Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Sıkıntı

Sıkıntı

Tatil bittiğinde ve alışılmış işlere yeniden başlamayı aklımıza getirdiğimizde, önceden toprağa gömüldüğünü düşündüğümüz sorular yeniden bilincin ışığına çıkar. Bu sorunlardan biri, insanların diline gittikçe daha fazla dolanan bir kelime ile özetlenebilir: Sıkıntı.

İş sıkıntıdır, okul sıkıntıdır, üstlendiğimiz ödevler, yerine getirmemiz gereken yüzlerce vaatler ve çözmesini bilemediğimiz zorluklar, hepsi sıkıntıdır… Sanki tatil günlerimiz hiçbir işe yaramıyor da, bizi bekleyen şeyin düşüncesi karşısında bile az ya da çok sayıdaki tatil günlerimizin dinlencesi yok oluveriyor.

Fakat dinlenmeyi gerçekten biliyor muyuz? Yoksa dinlenmeyi, hiçbir şey yapmamak ya da çok az şey yapmak, düşünmemek, senenin geri kalan kısmındaki bir kişiliği bırakıp, farklı bir kişilik edinmek olarak mı kabul ediyoruz?

Açıkçası, dinlenmiyoruz. Bu şekilde sadece dönüşte bize tekrar sıkıntı vermeye başlayacak olan tüm şeylerden saklanarak, kısa bir süre için kaçış yapıyoruz; endişenin pençelerine düşüyor, hayatın bize verdiği, gerçek veya değil, ihtiyaçlar tarafından kendimizi yakalanmış hissediyoruz. Ödevler ve hatta nasıl kullanacağımız ya da ne olduklarını bilmediğimiz haklarımız bize sıkıntı veriyor. Keşmekeş girdabına batıp, öncekinden daha iyi olarak düşlediğimiz, bize gerçekten dinlenme fırsatını verecek olan, bir sonraki tatilin gelmesi için ayların geçmesini arzulamaktan başka çaremiz kalmıyor. Buna rağmen her yıl aynı hikaye tekrarlanıyor.

Yolculuğa çıkıp günlük endişe­lerimizden uzaklaşmak olanaksızdır, çünkü kaçınılmaz olarak onlar da bavulumuzda gelecektir. Bu durumda ne yaşam ortamından uzaklaşmak ne de zihni boşaltmak bir işe yarayacaktır. Kendi kendimizin düşmanlarına dönüşüyoruz ve lanetlediğimiz sıkıntı­mızın nedeni de kendimiziz. Sorun ne yer değiştirme, ne de aktif ve zekice davranmadan dinlenmeye koyulma sorunudur. Neden sıkıntılarla yaşıyoruz? İlk olarak bize göre son derece kısa bir vakitte çözmek zorunda kaldığımız çok sayıda şey olması nedeniyle. Filozoflar olarak, bize sıkıntı veren çok sayıdaki şeylerin en önemlilerini incelemeliyiz. Hepsi de gerçekten ilk sırada bulunmaya değer mi? Bu ilgiyi gerçekten hak eden, daha az hak eden ve kesin olarak buna değmeyecek şeyler arasında bir seçim yapmak mümkün değil midir?

En güvenlisi, bu değerlendirmeden, bizi geçit vermeyen bir sis gibi çevreleyen sıkıntıyı çözmek için aydınlatıcı cevaplar çıkmasıdır. En muhtemeli, şeylerin kendi önemsizliklerinden dolayı bizi tuzağa düşürdüklerinin farkına varmamızdır. Örneğin hiçbir yere götürmeyen çok şeyler yapmak, nereye doğru olduğunu bilmeden sürekli hareket etmek, belirli amaçlara sahip olmamak ya da varsa gerçekleştirilmesi olanaksız amaçları olmak. Böylece iç insan, sözde kendi koruması ve kişisel gelişimi için meydana getirilmiş karmaşık ve sinir bozucu saçma bir yapı tarafından boğularak öldürülür.

Ancak “Ben”imizi, ortadan kalktığı noktaya kadar desteklemek faydasızdır. Basit olan şeyler, her birimizin içinde taşıdığı ve kendini ifade edebilmek için açık pencerelere gereksinim duyan üstün insanı yok eder. Basit şeyler sıkıntı verir, moral bozar, yaşamayı, yorulmayı ve dinlenmeyi engeller, çünkü kendine özgü, doymak bilmez çılgınca bir ritme sahiptir.

Bir parça hava ve ışık yani biraz sağlıklı bilgi her zaman içimizde bulunan “Ben” e bir aralık açacak ve sıkıntının yerine düşünülemez bir uyum ortaya çıkacaktır ki; enerji, mekan ve zaman sonsuz ve öze uygun olarak hareket etsinler.

Delia Steinberg GUZMAN

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 44-45

2017-08-06T19:42:54+00:00