Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Seneca

Seneca

seneca_1Lucius Annaeus Seneca M.Ö. 4 yılında Gordoba’da doğmuştur. Aynı adla anılan babası Roma geleneklerine bağlı bir hatiptir. İyi bir eğitim görmüş olan annesi, Seneca’nın felsefe ile ilgilenmesini sağlayan kişi olmuştur. Seneca ailenin üç oğlundan ortancasıdır ve sağlığı hayatı boyunca hep bozuk olmuştur. Babası onun iyi bir eğitim görmesine özen göstermiştir ve bu amaçla o dört yaşındayken Roma’ya yerleşmişlerdir.

Seneca eğitimine hitabet sanatını öğrenerek başlamıştır. O zaman adet olduğu üzere devlet yönetimi için yetiştirilir. Özellikle hitabet sanatındaki başarısı etkileyicidir ve kendisine ciddi sorunlar yaratan kıskançlıklara neden olur. Hakkında çeşitli bahanelerle açılan suçlamalarda iki kez ölüm cezasına çarptırılır. İlkinde bozuk sağlığı nedeniyle nasılsa yakında öleceği öngörülür ve ceza ertelenir, ikincisinde ise cezası Korsika’da sürgüne çevrilir. Burada geçirdiği sekiz yıl yaşamında yeni bir sayfa açar. Roma’nın o güne dek gördüğünden farklı bir yüzünü tanır. Şiirler, tragedyalar yazarak zamanını geçirir. Sekiz yılın sonunda Roma’ya çağrılır ve o zamanlar onbir yaşında olan geleceğin imparatoru Neron’un öğretmeni olur. Neron imparatorluğunun ilk beş yılında Seneca’nın ve diğer hocalarının tavsiyelerini dinler ve iyi bir yönetim uygular. Ancak daha sonra ahlak bozukluğu ve despotizm içine düşer. Çevresi çıkarcı kişilerle doludur. Seneca bu sürede siyasetten çekilir ama eski öğrencisi kendisinin ölümünü istemektedir. Sonunda öldürüleceğini bildiği için damarlarını açtırma yöntemini seçerek yaşamına son verir.

Seneca’nın eğitimini tamamladığı ve gençlik yıllarını geçirdiği Roma’da, o dönemde her felsefe öğretisi kendine yer bulmakta ve öğretilerin önde gelenleri dersler vermektedir. Stoa’cı Attalus, Pythagoras’cı Sotion, kynik Demetrios, Akademia’lı Papirius Fabianus. Tüm bu akımların içinde Seneca kendisini Stoa’cılara ve Pythagoras’cılara yakın bulur. Bir süre Pythagoras’cıların etkisinde kalarak Sotion’dan dersler almış ve onun gibi etten uzak duran bir beslenme düzenine ve sıkı bir fiziksel disipline sevketmiştir kendini. Ancak zaten zayıf olan sağlığı bu gidişata daha fazla dayanamayınca, babasının da ısrarı ile bu yaşam düzeninden vazgeçmiştir. Ardından Stoa’cı Attalus’un öğrencisi olmuş ve varlıklı bir aileden gelmesine rağmen Stoa öğretisine uygun olarak çok sade bir yaşam sürmeye başlamıştır.

Çağında, Roma düşünce dünyasında etkin olan Stoacılık akımına bir din gibi inanan Seneca, felsefe öğretisini “doğaya uygun yaşamak” ve “en en yüce iyiye ulaşmak” ilkeleriyle temellendirmiş ve bu ilkelerin ancak bilge bir insan tarafından gerçekleştirilebileceğini belirtmiştir. “bilge insanın yaşamın dümeninde oturduğunu” söyleyen Seneca “hiç kimse bilgeliği öğrenmedikçe mutlu bir yaşam süremez” diyerek bilgeliğin yaşam için önemini vurgular. Ona göre bilgelik, kişiye yaşamın zor koşullarına katlanmayı, çalışma ve gayret göstermeyi, ruh halini doğa yasalarına göre dengelemeyi, kısaca yaşamı çekilir hale getirmeyi öğretir.

Bilgelik ancak felsefe aracılığı ile öğrenilebilir. Felsefeye gönül veren insanın ruhu kapalı kaldığı bedeninden kurtulur ve dış dünyaya açılarak en yüce iyiye yönelir. “felsefe sana Tanrının ardından gitmeyi ve felakete katlanmayı öğretecek” diyen Seneca için felsefenin tanımı şöyledir: “Felsefe halka özgü bir sanat değildir, gösteriş için tasarlanmamıştır, sözlerde değil işlerdedir. Günlerini biraz hoş geçirmek, boş vakti sıkıntılardan kurtarmak için değildir. Ruha biçim verir ve düzenler, yaşama hükmeder, davranışları yönetir, yapılması gerekenleri ve yapılmaması gerekenleri gösterir, dümene oturur ve şüpheler arasında dalgalanan kişinin yönünü belirler.”

seneca_2Stoa felsefesi, adını Yunan mimarisinde sıra sütunlu galeriler anlamındaki aynı sözcükten alır. Stoacılık deyimi stoalarda verilen derslerden ilham alınarak türetilmiştir. Bu felsefe, antik çağ Yunan doğa felsefesidir. Kurucusu Kıbrıslı Zenondur. (İ.Ö.336 – 264) Yunan kökenli olmakla beraber Büyük İskender’in İ.Ö. 4.yy. ‘da doğu, batı ülkelerine, o zamanki dünyaya egemen olmasının ve kültürleri birbiriyle buluşturmasının (Hellenizm) ardından Yunan kültürü kendi sınırlarını aşmıştır. Stoa felsefesi de bu hellenistik çağda gelişmiştir. İskender’in dağılan imparatorluğunun kültürel anlamda da mirasçısı olan Roma’da Stoa felsefesi de daha çok gelişme ve yayılma imkânı bulmuştur. Değindiğimiz üzere bu felsefe yüzyıllar içinde gelişerek işlenmiştir ve gelişimi “ilk”, “orta” ve “geç stoa” olarak kategorize edilir. Seneca, bu “geç stoa” döneminin bir filozofudur.

Stoa felsefesine göre evrenin üç büyük gücü vardır. Bunların ilki, olayların akışını tayin eden mutlak zorunluluktur (alınyazısı, kader, yazgı). Bu bütün, tanrısal ve insansal işlerin üzerindedir ve “her şey onunla olur”. Bunu bozacak hiçbir güç yoktur. Mutlak zorunluluk sonucu ne olacaksa olacak ve ne olmayacaksa olmayacaktır. Ancak insan, iradesi sayesinde aklını ön plana alıp tutkularından arınırsa ve kötü talihin saldırılarına azimli bir ruhla direnirse, bu talihi iyiye çevirebilir ve dolayısıyla talihin üstüne çıkabilir.

Stoacıların evrende ikinci büyük güç saydıkları “tanrısal öngörü” ise, mutlak zorunluluktan farklıdır. Tanrısal öngörü; Tanrı’nın kendi yarattıkları ve kendi evreni üzerine olan kontrollü bakışı, yaşamın en küçük ayrıntısına egemen olan ve kontrolü altında tutan ilahi gücüdür. Dinsel dünya görüşleri Tanrısal Öngörüye şöyle değinmişlerdir: “Olup biten ve olmakta olan her şey bir gaye tarafından yönetilir; her oluş böyle bir gayeyi içinde taşır ve bu gaye oluşun yönünü tayin eder. Bu gayeyi, Tanrısal Varlık bu oluşun içine koymuştur. Dünyadaki oluşun yönünü ve gidişini bu gaye önceden tayin etmiştir.”

seneca_3Stoacı evren anlayışında üçüncü güç olan “talih” mutlak anlamda yoktur. Ama bireyin yaşamında her an onunladır ve bireyin kendi bakış açısından bir anlam içerir. Talih, bireyi ilkesi olmayan despot bir yönetici gibi yönetir ya da onun hizmetine de girebilir.

Seneca’ya göre talihin aksiliklerine ancak bilge bir insan karşı koyabilir; çünkü o yaşamın da önüne çıkacak olan kötülüklere kendini alıştırır ve başka insanların uzun süre katlanarak hafifletebildikleri felaketleri o uzun süre düşünerek hafifletir. Seneca’ya göre bilge bir insan aynı zamanda ölümü bile küçümseyen bir insandır; çünkü ölümün kötü sayılan olaylar arasında baş yeri tutmasına karşın özünde kötü olmadığını ve yaşam kadar doğal olduğunu sezen ancak bilge bir kişidir. “Yüce bir ruh Tanrı’ya itaat etmeli ve evrenin yasası ne emrederse duraksamadan yerine getirmelidir. Bu durumda Tanrı’yla birlikte daha aydınlık ve daha dingin bir şekilde yaşamak üzere daha iyi bir yaşama yollanacak ya da hiçbir zarara uğramadan, kendi doğasına karışacak ve bütüne geri dönecektir” diyerek bu konudaki düşüncelerini belirtir. Seneca gerektiğinde (yüce bir amaç uğruna ya da işkenceli bir ölüm karşısında tercih yapmak durumunda bırakıldığında) intiharı öğütleyen bir stoacıdır. Ona göre fazla yaşamak ölümün geliş süresini uzatmaktan başka bir işe yaramaz: “Bir ölüm işkenceli, ötekisi basitse ve kolaysa neden sonuncuyu tutup yakalamayayım. Nasıl deniz seyahati yapmak için bir gemi, oturmak için bir ev seçilecekse, yaşamdan ayrılmak içinde bir ölüm seçilebilir.”

Stoacılar, temelinde insanı iki ayrı doğaya sahip olarak görürler. Biri Tanrılarla, diğeri ise hayvanlarla ortaktır. İnsan Tanrılara yaklaşmalı ve onlar ile birleşmelidir. Bu düşünce antik çağda sıkça karşılaştığımız, İslam’da da tasavvuf düşüncesi ile karşımıza çıkan görüştür. Stoacılar bunun için pratik yöntemler önermişlerdir. Basitçe Tanrısal bir yeti olan iradeyi geliştirerek hayvansal kısma ait olan şeyleri geride bırakmaya çalışmışlardır.

Bu görüş nedeniyle Stoacılar insanları ayırmaz, aynı kökten geldiklerini söylerlerdi. Dünya vatandaşlığı fikrini benimsemiş ve Roma’da bu düşüncenin öncülüğünü yapmışlardır.

Onlara göre bilgelik, erdemli olmaktır; çünkü nesnelerin değerleri ile insanın ne olduğu ve dünya içindeki yeri hakkında bilgisi olan bir kimse doğru ve erdemli bir harekette bulunabilir.

Erdem, doğaya yani akla uygunluktur. Aklın doğru durumda olması yani erdemli olan insanın özü bakımından rasyonel olan dünyanın gidişine ayak uydurması, onunla uyumlu bir şekilde yaşaması ile olur.

Seneca da, felsefe öğretisini “doğaya uygun yaşamak” ve “en yüce iyiye ulaşmak” ilkeleri üzerine kurar. Bu ilkeleri hayata geçiren kişi, bilgedir.

Seneca Stoacı bir filozoftur dedik, ancak bu eklektik bir Stoacılıktır. Bir bakıma Seneca, kendini bir tek felsefeye bağlı görmüyor. “Epistulae Morales”-“Ahlaki Mektuplar” adlı kitabında “Ben kimseye bağlanmadım, hiçbir otoritenin damgasını taşımıyorum; birçok büyük insanımızın düşüncesine inanıyorum ama kendi düşünceme de hak tanıyorum” demekte ve en çok bağlı kaldığı, hatta temsilcisi olduğu Stoa felsefesini bile zaman zaman eleştirmekten geri durmamaktadır. Ama mektupları okuduğumuzda eleştirdiklerinde, yeri gelince geri dönüşler yaptığını da görürüz.

Seneca’nın bilgiye yaklaşımını ifade eden bir cümlesi şöyledir: “Hep şu konuya döndüm durdum ben: Bu benim ne işime yarar?” Yer yer eski Stoa’nın maddeci (materyalist değil) görüşünden etkilenerek hiçbir şeyin bilinemeyeceğini söyleyen filozoflara kızar. Hiçbir şeyi bilmemeyi bile çok gören filozoflara karşı çıkar. “Peki, hiçbir şey yok da biz neyiz o halde?” diye sorar.

Tanrı’nın varlığını insanın içindeki Tanrı’ya olan inanca dayanarak kanıtlayan Seneca’ya göre Tanrı evrenden, doğadan ve üyesi olduğumuz bu büyük bütünden başka bir şey değildir. İnsan yeryüzünde ne yana baksa mutlaka Tanrı’yı hatırlatan mucizevî bir şey görür ve hisseder. “bütün evren maddeden ve tanrıdan ibarettir. Tanrı evreni bir sınır içine alır bu sınır içinde kalanlar da tanrıyı bir yönetici ve önder olarak izler. Yaratıcı olan yani tanrı, tanrıyı taşıyan maddeden daha hükümran ve daha değerlidir” diyen Seneca tanrıdan ilahi bir kıvılcım alan insanoğlunun ancak tanrının öngördüğü tarzda bir yaşam biçimi süreceğini, bu yaşantı sırasında onun istekleri doğrultusunda hareket ettiğinde ise kendisine ulaşabileceğini vurgular.

Ahlaki mektuplar, Seneca’nın, öğrencisi İmparator Neron tarafından intihara zorlanmadan önceki son yıllarında Sicilya valisi dostu Lucilius’a yazdığı mektuplardan oluşur. Mektuplar aralarındaki gerçek yazışmalar da olsalar bir gün yayınlanmaları düşüncesi ile yazılmışlardır. Bunu kitaptaki bazı ifadelerden anlamak mümkündür. Şimdi Ahlaki Mektuplar’dan Seneca’nın felsefesine dair fikir veren bazı alıntılara yer verelim:

1. “İnsan kaderini değiştiremez ama onu iyi ve kötü yanıyla olduğu gibi kabul edip katlanırsa ona, kaderin kötü yanlarından kurtulmuş olur. Felsefe bize her türlü felaket olanaklarını bildirdiği için önceden bilinen şeylerin tokadı daha az acı verir.”

2. “Felsefe insanı tanrıya eş olma amacına çağırır.”

3. “Tanrı evrende neyse, ruh da insanın içinde o’dur. Tanrı için madde neyse, bedenimiz de bizim için o’dur.”

4. “Ruh bedeni bıraktıktan sonra onu düşünmez artık, çünkü beden ruhun sırtına vurulmuş bir yüktür, bir cezadır. Bu yüzden beden zevklerine dalmamalı insan; sadece hayvanlar için iyiliktir bu zevkler. Beden zevklerini hor görmek kesin bir özgürlüktür.”

5. “Tanrı insanın içine tanrısal bir tohum serpmiştir.”

Seneca kendini Roma vatandaşı olmaktan ziyade bir dünya vatandaşı olarak tanımlıyordu. Yeryüzündeki yaşamını da bir askerlik görevine benzetiyordu. Ona göre yaşamak bir kışla hayatı sürmek demektir. Bu dünyanın getirdiklerine ve gerektirdiklerine bir er gibi uymalı insan; acısına da, kahrına da. Stoacı bir yaşamın getirdiği katı disiplini ve erdemli bir hayat sürmenin basit ama keskin yasalarını pek çok Stoacı filozof gibi Seneca’nın hayatında da görmek mümkün. “Erdem en büyük iyiliktir” der Seneca. Erdem; Şerefli olandır, ahlaklı olandır, tek mutluluktur. Sadece ahlaksal iyilik bir iyiliktir. Yarattığı düzenle kendini belli eder, her zaman aynı kalır, yaşama koşulları ile nitelikleri değişmez. İyi her yerde iyidir. Erdem zevk de değildir, çünkü zevkler, duygular aldatıcıdır, akla karşıdır; doğaya karşı olduklarından birer hastalıktır.

Seneca dört ana erdem tanımlar: 1. Ölçülülük, 2. Cesaret (acılara katlanma gücü), 3. Basiret (ve akla uygunluk), 4. Adalet. Bütün bu erdemler birbirine eşittir, aynı değerdedir ve biri olmadan insan eksik kalır. Erdem, ölümlülerin sahip olabildiği tek ölümsüzlüktür.

Yeni Yüksektepe Araştırma Grubu

Kaynakça

Seneca ve Hayatın Kısalığı Üzerine

Özlem Çekiç, Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 30

Ahlaki Mektuplar

Lucius Annaeus Seneca, Çev. Türkân Uzel, Türk Tarih Kurumu

Tanrısal Öngörü

Lucius Annaeus Seneca, Çev. Çiğdem Dürüşken, Kabalcı Yayınevi

By | 2017-06-08T20:18:58+00:00 Aralık 3rd, 2016|Categories: Stoacılar|0 Comments