolaması gerektiğini düşünüyoruz. Ama eğer, alınan bu bilgiler uygulanamıyorsa hiçbir değeri yoktur. Yani buradaki amaç, bilgi depolamak değildir. Bilgiyi öğrendikçe şüpheleri silmek gerekir. Çünkü bir problem yaşadığımızda, bunun karşısında ihtiyacımız olan şey, emin olduğumuz fikirledir. Sorun karşısında anlaşılır ve uygulanabilir fikirlere ihtiyaç duyarız. Bunlar, amaçlarımıza ulaşmak için gerekli, vazgeçilmez araçlar değildir. Ancak maddesel anlamda yaşayabilmek için gerekli olan amaçlardır. Ve aynı zamanda daha huzurlu, daha sakin bir ruha da ihtiyaç duyarız. Öğrenmeye, evrime açık, daha ileriye doğru gittiğimizde evrimleştiğimizi anlayan bir ruha ihtiyaç duyarız. Hayatımızın anlamı nedir? Neden buradayız? Acaba evrimleşmek için olabilir mi? İlerlemek için olabilir mi? Ve tam da “insan olmak” hedefine ulaşmak için değil midir? Çünkü çoğu zaman gazeteleri okuduğumuzda insanın doğasından şüphe duyuyoruz. Bizim aradığımız şey “süper insanlar” olmak değildir; çocuksu ve daha düşük olan hayvani bir düzeyden çıkmak, barbarlıktan uzaklaşmaktır. Ve gerçekten insan olmak, doğanın bize verdiği tüm araçları, tüm kapasiteleri kullanabilmek demektir. İçimizde, gerçekten kullanabileceğimiz güçlü silahlarımız bulunmaktadır.

Ne zaman yaşadığımız dünyada, çevremizde güzelliğin ve uyumun olduğunu göreceğiz, o zaman daha mutlu olacağız. Doğanın içerisinde tesadüfi olarak yaşayan varlıklar olmadığımızı, gerçekten insan olduğumuzu keşfettiğimiz zaman ve her gün yeni bir şey öğrendiğimiz zaman, bunu keşfettiğimiz zaman, mutluluğa ulaşacağız. Gerçekten pratik anlamda bir amaca sahip olduğumuz zaman, şüphesiz bir şekilde insanlara sevgimizi verdiğimiz zaman mutlu olacağız. Ve yüzümüzde çok kolay bir şekilde gülümseme ortaya çıktığı zaman mutlu olacağız. Bu şekilde davrandığımızda, mutluluk bize daha yakın olmaya başlayacak. Neşeye de daha yakın olacağız. Neşe ve coşku ikisi birden bizimle olacak. Ve dikkat ediniz, bu iki kelime çok önemlidir. Yunanlılar bir tanrıyı coşku ile isimlendirmişler. Dionisos, coşku ile ilgili tanrıdır. Neşe ve gençlik ise Afrodit ile temsil ediliyordu. Coşku kelime anlamı olarak “içimizdeki tanrı” anlamına geliyor. Ve bizim görevimiz de budur: Her zaman bizdeki bu iç gençlikle yaşayabilmek. Mutlu olunabilir ve mutlu olunması gereklidir. Ama mutlu olabilmek için de bir yolculuğa çıkmamız gerekmektedir. Bu yolculuğun adı “iç yolculuk”tur. Ve hepinizi bunu keşfetmeye davet ediyorum.

Maria COELLO, Araştırmacı

(Yeni Yüksektepe Ankara Şubesi’nde 9 Aralık 2006’da vermiş olduğu konferansın notlarıdır.)

Çeviren: Zeynep ELKIRMIŞ

By | 2017-03-16T22:59:30+00:00 Mart 16th, 2017|Categories: Felsefe, Psikoloji|0 Comments