Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Prometheus ya da Özgürlük

Prometheus ya da Özgürlük

İnsanlık yüzyıllardır varlığını sür­dürmek ve kendince en iyiyi, en güzeli aramak için uğraş vermiştir. Bu uğraşı verdiği yaşam sürecinde uygarlıklar kurmuş, varlığını sürdürmek ve korumak için özgürlüğü seçmiştir. Fakat özgürlük karşımıza bazen bir kavram olarak çıkmış, bazen bir eylem olmuştur. Teoride özgürlük, insanları kendi kendilerine ve çevrelerine köle yapmıştır.

Pratikte ise yapılanlar, özgürlük adına bir başkasının yaşamak, düşünmek, yaratmak eylemlerine göz dikmiş, şu küçük dünya üzerinde insan, onuru ile yaşamayı asla becerememiştir. Şimdi ise bu daracık dünyada çile doldurmaktadır. Hiç bilememiştir, öz­gürlük diye nitelendirilen alışkanlık ve iş­lemleri aşmayı.

Özgürlük dünyaya bakma, insan olarak eylem ve birlikte yaşam olanaklarının art­ması, toplum ve kültür yönünden insanın se­çeneklerine bir yenisini katmasıdır.

İnsan alışkanlıkları aşmalıdır, çünkü alışkanlıklar öz­gürlüğün en büyük düşmanıdır. İnsan hayata yeniden, yeniden başlamaktadır. Ancak, bu­günün dünden farklı bir gün olduğunun bi­linci ve sorumluluğunu taşımalıdır. Yoksa hayatı alışkanlıkla yaşamaya başlayacak, varoluşunun anlamını çözemeden göçüp gi­decektir. Yaşamın tekdüzeliği karşısında hemen düşünmeden konuşmaya baş­lamakta, ardından refleksler sökün et­mektedir. Çok az veya çok uzun bir süreç sonunda yaşamını şöyle bir gözden ge­çirirken isteği dışında, kendi kurduğu dü­zenin ve dogmatik düşüncelerin kölesi ol­duğunun farkına ya varır ya da varamaz.

Bazılarının düşüdür özgürlük. “Düş kurun, düş kurun bakalım” dedi, solmuş gül. Ne acı ki, özgürlüğün düşünü kuranlar bi­lemeyecekler, onun düşü olamaz. O, zaman içinde değil, yalnızca burada ve şimdi ger­çekleşebilir. Burada ve şimdi oluş sonsuzluk ve zamansızlıktır. Varoluş ve özgürlük za­manı aşar, işte bunun içindir ki, bir zamanı ve mekânı aşma, özgürlük sorunu vardır. As­lında asıl büyük sorun, bireylerin hayat kar­şısında yaşamın dinamiğinin ve gelişme sü­recinin farkına varamaması ve onu kavrayamamasıdır. Henüz doğmayı be­ceremeyen ölüp gitmemelidir vaktinden önce. Yaşamakta yürekli olmalıdır; insana, dünyayı, yaşamı katlanılmaz hale getiren, yaşanılmaz kılan, çıkara ve yozlaşmış insan ilişkilerine kayıtsız kalmamalı, baş kaldırmalıdır. Fakat bu başkaldırma ve ya­şamı iyileştirme isteğimiz, yaşamadan, an­lamadan olmamalıdır. Anlamanın ve arayışın, yaratmanın mantığı özgürlüğün kendisi olur. Ama hâlâ insanın daha anlamlı ve onurlu bir yaşam için yaptığı başkaldırının dün­yaya yaydığı büyük çığlığa hepimiz sağırız. Bakıyoruz görmüyoruz, duymuyoruz, an­lamak zahmetine katlanmıyoruz ne yazık ki. Köleliğe karşıdır insanlar her zaman, fakat evinde, işinde, okulunda bu düzeni yü­rütebilir. Kimse bir şey diyemez, kurallara uygundur. Ama bununla övünmeye kalktığı an kendine ihanet etmeye başlar. Doğrusu hükmetmekten ya da hizmet gördürmekten alıkoyamaz kendilerini insanlar. Buyurmak, soluk almak gibi bir şeydir. Çevremize şöyle bir baktığımızda en kısmetsizlerin bile soluk almayı becerdiğini görebiliriz. İnsanlar ya­şamlarında bilinçsiz bir şekilde çevrelerine duvarlar örmektedirler. Sonuçta bu duvarlar içinde sımsıkı hapsedilen benlik ölüp git­mektedir. İnsanlar bu şaheser duvarları or­taya koyabilmek için başkalarına ve hatta tanrılarına bile ihtiyaç duymamışlardır. Bu du­varların niteliği kişilerin insana ve insan de­ğerlerine bakış açısı ile doğru orantılı bir ge­lişme göstermiştir. Duvarların oluşumuna neden olan şeyler boyun eğmek, alçak gönüllü olmak ve köleliliğin rahatlığıdır. Çoğu in­sanların düşünce yapıları Ortaçağı arat­mayacak bir zihniyetle gelişip serpildikçe bu duvarlar aşılıp yıkılamayacaktır.

Köleliğin efendileri, yüreklerinin en gizli yerine bir kürsü kurup oraya oturuyor ve özgürlük adına yargılayıp boğuyorlar insanları. Sevgiden, umuttan, insanlık onurundan, ge­lecekten çok uzak olan insan görüntüleri için özgürlük hiç de acelesi olmayan bir lükstür. Sanırım özgürlük ve onun son ta­nıkları da azalacak. Yaşadığımız çağda en göze çarpan şey çoğu insanın her çeşit inanç sahipleri dışında gelecekten ve umuttan yoksun olmalarıdır. Geleceğe el at­mayan gelişme ve iyileşme umudu olmayan bir yaşamın ne anlamı olabilir. Aşılmaz bir duvarın önünde yaşamak, köpekçe ya­şamaktır. Ya bu duvarın önünde yaşarsın ya da yüce bir yaşam uğruna özgürlüğü se­çersin. İşte kendini yeniden yaratacak devrimi gerçekleştirmek, insanın yazgısına karşı koyması ile başlar. İnsan özgürlük istiyorsa ve bunun zorunlu olduğuna inanıyorsa onu yaşayıp, korumalıdır. Tarihin en karanlık gün­lerinde Prometheus insanları, toprağa ve durmadan biten bir ota bir yanları ile bağlı kalmışlardır. Zincire vurulmuş Prometheus, tanrının yıldırım ve şimşeklerinde insana olan güvenini yitirmemiştir. Onun için Pro­metheus bağlandığı kayadan daha sert, da­lağını yiyen akbabadan daha sabırlıdır. Tan­rılara başkaldırmaktan daha önemli olan şey bence bu diretmedir. Bu bakımdan bizler de daha aydınlık dünyalar için bu ateşi hiç sön­dürmeyelim. Karanlığın kendisi götürdü bizi aydınlığa.

Ali Asgar ÇAKMAKÇI

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 1

By | 2017-06-19T22:38:32+00:00 Mart 16th, 2017|Categories: Mitoloji-Din|0 Comments