Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Tumi Tören Bıçağı

Tumi Tören Bıçağı

Arkeologlar, Peru’nun kuzeyindeki dağlık bölgede İnka uygarlığından daha eski bir döneme ait 22 mezar ve çeşitli kalıntıları gün ışığına çıkardı. Ortaya çıkarılan İnka ve İnka öncesi bu kalıntıların arasında “Tumi” adı verilen kalay alaşımlı tören bıçakları da bulunuyordu. Tumi bıçakları, ekseriyetle altından yapılırdı ve ne yazık ki altın avcıları tarafından kaçak olarak çıkarıldığı için çok kolay bulunmuyor.

Tumi, kurban törenlerinde kullanılan bir bıçaktı. Ayrıca yarım daire bıçağı olarak da adlandırılır. İnkalar her yıl hasat döneminin sonunda savurgan kutlama törenleri yaparlardı. Bu törenlerde güneş’e bol hasat için şükranlarını sunarlar veya gelecek sene için daha fazla ürün elde etmeyi dilerlerdi. Bu törenlerde Rahip tamamen beyaz veya siyah bir Lama kurban ederdi. Rahip Tumi’yi hayvanın göğsünü açmak için kullanır, hayvanın atan kalbini ve akciğerini çıkararak bunlar aracılığı ile gelecek hakkında kehanetlerde bulunurdu. Peru’da Tumi’yi duvara asmak iyi şanslar getirmesini dilemek anlamına gelmektedir. Tumi bıçaklarının üst kısmında, yani bıçağın sapı olarak tabir ettiğimiz bölümde, o kültüre ait Tanrı’nın bir işlemesi bulunuyor. Alt kısmı ise çok keskin, yarım daire biçiminde bir bıçaktır.

Tumilerin Tanrılara insan kurban edildiği törenlerin yanı sıra beyin ameliyatlarında da kullanıldığı sanılıyor. O dönemden kalan kimi kafataslarında rastlanılan kare veya daire şeklindeki son derece muntazam delikler, beyin ameliyatlarında tumi bıçaklarının da kullanılmış olabileceğini düşündürüyor. Peru’nun ulusal simgelerinden biri olan bu alet bizi bir anda; Dünyamızın en gizemli uygarlıklarından biri olan İNKA UYGARLIĞI‘nın görkemli tarihine götürüyor.

Kuruluş, İmparatorlar ve Dinsel İnanış

İnka İmparatorluğunun ne zaman kurulduğunu kesin olarak bilemiyoruz. Tarihçiler tarafından İnkalar’ın yaklaşık olarak M.S.1200 ile 1532 yılları arasında Peru’yu yönettikleri söylenir. Buna karşılık bu büyük uygarlığın 1532 de Peru’ya çıkan Francisco Pizarro tarafından yıkıldığı ve İmparatorluğun 1535 de ortadan kalktığı doğrudur.

İnka uygarlığı konusunda kaynak olarak Pizarro ile birlikte giden yazar ve tarihçilerin bıraktığı belgelerden yararlanılmaktadır. Yalnız bu belgelerdeki bilgiler çoğu zaman birbirine uymamaktadır.

Belgelerin hepsinde de İnka İmparatorluğunu Manko Kapak ya da Manco Capac adında birinin kurduğu yazılıdır. Buna karşılık diğer konularda yazar ve tarihçiler birbirileriyle çelişkiye düşmektedirler. Örneğin tarihçi Montesinos doksan dokuz İnka İmparatoru olduğunu ve dolayısıyla bu uygarlığın Milattan önce kurulduğunu söylemekte, oysa tarihçi Cieza sadece on üç İmparator saymaktadır. Bu bilgi doğruysa Pizarro’nun öldürttüğü son İmparator Atahualapa ile İmparator sayısı on dörde yükselmektedir. Bu durum esas alınırsa İnka İmparatorluğu’nun XI. Yüzyılda kurulduğuna inanmak gerekir.

Büyük İmparator Pachakutek’in 1420 de tahta çıktığı ve İnkalar’ın daha yükselmesini sağladığı bilinmektedir. Pachakutek İnka İmparatorluğunun yasa ve kurallarını gözden geçirip değiştirmiş, inanılmaz yenilikler yapmıştır. Bu İmparatordan önce İnkalar’ın Titikaka gölü yanındaki Cuzco kentiyle bunu çevreleyen yüksek topraklarda yaşadığı anlaşılmaktadır. Denizden 3747 metre yükseklikte kalan Titikaka’nın (Titi İnka dilinde Jaguar ya da Pars, Kaka ise kaya demektir) eni en geniş yerde altmış mili, boyuysa yüzyirmi mili bulmaktadır. Bu gölün çok derin olduğu da bilinmektedir

Pachakutek, Tupak Yupanki ve Wainya Kapak’ın İmparatorlukları sırasında, yani yüzyılın içinde İnka’lar bütün Peru’yu almış bugün Ekvator adı verilen Quito krallığını ele geçirmiş, Güney’de de Şili’ deki Maule nehrine kadar dayanmıştır. Ekvator’u ele geçiren Wainya Kapak, Pizarro’nun Peru’ya ayak basmasından sekiz yıl önce ölmüştür.

Efsaneye göre İnka İmparatorluğunu kuran Manko Kapak aynı zamanda “Con Ticci Virococha” yani Dünyayı yaratan Tanrıdır. Böylece İnkaların Manko Kapak adıyla bilinen ilk İmparatora tapmaları doğal sayılabilir.

İnka İmparatorları başka ülkeleri ele geçirdikleri zaman önce tapınaklardaki Tanrı heykellerine el koymuşlardır. Bu Tanrı heykelleri Cuzco’daki Güneş tapınağına ve diğer tapınaklara yerleştirilmiştir.

Sosyo-Ekonomik Durum

İnka İmparatorluğunun topraklarında Klan diyebileceğimiz Ayllular bulunmaktaydı. Ayllu’lar aynı soydan gelen kimselerden oluşmuştu. Toprak ve mal ayllu’ların yani ailelerindi. Ayllu’nun her kişisi bu mala ve toprağa ortaktı. Aile geliri kişiler arasında eşit olarak bölüştürülürdü. Toprak hiçbir zaman bölünemez ya da tek bir kişiye verilemezdi. Ayllu’nun reisi ailenin her kişisine ekmesi ve sürmesi için belirli bir toprağı ayırırdı. Her şeyde Ayllu reisinin sözü kesin olarak kabul edilirdi.

Bu Ayllu’ların birçoğunun bir araya getirilmesinden de küçük eyaletler veya devletler oluşturulmuştu. Her eyaletin başında da Kuraka denilen bir reis bulunurdu. Bir eyaleti yöneten Kuraka daima adil davranır ve Ayllu’ların özel işlerine de karışmazdı. Sadece bütün Ayllu’ların kendisine saygı göstermesini isterdi. Aileler Kuraka için de kendi topraklarından küçük bir bölümü sürüp ekerlerdi. Kurakalar toplanan ürünleri İmparatora gönderirlerdi. Bu bir tür vergiydi; ancak bu vergi, ailelerin kendileri için yetiştirdikleri üründen değil, devlet için ektikleri topraktan alınırdı. Ayrıca Kurakalar için ekilen topraklardan alınan ürün ikiye ayrılırdı. Bunun bir kısmı Güneş Tanrısına gönderilirdi. Böylece Baş Rahip ve öteki Rahipler bunu alırlar ve tapınaklara bakarlardı. İkinci kısım da İmparatora verilirdi. İmparator bu gelirle yüksek rütbeli kimseleri ve Askerleri beslerdi. Güneş Tanrısıyla İmparatorun hissesi olan tahılları koymak için dev ambarlar yapılmıştı ve bu ambarlara konulan tahıl yıllarca yetecek kadar çoktu. Bir kuraklık ve açlık tehlikesi belirince bu ambarlar açılır ve bütün İnkaların biriktirilmiş tahıldan yararlanması sağlanırdı. Onun için İnka İmparatorluğunda açlık denilen şey bilinmezdi. Patates yetiştirmesini İnka çiftçileri bulmuşlardı ve yabani bitkileri yenecek sebze haline getirmesini de iyi biliyorlardı.

Yasalar çalışma konusunda da adildi ve hiçbir insan kendisiyle eşit olan diğerlerinden fazla çalıştırılmazdı. Bunu kendisi istese bile izin verilmezdi. Çünkü bir insanın da ancak diğeri kadar kazanması gerekliydi. Her erkeğin ömrü belirli devrelere bölünmüştü. Her devrede ona gücüne göre iş verilirdi. Köylü ya da İşçi altmış yaşına gelince emekliye ayrılır ve ondan sonra kendisine İmparatorluk bakardı. Bu arada evlilik konusunda da yasalar vardı. Köylüler ve İşçiler belirli bir yaşa kadar istedikleri eşi seçmek zorundaydılar. Eğer belirli bir yaşı geçip bekar kalırlarsa yönetiçiler onları zorla evlendirirdi. Yine yasalar herkesin neler giyebileceğini belirlerdi. Bütün klanlar zorunlu olarak su yollarının yapımında çalışırlardı. Guano denilen bir kuşun pisliği toplanır ve bu tarlalarda gübre olarak kullanılırdı. Ticaret yasaktı ve her eyaletin kendi olanaklarıyla geçinmesi şarttı. Bu arada loncalar da vardı. Zanaat babadan oğula geçerdi. Bir zanaat seçmiş olan bir ailede bütün erkeklerde aynı alanda çalışırlardı. Zanaat değiştirmek de yasaktı.

Altın ve gümüşün çoğu İmparator, saraylılar ve rahiplere sunulurdu. Lamaların tüyünden yapılan vicuna yünü kumaşlar da yine onlarca giyilirdi. İnkalar Lamaların et, süt ve yününden yararlanmışlar ayrıca tekerleği bilmediklerinden Lamaları koşumda değil yük taşımada kullanmışlardı.

Sadece İmparator ve soylular istedikleri kadar eş alabilirlerdi. Öteki sınıftaki erkeklerin birden fazla evlilik yapmasına izin yoktu. Büyük uygarlığın belirli bir yazısı olmadığı da iddia edilir. Fakat bunun doğru olmadığı anlaşılmıştır. Halk renk renk sicimlere atılan türlü düğümler sayesinde haberleşirdi. Quipa dili denilen düğümlü sicim usulü çok yaygındı.

Devlet madenlerinden çıkarılan altın, gümüş ve bakırların çoğu İmparatora verilirdi. Usta kuyumcular bu altın, gümüş ve bakırdan eşsiz sanat eserleri yaratırlardı. Klanlara da bu değerli madenlerden belirli bir miktarda verilirdi.

Bugün bile rahatlıkla kullanılabilecek durumdaki İmparatorluğu baştan sona kateden harikulade ve muntazam yol ağının yanı sıra, İnkaların gizli tünellerinden de sık sık söz edilmektedir. Hem de bu tünellerde altın ve mücevher olduğu da belirtilmektedir. Bu tünellerin Güney Amerika’ nın bütün bölgelerini birbirine bağladığı da sanılıyor.

Harika Mimarlık Örneklerinden Biri: KAYIP KENT MACHU PİCCHU

İnkaların en önemli kenti başkent Cuzco’ydu. Bunun yanında da savaş sırasında 50.000 kişiyi barındırabilecek büyüklükte Sascahuaman kalesi bulunuyordu. İspanyollar Peru’yu ele geçirdiklerinde Machu Picchu kentinin (eski kent ve bulutlar kenti de denir) de adını duymuşlar, ama yerliler bunun yerini de hiçbir zaman açıklamamışlardır.

Machu Picchu dorukları kar içindeki ve bulutların arasında kaybolan And Dağları’na yaslanmış bir kenttir. Bugün Machu Picchu’yu ziyaret eden turistler bile bu yüksek dağ havasına alışabilmek için önce 1-2 gün civardaki otellerde dinlenmekte, ancak ondan sonra bulutlar kentini dolaşabilmektedirler. İnsan vücudunun zor alıştığı ve baş döndüren bu dağ havasında 5-10 ve hatta 20 tonluk beyaz granitler nasıl taşındığı, kesilip işlendikten, cilalandıktan sonra surlar, teraslar, tapınak, sarayların nasıl yapıldığı kesin olarak bilinmiyor. Üstelik İnkalar da Aztek ve Mayalar gibi tekerleği bilmiyorlardı.

Bültenimizi; Filozof Jorge A. Livraga’nın “Teb” isimli kitabından yaptığımız aşağıdaki alıntıyla sonlandırıyoruz:

“İnsanlığın geçmişiyle ilgili konulara ihtiyatla yaklaşmamız gerekir. Zira geleceğe ait sayısız belirtilere ve olaylardan mantıksal sonuçlar çıkartabilmemize rağmen, ilerde olacakları bilmemize engel olan bir sis perdesi bulunduğu gibi, geçmişteki şekilleri kaplayıp onları bulanık ve anlaşılmaz kılan bir diğer örtünün varolduğunun da bilincindeyiz.”

Yeni Yüksektepe Bakırköy – Ptah Atölyesi

Kaynaklar:

http://es.vikipedia.org/wiki/Tumi;

Rupert Furneux, Ancient Mysteries;

Jorge Angel Livraga, TEB

2016-12-12T20:51:31+00:00