Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Raphael ve Atina Okulu

Raphael ve Atina Okulu

raphael_ve_atina_okulu_1“Gerçeğin Araştırılması Tanrı’nın İsteğidir”

Plutark

Yeniden Hatırlatan ve Yeniden Oluşturan Rönesans

Çok bilinen “VENÜS’ÜN DOĞUŞU” tablosu: Rönesans çağının en iyi sembollerinden biridir. Çünkü burada her şey taze ve güzeldir. Ağaçlar yeni çiçek açmış, insanlar genç ve güzeldir. İlkbaharda insan nasıl güneşin ılık ışınları altında yerde, toprakta, havada, otlarda tazelik bulursa Rönesans da insan ruhunun yeniden uyanışıdır. Rönesans; ortaçağlardan bir uzaklaşmadır. İnsanların hayal gücünde değişiklikler meydana getiren birkaç unsur olmasaydı, Rönesans’ın gerçekleşmesi mümkün olmayacaktı. Rönesans’ın özü antik zamanların ölümsüzlüğüne geri dönüştür.

Bu ölü bir geçmişin taklidi değil, antiklerin mirasından ilham alarak orijinal bir yaklaşımın, yeni bir ışığın tekrar ortaya çıkarılmasıydı. Rönesans doğdu çünkü Victor Hugo’nun dediği gibi “Zamanı gelen düşüncenin önüne hiçbir ordu karşı koyamaz.” İtalyanca “rinascimento” sözcüğünden kaynaklanan bu terim, dilimizde “yeniden doğuş” anlamına geliyor. Yaklaşık 250 yıl kadar sürmüştür. Hayat sinüs eğrisi gibi sürekli bir devinim halindedir. Tam dibe vurduğu anda yükselişe geçer. Tarihi incelerken unutmayalım ki; “Ne kadar karanlıksa, yıldızlar o kadar parlak olacaktır.” (Pers Atasözü). Bu dönemde; bilgeliğin, mükemmelliğin arayışında aşkın örnekler yaşandı.

Rönesans sanatı da bu anlamda yenilenmenin, ışığı yeniden keşfetmenin ifadesi olmuştur.

Derinliğin, Büyüklüğün Anlatımı: Rönesans Sanatı

Rönesans sanatında başlıca iki unsur önemli olmuştur. İlk unsur; Yunan ve Roma sanatlarında uygulanmış formların yaklaşık 1000 yıl aradan sonra yeniden kullanılması ile klasik sanat anlayışının hâkim olması ve böylelikle sanatçıların antik Yunan ve Roma’nın ruhunun yeniden doğuşunu sağlamaya çalışmalarıdır. İkincisi ise; yeni bulunmuş “perspektif” tekniğinin kullanılmasıdır. Bu buluş sanatçıya resim ve matematik kurallarını kâğıt veya başka bir yüzeye bilimsel bir doğrulukla 3 boyutlu gerçek görünümünü verecek şekilde yansıtabilme olanağı sağlamıştır. Bu yöntem bir yapıtın bittiğinde nasıl görüneceğini önceden görme olanağı vermiştir.

Sanatın Altın Anahtarı Olarak Resimraphael_ve_atina_okulu_2

Rönesans döneminde matematik ve geometri de sanatta devreye girmiştir. Ressamların kompozisyonlarında, perspektif, oran, orantı, simetri, denge, renk ve ışık önem kazanmıştır. Tarih, mitoloji ve -şekilselliği ayıklanarak- din, biçim kullanılarak içerikle birlikte mesaj verilmeye çalışılmıştır. Rönesans sanatçısının en büyük hedefi insan vücudunu tanıyabilmekti. Kompozisyonlarında derinlik oluşturabilmek için iki boyutlu tasvir anlayışından vazgeçilerek hacimsel etki aranmıştır. Bunun için çizgisel perspektif ve açık hava perspektif kullanılmıştır (çizgisel perspektifte, nesneler belli bir görüş noktasına göre yansıtılır, bu yansıtma sonucu bize uzaklıklarına göre gerçek boyutlarından daha küçük ya da daha büyük gözükürler). Aynı şekilde renk perspektifi ile de, bize yakın olan nesne ve figürler çok daha canlı renklerle bizden uzaklaştıkça solmaya, grileşmeye doğru giderler.

Resimlerde arka plandaki manzaralarda, perspektife bağlı olarak gittikçe küçülen dağlardan, patikalardan, ırmak, derelerden faydalanılarak gözü derinlere çekmeyi başarmışlardır. Derinlik anlayışıyla birlikte ışık ve renk önem kazanmıştır. O dönemde yağlı boya tekniği bulunmasıyla renk tonları zenginleşmiştir. Tek noktadan gelen ışık yerine, her tarafı aydınlık olan evrensel ışık kullanılmıştır.

Resimlerde derinlik etkisi verebilmek için, sahne arka plana doğru paralel düzlemler halinde gelişecek şekilde uyarlanarak tertiplenmiştir. Mekân-figür ilişkisi ile konuyla derin bir bağ kurularak anlam bütünlüğü sağlanırken, mesaj da verilmiştir. Sembolik öğeler kullanılarak sentez oluşturulmuştur.

Rönesans’la birlikte resim bir sanat dalı değil, nerede ise sanatla eş anlamlı hale geldi.

Rönesans resimlerinin çoğu konusunu ve kaynağını dinden almaktaydı. Aziz tasvirleri, kutsal kitaptan alınmış hikâyeler, simgesel ve dini törenlerle ilgili çalışmalar yer alırdı. En çok yapılması istenen Meryem ve İsa’ydı. Raphael de bu konuyu sürekli işledi. En çok uygulanan resim tarzı ise “piramidal kompozisyon”du. Bu düzende, tabanda Meryem’in ayakları ve elbisesinin katlanmış etekleri, üstte ise başı bulunurdu. Bu tarzda bazıları vücudun değişik bölümlerini farklı bölümlere dönük yaptı. Örn; oturan bir figürün ayakları sağa, başı ise sola dönük olarak gösterilmesi resme bir hareket ve canlılık kazandırdı.

Rönesans Ressamı Işık, Doğallığın Ustası : Raphael

Raphael, ressam bir babanın oğlu olarak, İtalya’nın Urbino kentinde 6 Nisan 1483’te doğdu.

Rafaello, Raffaello Sanzio, Raffaello Santi, Raffaello de Urbino veya Raffaello Sanzio de Urbino gibi isimlerle de anılmıştır. Raphael’in babası olan Giovanni Santi de Urbino da ressamlık yapıyordu. Raphael’in ilk öğretmeni babası oldu. Babası 1494 senesinde ölünce Raphael, kendi evinde dış etkilerden uzak bir şekilde çalışmalarını sürdürdü. Çocukluğundan beri ilgi duyduğu resmi öğrenmek için bir resim atölyesine çırak olarak girdi. Onunla çalıştığı yıllar boyunca ustasını en ince ayrıntısına kadar kopya ediyordu. Ustasının tarzını çabucak öğrenip özümseyerek büyüdü. Perugia’da San Francesco kilisesindeki “Meryem’in Göğe Kabulü” resmi buna bir örnektir. “Üç Güzeller”, “Chantilly”, “Şövalyenin Düşü” gibi ilk yapıtlarında sarı tonları, dingin kompozisyonları ve ustasının geniş manzaralarını benimsedi. “Meryem’in Evliliği” adlı eseriyle incelikli, ölçülü bir uyum ortaya koydu ve hocasını aştı.

raphael_ve_atina_okulu_3Daha sonra hocasının sanat anlayışı dışında, özellikle Floransa’da Leonardo ve Michelangelo gibi devlerin yaşadığını fark etti. Bunun üzerine doğduğu yeri bırakıp, 1504’de Floransa’ya geldi ve burada kendisini Rönesans’ın içinde buldu. Burada geçirdiği dört yıl boyunca, bir yandan Leonardo ve Michelangelo’nun çalışmalarını izlerken diğer yandan antik sanatla ve özellikle Masaccio’nun eserleriyle ilgilendi. Yapıtlarından “Grandükün Madonnası”nda (1504, Pitti Sarayı) ve “Güzel Bahçıvan”da (1507, Louvre) Leonardo’nun etkisi, “Borgo Yangını”ndaki (Raphael’in salonları, Vatikan) çıplaklar ve dramatik hareketler, “Santa Della Pace” deki Sibyllalar’da Michelangelo’nun, “Bolsena Ayini” (Vatikan) ve “Balıklı Madonna” (Prado) gibi yapıtlarında ise Vatikan Okulu’nun etkisi görülür.

Genç Raphael, Da Vinci, Michalengelo gibi dev sanatçıların ünü karşısında cesaretini yitirmedi. Onların etkisinde kalarak sanatına yenilikler kattı. Yeni arayışlar onu geçmiş zaman sanatçılarının da resim ve heykellerini incelemesine olanak sağladı. Fakat Raphael, önceden beğenmediği yumuşaklık, sadelik ve yalınlık konusunda eğitim aldığı alana döndü. Erken-klasik üslubun ilk eserlerini de bu arada ortaya çıkardı. Klasiğin bütün ince ayrıntılarını, denge ve ölçülülüğü eserlerinde işlemiştir.

Raphael, kendince dünyaya ait olan değerleri kutsal olanın emrinde kullandığını savunuyordu. Eserlerinde, ilk bakıştaki görüntü basit de gelse; kompozisyon uyumunun ve çeşitliliğinin bütünlük içinde işlendiği görülür. Ayrıca, bir önceki kuşağın ulaşmak için birçok uğraşlar verdiği, yani özgürce devinen figürlerin yetkin ve uyumlu bir şekilde kompozisyona işlemesi görülebilir. Aynı zamanda bir minyatür sanatçısı ve döneminin en ileri portrecilerinden olan Raphael, resimlerinde; Avrupa resminde “natüralist” eserlerin de ilk belirtilerini vermiştir. 37 yıllık yaşamında kendi dönemini ileri taşıyan, eserleriyle de erken Barok çağının en önemli simgesi olmuştur.

1508’de Papa II.Julius Raphael’i Roma’ya çağırdı ve dairesinin salonlarını süslemekle görevlendirdi. Raphael, bir sanat merkezi olan bu ebedi şehirde Vatikan Sarayı’nın salonlarını resimlerle süslemekte olan PERUGİNO, SİGNORELLİ ve SODOMA ile beraber çalışmaya koyuldu. Ama II.Julius onun resimlerini görünce yeni bir güzelliğin farkına varır ve diğer ressamları sarayından uzaklaştırarak sadece Raphael’i alıkoyar. Raphael, burada ilk olarak, Papa’nın kütüphanesini dekore etti. Buraları papaların emir ve fermanlarını törenle imzalayıp mühürledikleri salondu. (İmza Odası-Stanza Della Segnatura)

Çizdiği teolojik, felsefi, lirik tablolarında sükûnet; renklerde ahenk; konularda berraklık ve bütün bir ifade hâkimdir. Onun Vatikan’da yapmış olduğu ilk büyük resimler işte bu salonun duvarlarında bulunur. Bu oda bir kütüphane olduğu için sanatçı, insanlığın gelişmesini göstermek istemiş, bu amaçla da duvarları Teoloji, felsefe, sanat ve hukuk olmak üzere dört temsili resim ile süslemiştir. Raphael’in teoloji ve felsefeyi karşılıklı yerleştirmesinin nedeni, bu dönemde hümanist düşüncenin etkisiyle gerçekliğe ulaşmanın iki yolu olduğuna inanılması ve bu iki yolun da, inanç ve akıl olduğudur (İmza Odası’nın karşılıklı iki büyük duvarında “Kutsal Tartışma” ve “Atina Okulu” yer almaktadır).

Raphael’in sanatı bu eserlerinde en zirveye ulaşmıştır. Ressam burada tam dört yıl çalışmış ve üç yüz yıllık araştırmaların sonuçlarını özetleyebilmiştir.

Raphael, otuz yedinci doğum gününde, 6 Nisan 1520’de, Roma’da öldü.

Raphael, Avrupa’da klasik ressamlığın temelini atmıştır. Sanatının özünü dingin klasikçiliğini Madonna tablolarında dile getirir. Dünya çağındaki en büyük eseri “Madonna (Meryem Ana)” ,yüzündeki anlam dikkate değerdir. “Foligno Madonnası’sı (1511-1512, Vatikan)”, “İskemleli Meryem (1514, Pitti)”, Aziz Sixtus Madonna’sı (1513, Dresden) v.b. gerçeği, güzellikleri ve mutluluğu arayan insanların bunları yeryüzünde bulacaklarına ve yeryüzünde mutlu yaşamanın mümkün olduğuna inandığı için; Madonna’sı göklerden yeryüzüne iner haldedir. Maddalena Doni (1506, Pitti), “

 “La Velata (1516)”, “Leo X ve İki Kardinal  (1518-1519, Uffizi)”, “Baldassare Castiglione (Louvre)” gibi portre çalışmalarında, renk ve değerlerin uyumlu kullanımıyla birleşmiş, çok duyarlı bir ruh sezgisi bulunduğunu gösterir. Son yapıtı “Görünme”’de (1517-1520, Vatikan Müzesi) yirmi beş figürüyle kompozisyon, perspektif ve ışık arayışlarında vardığı noktayı ortaya koyar.

Resim yapıtlarının yanı sıra mimarlık alanında da önemli çalışmalar yapmıştır. Raphael, sanatıyla, yoğunluğu incelik ve ölçülülükle birleştiren dehasıyla, sanatın tüm alanlarında XIX yy. sonlarına kadar kalıcı bir etki bıraktı. Raphael; tabiatta sanatı yükselten şeyi arar. Dinlendiren renklerle güzel ve genç kızlar, cennetten kopmuş manzaralar sevdiği konulardır. Durgun ruhunun iki niteliği; sadelik ve içtenliktir. Onun çizgilerinden bir iyimserlik yükselir. Müzikte ona bir eş aramak gerekirse en uygun isim MOZART olacaktır. Her ikisinde de aynı hafiflik, aynı sevinç, aynı ahenk görülür.

Rönesans resminin üç büyük dâhisi için şöyle bir tanımlama yapılır; DA VINCI: her mevsimde donmuş karlarla örtülü bir dağ, MICHALENGELO: her an ateş püsküren bir yanardağ, RAPHAEL: Güneşli bir yaz günü…!

Roma’da Papa Sarayı’nın İmza Odası’na ya da duvarları tabloları onun tabloları ile dolu Loca’lara girdiğimizde sizi etkileyerek ilk şey; buranın bol ışıklı hatta güneşli olmasıdır. Dışarıda hava bulutlu olsa da siz kendinizi sürekli bir atmosfer içindeymiş gibi hissedersiniz. Öyle ki duvarların camdan olduğunu ve buradan güneş yayıldığını hatta tablolardan ışık demetleri fışkırdığını sanırsınız. Bunun nedeni; kullandığı son derece parlak boyalardır. Tabloların konuları da aynı şekilde kalp açıcıdır. Her figür sanki ışıldar. En önemli tablolarında hiçbir çaba izlenimi göremezsiniz. Bu yüzden de onları zor ve kesintisiz bir işçiliğin ürünü saymak güçtür.

Çoklarına göre Raphael, çok tanınan Meryem tablolarının ressamıdır. Onun Meryem görüntüsü sonraki kuşaklarda özümsenmiştir. Bu yapıtların ucuz resimleri her yerde vardır. Bu nedenle çok geniş yankı uyandıran bu resimlerin “kolay” oldukları sonucuna varma eğilimindeyiz. Aslında onların görünürdeki basitliği derin bir düşünmenin dikkatli bir hesaplamanın, sonsuz bir sanatsal bilgeliğin sonucudur.

Onun fırçasının değdiği her yer çirkinse çirkinliğini kaybediyor, güzelse bir kat daha güzelleşiyordu. Raphael “Galateia”sını bitirince bir saray adamı, bunca güzellikteki bir modeli nereden bulduğunu sorar. Raphael, kafasında oluşturduğu belirli bir düşünceyi izlediğini söyler. Yani; imgeleminde yarattığı güzel bir örneği bilinçle kullanmıştır. Hayatını baharında öldüğünde tüm Roma yas tuttu. Tabiatla yarışan sanatçının mezar taşında: “Hayatta iken, tabiat, o beni geride bırakacak diye korkardı, öldükten sonra da ben onunla öleceğim diye korktu” yazmaktadır.

Raphael; Tanrısal güzelliğin en yüksek temsilcisi olarak kabul edilir. Onun resminde figürler, form ve estetik olarak belli bir olgunluğa erişmiş iken, ulvi duygular da çok üstün bir ifade şekli bulmuştur. Raphael, resimdeki gerçekliğin yanı sıra, ifadelerde dini değerleri de önemsemiştir. Raphael kendinden önce gelen ressamların bütün fizyonomi ve anatomi bilgisine sahipti ve bunların sentezini başarı ile yapmıştı. Fakat o bu dünyaya ait bilgi ve yeteneğini, kutsal olanın emrinde kullanıyordu. Gerçeğin üstünde olanı gerçeği inkâr etmeden oluşturuyordu.

Felsefeyi Anlatmanın En Güzel Yolu : Atina Okulu

raphael_ve_atina_okulu_4

Bu eser aslında bir “Felsefe Destanı” olarak adlandırılabilir. Perspektif tekniğinin kullanıldığı bu eserde; antik çağın büyük filozoflarını ve ressamın çağdaşı sanatçılarını görebiliriz. Resmin ana şeması, “Yeni-Platoncu” düşünceyi yansıtır bir biçimde, maddi, dünyevi ve zihni olmak üzere üç aşamalı bir biçimde düzenlenmiştir. Şöyle ki; alt kısımda, maddi bilimlerle uğraşan düşünürler kendi aralarında iki gruba ayrılmış, bunlardan astronomi ve geometri bir grupta, mekanik bilimler ise diğer grupta gösterilmiştir. Alt kısmın sağ tarafında Euclides’in merkezinde olduğu geometriyle ve astrolojiyle ilgilenen düşünürler görülür. Sol tarafta ise merkezinde Pisagor’un bulunduğu matematikçilerin oluşturduğu doğa bilimcileri grubu yer alır. Bu iki grup arasındaki merdivenden yukarı çıkıldığında metafizik ve manevi bilimlerle ilgilenen düşünürler in olduğu gruba ulaşılır. Sağda Aristoteles’in grubu ve solda manevi bilimlerle ilgilenen düşünürler yer alır.

Arada yer alan merdiven, resmin önemli bir birleşim noktasıdır ve üzerinde tüm dünyevi işlerden vazgeçmiş bir halde yanında bakır kabı, elindeki notları okumaya dalmış olan Diyojen yer almaktadır. Ön sıralarda, Raphael’in kendi portresinin de ulunduğu grupta Raphael, sanat ve felsefe ilişkisine işaret etmek için buraya dönemin sanatçılarını da yerleştirmiştir. Resmin arka planında yer alan kemerli nişlerde, “Athena” ve “Apollon” heykelleri dikkati çekmektedir. Örtük bir biçimde İsa ile ilişkilendirilen Apollon, elindeki liriyle ruhsallığın zaferini ve ilahi armoniyi simgelemektedir. Yine örtük bir biçimde Meryem ile ilişkilendirilen Athena ise, aklı, bilgeliği temsil eder ve erdemlerin temsil edildiği tarafta yer alır. Kalabalığın arkasında, mavi gökyüzüne açılan tonoz örtüsündeki perspektif kullanımı, bu dönemde sanatçının perspektif kullanımı konusunda ulaştığı noktayı gösterirken, bu tonozların ardında yer alan açıklık ile de, maddi olandan manevi olana ve oradan da sonsuzluğa ulaşma yolundaki “Yeni –Platoncu” düşünce alınmış olur. Arka planda tonozun üst kısmında, alt iki yanında dizleri üzerinde dua eden melek kabartmaları bulunan üçlü pencere kutsal üçlemeye işaret etmektedir. Aynı şekilde, parmaklarını sayarak bir şeyler anlatan Sokrates’in de üçüncü parmağını işaret ettiği ve bu yolla kutsal üçlemenin bir kez daha vurgulandığı görülür. Tüm figürlerin içinde bulunduğu geniş hol, antik toplantı salonlarını andıran bir holdür.

Mekana eski Yunan mimarisinin özelliği olan bir büyüklük ve sükunetin hakim olduğu eserde; sessizlik aşağıdaki insanların hareketiyle bir tezat teşkil ediyor. Ama onları ezmiyor, aksine belirtmeye yarıyor. Aristo ve Platon’un geride  gözden kaybolmaması için merdiven motifinden yararlanılmıştır. Aynı amaçla arka plandaki figürlerin belirsiz kalıp kaybolmaması için hareket geriye gittikçe azalıyor. Böylelikle öndeki topluluklara hâkim olan eğriler, arka planda sessizlik içinde yukarıdan aşağıya inen dik çizgilere dönüşüyor.

Ortada, resmin merkezinde Yunan Felsefe’sinin iki büyük ismi Aristoteles ve Platon görünür. Platon’un eli göğü, Aristoteles’in ki ise yeri işaret etmektedir. Platon bu şekilde, felsefesinin temeli olan ve mutlak gerçekliği temsil eden idealar dünyasını işaret ediyor. Diğer elinde resmin perspektif merkezi olan kitabi Timeaios’u  taşıyor. Aslında Platon’u sembolize eden bu portre; Leonardo Da Vinci’nin ta kendisidir…! Aristoteles ise Platon’un yanında, avuç içi aşağıyı gösterir şekilde ileri doğru uzatmıştır. Bu hareket, onun fizik ve somut dünyayı temel alan görüşünü simgeliyor. Diğer elinde ünlü kitabı Ethica’yı taşıyor. Platon’un elinde bulunan Timaios adlı kitabı, perspektifin odak noktasını oluştururken Aristoteles’in elinde bulunan Ethica ise, bu plana göre ikincil konumda kalmaktadır.

Şimdi bu filozofları tanıyarak, Raphael’in neyi anlatmak istediğini daha iyi görelim…

raphael_ve_atina_okulu_5PLATON; İdealarla temas etti. İdea; birlik, değişmezlik, ebediyet anlamına gelir. Platon’a göre; “şeyler” ideaların gölgeleridir. Gördüğümüz, dokunduğumuz, kısacası duyularla algıladığımız her şey bir tür simgedir. Ruh ise görünenle yetinmez, görünenin asıl var olma nedeni olan ebedi gerçeği tanır, çünkü bir zamanlar onunla temas etmiştir. Bilmek dışarıda olanı bilmek değil, içimizde olanı anımsamaktır. Platon, ideaları bulmak için, gölgelerin yer aldığı karanlıktan, dünyanın yanılsatıcı tutsaklığından çıkmak gerektiğini bir mitosla anlatmıştır. (Mağara Mitosu). Her şey kendi ideasına (sebebine, özüne) benzedikçe ideal duruma dönüşür. İnsanın içindeki idea’nın yansıması olan BİREY’dir. Çok parçadan oluşsa da insan, hepsinin bir araya geldiği bir birliktir. Aynı şekilde ideal bir toplumda ahenkli bir şekilde bir araya geldiğinde ideal halini alır ve bu sadece bir insan yığını değil, bir DEVLET adını alır.

ARİSTO; Platon’un öğrencisidir. Bir devrin kapanışını simgeler. İdealardan, yerdeki her şeyin gerçek özü olan göksel unsurlardan yere inilmiş, yersel bölümlendirme ile asıl olanın, somut olan, sadece algılanan olduğu belirlenmiştir.

Aristo; bilimler ile bilgi düzeyleri ile ilgilenmiş ve bunları açıklamıştır. Düşüncelerine madde ve biçim temel olmuştur. Bu nedenle, hocasının tersine yeri göstermiştir.

Platon’un arkasındaki kalabalığın arasında anlattıklarını parmaklarını sayarak ispatlamaya çalışan figür; SOKRATES’tir. Bu şekilde “Sokratik Diyalog” yöntemi vurgulanmıştır.

Sokrates; diğer filozoflarda uyandırdığı şeyden dolayı felsefe tarihinde temeldir. “Ruhların Ebesi” olarak, insanın iç doğumunu gerçekleştiriyordu. Aynı zamanda mükemmel bir vatandaş ve askerdir de. Diyalog yöntemini kullanmıştı. Her soru kişinin içinden doğurduğu cevaba karşılık geliyordu. “Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir” diyerek bilgeliğin bir özelliği olan mütevazılığını göstermiştir.

Sokrates’in yanında, savaş kıyafetleri içinde öğrencisi ALKİBİADES bulunmaktadır.

Sokrates’in grubundaki şapkalı kızıl-kahve kıyafetli yaşlı kişi ise, XENOPHON’dur. XENOPHON; “Elea” adını taşıyacak felsefi akımın kuruyucu, Parmenides’in öğretmenidir. “Tanrı bilim” konusunda doğruya varmanın olanaksız olduğuna inanmış, tanrılar ve bütün maddeler konusunda kesin doğruları bilen olmadığını ve olamayacağını, her ileri sürülen görüşün, tahminden ibaret sayılması gerektiğini söylemiştir. Bu tezi, şüphecilik akımı ile “agnosticisme” in ilk adımları olarak kabul etmek, uygun bir görüştür. Pisagor’un arkasındaki sütünün arkasında yeşil şapkalı yaşlı figür, Elea okulundan ZENON’dur.

ZENON; Parmenides’in takipçisi, diyalektiğin kaşifidir. “Hareket şeylerin dünyasında mümkündür, saf ideaların dünyasında değil” demiştir.

Ön sol grupta arkadan ileri doğru uzanmış, başında türban olan figür, İbn-i Rüşd’tür.

İBN RÜŞD; İslam filozofu ve hekimidir. Aristoteles’in yapıtlarına yapmış olduğu yorumlarla Aristotelesçiliğin dirilmesini ve güçlenmesini sağlamıştır.

Parmenides’in arkasındaki hanım figür, HYPATİA’dır.

HYPATİA ünlü filozof ve matematikçi Theon’un kızıydı. Güzelliğinin yanı sıra bilgeliğiyle de herkesin hayranlığını kazanmış olan Hypatia tarihin bilinen ilk kadın matematikçisidir. İskenderiye’de doğmuştur.

PYTAGORAS/PİSAGOR, ön soldaki grubun merkezidir. Diz çökmüş, elinde tuttuğu deftere önündeki çocuğun tuttuğu levhadaki notları geçiriyor. Bu notlar müzik oktavlarını gösteren şemalardır.

Okulunun kökeni gizemlidir. Felsefi okulundan daha derine gidişte bir geçiştir. Öğretisinin dört temel unsuru; güzellik, ahenk, saflık ve coşku olmuştur. Kendisi hakkında çok şey bilinmiyor. Kroton şehrinde yaşamıştır. Adının anlamı; “Pitia’nın müjdelediği” demektir. Müzik aralıklarından, gezegenler arası mesafelerden bahsedilmiştir. Pisagor’un anlattığı sayı ve şekiller, Platon’un bahsettiği idealara karşılık gelmektedir.

Heraklit’in solunda ayakta duran figür, PARMENİDES’tir. Metafiziği ilk kez ortaya koyan filozoftur. Şeyler üzerine çalışmadı, şeylerin ne oldukları, nereden kaynaklandıkları üzerine çalıştı. Şeylerin içinde olan ve var eden özü “Ens” olarak açıklamıştır. Şeylerin ensine ulaşmak için “nous”a, “saf akıl”a ihtiyaç vardır. “Hakikat yolu” ile “kanı yolu” farkını açıklamıştır. Hareketi bir durum değişikliği olarak tanımlamıştır.

Ön kısımda, Diyojenin solunda, başını eline dayayarak bir şey yazan, basamaklara oturmuş figür, HERAKLİT’i temsil eden MİKELANJ’ın portresidir.

HERAKLİT: Efes’te doğmuştur. Parmenides’in takipçisidir. Ona göre; eğer iki karşıtlık arasında denge aramasaydık hareket edemezdik. İnsan ilahi olana eğilimlidir.

Diğer taraftan Euclides ise; sağ ön grubun merkezinde öne doğru eğilmiş elindeki aletle yerde duran levha üzerinde teoremini anlatıyor.

EUKLİDES(Öklid); Yunan Matematikçisidir. (M.Ö. 300 dolayları). Gelmiş geçmiş matematikçilerin içinde adı geometriyle en çok özleştirilen kişidir. Öklid, geometri dünyasında kapladığı bu seçkin yeri, kendisinin büyük bir matematikçi olmasından çok, geometrinin başlangıcından kendi zamanına kadar bilineni; “Öğeler” adını verdiği kitabında toplamış olması ile elde etmiştir.

Raphael, kendisini de en sağda, Ptolemiy’nin yanında resmetmiştir.

Öklid’in arkasında, arkası dönük elinde yer küre tutan figür, PTOLEMY: M.S. 2. yüzyılda yaşamış bir gökbilimci ve matematikçidir. Bir gökbilimci olarak şöhreti 13 ciltlik çalışmasından (The Mathematical Collection) gelir. İskenderiye kütüphanesinin yakılmasından sonra Araplara geçen çalışma “Al-Megiste” olarak bilinir.

Yüzü seyirciye dönük, elinde ışıklı bir küre olan kişi ise, ZOROASTRO’dur.

ZOROASTRO_ZERDÜŞT; Ona göre insan iyiyi ve kötüyü seçebilmek için özgür irade ile yaratılmıştır. “Ben yeni bir din öğretmiyorum, eskisini ıslah ediyorum” demiştir. Ruhlar önce gökyüzünde yalnız olarak vardılar, sonra temsil ettikleri varlıklarla birleştiler. Tabiatın tüm süresi üçer bin yıllık dönemlere ayrılmıştır. Eseri Avesta’dır. Evrenin başlangıcında biri İyi’yi temsil eden; “ORMUZ”, diğeri kötüyü temsil eden; “AHRİMAN” isimli iki ilke vardı.

Zenon’un sağında başında yapraklardan taç bulunan figür; Epikür’dür.

EPİKÜR: Okulunu Atina’da, MÖ 306’da kurdu. Platoncu filozoflardan ders almıştır. Okuluna KEPOS; BAHÇE adını vermiştir. Öğretisi çok yayılmıştır. Bunun nedeni kolay anlaşılır olmasıydı. Epikürcülerin amaçları mutluluğa ulaşmaktı. Çünkü felsefenin amacı buydu.

Ara merdivenlerde yanında ünlü bakır tası elindeki okumalara dalmış dünyevi işlere aldırmadan rahat bir şekilde uzanmış DİOGENES/DİOJEN’in kıyafetinin mavi olması ilgimizi geriye doğru çekiyor.

DİOGENES: Merdivenlere sere serpe uzanmış, Parmenides ve Pytagoras’a bakmaktadır. Öğretisi “kinik/kinizm”; kelime olarak “kyon”dan türemiş olup, köpek anlamına gelir. Öğretisine göre; yaşamın tek amacı vardır: erdemli olmak. İnsanı erdemli yaptığı için bilgili olmaya değer verir. Ama bunun dışındaki her şeyi gereksiz görür. Bilge kişi kendine yetendir. Erdemin en büyük armağanı, insanı özgür yapmasıdır. Böyle bir kişi bütün isteklerinden sıyrıldığından Tanrılara benzer. İnsanın ihtiyaçları ne kadar azsa o kadar çok mutlu olur.

Parmenides’in arkasından seyirciye doğru bakan genç, Papa II. Julius’un kuzeni, Francesco Maria Della Rovere Urbino Dükü’dür. Yakasında Rus harfleri olan ise Bramante’nin portresi’dir.

Bize Kalan

Pisagor’dan Platon’a, Aristo’dan Heraklitus’a… Hepsinin yaptığı gibi; felsefe, nedenleri sorarak gerçekliği arar. Raphael’in “Atina Okulu” tablosunda felsefenin resmini, fırça ve renklerle yapılan müthiş tasvirini bulacaksınız. Konuşan fırça ve çizen eller değil de, gökyüzünü çok iyi tanıyan kalp olduğu sürece ve insanın yeniden doğuş, uyanma ve gerçeğe, sonsuz olana doğru ilerleme ihtiyacı olduğu sürece “Atina okulu”; felsefe ile kazanılan gerçekliği göstermeye devam edecektir. Resimde de olduğu gibi, yeryüzünde çalışılan tüm bilimler, edinilen bilgi ve tecrübeler, zihnin saf yanı ile süzüldükten sonra, yukarıya, tüm bunların nedeni olan idealara (ens, arketip, ilk örnek) götürecektir.

Elif AKŞEHİRLİ ve Sevgi ÖĞE

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 54

2017-08-12T17:29:18+00:00