Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Şehir ve Heykel

Şehir ve Heykel

İnsanoğlunun yaşanabilir fiziki bir çevre yaratma amacı ile yaptığı biçimlendirmelerin yanı sıra, yine çevresindeki gerçekleri kullanarak herhangi bir pratik yarar gütmeyen, ancak kendisinin duygu ve düşüncelerine hitabeden biçimlendirmeler de yaptığı bilinmektedir. Doğal yapılaşma ilkelerinin kullanımı ile işlev, biçim ve estetik birliği içerisinde, şehir denilen, kozmopolit bir yapılaşma oluşmuştur.

Şehirleri oluşturan yapıların çevre koşulları ile yukarıda açıkladığım anlamda mutlak bir özdeşliğe varması ancak doğal oluşumlarda gözlenebilmektedir. Organik varlıkların belirtilen ölçülerdeki işlev özellikleri, kaçınılmaz olarak onların yaşama koşullarına zorunlu kılar. Şehirlerin farklı yapılaşma sürecinde, fiziki çevrenin yanı sıra insanların kuşakların birbirini kovalaması ve üst üste yığılması sonucunda oluşan gelenekler önemli rol oynamıştır.

Bir biçim yaratma eylemi olarak sanat, insanların barınak ve besin gibi temel ihtiyaçlarından pek geride kalmayacak kadar önemli bir duyarlılık ve kültür ürünüdür.

Her dönemin yaşama biçimine göre şekillenen şehirlerde, sanat da buna paralel bir gelişme göstermiş ve hatta dönemini aşan birçok sanat eseri üretilmiştir. Şehirlerin oluşum süreçlerinde, mimari ile birlikte düşünülen heykel sanatı da önemli bir rol oynamıştır.

Şimdi bir hayli gerilere giderek şehir estetiğinin oluşumunda heykellerin ne konumda ele alındığını bir gözden geçirelim.

İlkel insan da tıpkı bugünün insanı gibi içten gelen bir güzellik duygusuyla sanata eğilmiş ama gerek kültürü, gerek sahip olduğu tekniğin imkânsızlıkları yüzünden önemli heykel yapıtları meydana getirememiştir. Bu yüzden konuyu daha fazla dağıtmamak için heykellerin şehre estetiği içerisinde önemli rol oynamış olduğu Yunan uygarlığından başlamayı daha uygun gördüm.

I.Ö. 5. yy. ’da Yunan uygarlığında tapınaklar ve heykeller, bir tür saygıya layık olan tanrıların onuruna yapılıyordu. Bu dönemin inançları, yaşama biçimi, ilk defa şehir kavramını ortaya koymuştur. Yunan uygarlığının belli bir dünya görüşünün ürünü olan ideali, pitoresk, dinamik devingen ve duygu dünyasına yönelik olan idealin tam karşıtıdır. Aynı zamanda Yunanlılarda heykel ve mimari, her şeyden önce dinsel geleneklere bağlı bir gelişme göstermiştir. Heykeller, rölyefler daha çok tapınakları ve dinsel anıtları süslemek için, savaşlarda elde edilen zaferleri kutlamak için yapılıyordu. Yunan tanrıları, insan zihninde bir kavram olarak kalmayıp, insanın tutkuları, düşünceleri ve hepsinden önemlisi gözle görülebilen varlıklar olarak kabul edilmişlerdir.

Yunan felsefesinin ünlü “insan her şeyin ölçüsüdür” sözü aynı şekilde tanrılara da uyarlanmıştır. Yunanlılar için, tanrılar ya da tanrıçalar adına yapılan tapınaklardaki heykeller, tüm olarak insan görüşünü yansıttığı zaman başarılı ve tatmin edici sayılıyordu. Doğal olarak, heykellerde normal insanlarda bulunan ufak tefek kusurlara yer verilmiyordu. Konu olarak kusursuz, idealize edilmiş figürleri seçtiler. Bu nedenle heykel sanatında heykeltıraş özgür değildi. Sadece ona neyi nasıl yapacağı mitlerde söylemiş oluyordu.

Yunanlılar, mimaride olduğu gibi heykelde de önce bazı kurallar koyup sonra bütünü oluşturan parçaların ortasında kusursuza ulaşmayı denediler.

Bununla birlikte Yunanlılar, mükemmel bir uygarlık kurmuşlardır. Bunun nedeni ise şehirlerin dokuları içerisinde sanatı destekleyen ve halka ulaşmasını sağlayan alanlara büyük yer vermeleridir. Tiyatrolarda, Agora denilen açık alanlarda halkın eğitimine büyük katkılarda bulunulmuştur. Sanat tamamen halka addedilir.

Roma uygarlığı kendisinden önceki Yunan uygarlığının etkisinde kalmış, gerçek Roma sitili ise sonra doğmuştur. Roma uygarlığının yarattığı şehirlerde mimari, yine tapınak mimarisi şeklinde bir gelişme göstermiş, bunun yanı sıra anıtsal yapılar da oluşturmuştur. Roma sanatının en görkemli örnekleri, çağa damgasını vuracak nitelikte anıtsal yapılar ve heykeller olmuştur. Roma şehirlerinin ana karakterini oluşturan başlıca iki özellik vardır. Biri halk yararına olan, diğeri imparatorluğun yüceliğini yansıtan Roma şehirlerinde, halkın toplandığı, çeşitli konuların görüşülüp tartışıldığı ‘’forum’’ denilen alanlar. Bu alanlarda önemli kültürel etkinlikler yapılmıştır. Romalılar, Yunanlılardan ayrı olarak önemli tarihi olayları ve zaferleri kabartmalar biçiminde işleyerek sanata ve tarihe mal etmeyi severlerdi.

Daha sonraları, Hristiyanlığın giderek yaygınlaşması ve resmi din olarak kabul edilmesi, tapınakların kapatılması, doğa güçlerine inancın yasaklanması, olimpiyat oyunlarına son verilmesi gibi Ortaçağı hazırlayan koşullar giderek yoğunluk kazanmıştır.

On ikinci yüzyıldan on beşinci yüzyıla kadar uzanan Ortaçağ, çok önemli bir ekonomik ve sosyal değişim devri olmuştur. Güçlü kralların idaresindeki istikrarlı ülkelerde büyüyen ve varlıklı şehirlerde oturanlar, zanaatçı, tüccar ve bankerlerin oluşturduğu yeni bir sosyal düzenin gelişmesine tanık oldu. Rahipler sınıfı ise hatırı sayılır ölçüdeki etki alanlarını daha da genişletti. Bu devrin sanatta özellikle beliren üslubu Gotik’ti.

Ortaçağın şehirlerinin belirgin özelliği katedrallerdi. Bunların yapılmasındaki amaç, Tanrıyı yüceltmek, Hristiyan inancını yaymak için duyulan samimi arzuydu. Dikey hatları ile Tanrıya yükselmenin yeryüzünde cismani bir şekil alması olarak kabul edebileceğimiz Gotik katedrallerinin mimari şekli, en çok bu son arzudan esinlenmiştir. Heykel ise yine katedrallerle birlikte düşünülmüştür. Katedralleri süsleyen heykeller de,  mimaride görülen dikeylik ve yukarıya doğru yükselme esasına aynen uymuştur. Devrin mimarisi, askeri açıdan, güzellikten çok savunma gereksinmelerini karşılayacak şekilde uygulanıyordu. Ortaçağ şehirlerinin mimarisi geleneklere bağlı ustaların ayrı ayrı buluşlarına dayanmaktadır. Uzun bir süre öteki sanatlar için bir tür dekor olma görevini yüklenmiştir mimari. Aslında heykelde önemli olan, belli bir biçim ya da düzenlemeden çok anlatmaya çalıştığı fikirdir. Ortaçağ şehirlerinde heykeli mimari ile birlikte düşünüp, büyük ölçüde sınırladılar.

Ali Asgar Çakmakçı

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 2

2017-08-12T17:45:08+00:00