Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Ruhunu Erteleme

Ruhunu Erteleme

ezgi-uzgelHerhalde benim tabirimle en büyük psikolojik hastalıklardan biridir erteleme. Yani hep kararlar verip verip sonra bir türlü sıranın o verilen karara gelmemesi.

Önce daha öncelikli işler bahane edilir, sonra aslında bu daha önemli diye düşünülenler ve en sonunda artık bomboş televizyonun önünde boş gözlerle de bakılsa bir türlü sıra o yapılmak istenene gelmez.

Yıllar önce felsefe ve psikoloji seminerlerinin broşürünü bir kitapçıya bırakıyordum. Kitapçıdaki hanım bana tam adresi sordu, tarif istedi. Hep soranlar oluyor onlara söylemek için soruyorum dedi. Ben de kendisine siz de buyurun bir seminere gelin dedim. Ben çalışıyorum dedi. Akşamları zaten, diye cevap verdim. O zaman da eve gidiyorum dedi. Konu kapanmıştı. Yani hayat belliydi. Gündüz çalışılır, akşam eve gidilir. Bende daha gençtim tabii hangi ailevi zorluklarla uğraşıyor bilemezdim belki de ama düz mantık beni bitirdi. 9 yıl geçti hala unutmadım. Bütün hayatı doldurduğunu düşündüğünde içeri yeni bir şey almak mümkün olmuyordu. Yani fark ederek veya fark etmeyerek hayattaki fırsatları erteliyordu kişi.

Bir de çok şey yapmak isteyenler vardır. Şu dili öğrenmek ister erteler, şu kursa gitmek ister erteler, şu kişilerle bir faaliyet yapmak ister erteler. Şimdi erteleme hastalığının ileri seviyesindeyseniz muhtemelen aklınızdan geçen cümleler şunlar:

Ama insanın sorumlulukları var sıra gelmiyor…

Ya yapmam gerekenleri bir bitirebilsem…

Hali mi kalıyor insanın işten, çocuktan, aileden…

Ya bu insan şimdi hayatı ne sanıyor. Gündüz işe gidilir akşam eve gelinir…

Şimdi bir de böyle bakalım bu olaya:

Hayat bize sunulmuş harika bir fırsat. Keşfetmek isteyeceğimiz zenginliklerle dolu muhteşem bir oyun alanı. Ve biz korkudan, tembellikten, dümdüz mantığımızdan dolayı bütün bu güzellikler okyanusunu kaçırıyoruz ve erteliyoruz.

Bir dil öğrenmek mi istiyorsun öğren tabii, bir kursa mı gitmek istiyorsun git, bir enstrüman mı çalmak istiyorsun çal, sevdiğine zaman mı ayırmak istiyorsun ayır. Bir daha belki fırsatın olmayacak. Annemin bir sözünü hatırlıyorum. Keşke dedi siz çocukken daha az ev işi yapsaydım ve daha da çok sizlerle olsaydım, o günler geri gelmiyor. Kaç anne böyle düşünüyordur? Başka diller bilen insanlar o dillerin hangi kapıları, hangi yeni dünyaları onlara açtığını bilir. Bir enstrüman çalan kişi onun kendisini ne kadar ruhsal olarak zenginleştirdiğini bilir. Geçenlerde bir kişi dedi ki insan sevdiğiyle olduğu zaman sürekli şarap içiyormuş gibi hissediyor diye. O zaman seviyorsan yanında ol. Bunların hepsi muhteşem şeyler de sadece daha iyi anlaşılsın diye örnek vermek istedim.

Asıl söylemek istediğim dostum; bazı şeyleri ertelesen de yaşarsın da, ruhunu erteleme. Kendini tanımayı, kendi iç dünyanı keşfetmeyi, kendi özünü sevmeyi erteleme. Kendi ruhun için öğren, kendi içini kaz. Seminerlere git, ona göre filmler izle, bu konuda kitaplar oku. Sonra hepsi üzerine düşün ve hem aklına ve hem kalbine yatanları uygula. Hayatına geçir yani. Değirmende öğütür gibi öğüt bilgileri, kendinin yap o bilge sözcükleri. Yaşamak istediğin ruhsal seviyede bir hayat yaşa. Küçük bir bilge ol. Manavsan insanların meyve yanında dostluk ve akıl aldığı, doktorsan hastalarının bir melek olmalısınız dediği, bankacıysan içten ve insan sevgisinden gülümseyen, pozitif enerji dağıtan biri olduğun…

Hayat seçimlerden ibaret ya dostum sen kendi ruhunu seç. Her şeyden önce tüm seçimlerini yaparken ona öncelik ver. Bu dünyadan ayrılırken yanına alacağın tek şey o: Ruhun.

O yüzden ruhunu erteleme!

By | 2017-04-20T21:10:28+00:00 Aralık 21st, 2016|Categories: Ezgi Uzgel|0 Comments