Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Ve Astroloji

Ve Astroloji

Ve Astroloji

Astroloji, yıldızların diğer varlıklar üzerindeki etkileri ve onlarla ilişkileri üzerinde çalışan eski bir bilimdir.

Bununla beraber bütün çağlarda mükemmel şekilde hüküm süren bu bilimin bir analiziyle başlamak yerine, astrolojik etkilerin nedeni hakkında konuşmayı, bunlar üzerinde keşiflerde bulunmayı ve bu etkileri en iyi şekilde nasıl değerlendirebileceğimizi düşünmeyi denemeliyiz. Astrolojinin göz önünde bulundurmak zorunda olduğumuz ana özelliklerinden biri, evrensel karaktere sahip olmasıdır. Bu bilimin dayandırıldığı yasaya somut olarak “Karşılıklar Yasası” diyoruz. Bu yasa gereğince, evrenin bütün unsurları koordinasyon halinde bulunmaktadır. Bu yasa, evrenin yaşamsal organlarının birbiriyle bağlantıda ve sıkı bir sistem içinde oldukları inanılmaz “Makrobios”u oluşturur.

Eğer bütün evren bir temele ve bu temelin yasalarına göre düzenlenmişse, bu düşünce astrolojinin anlamının gerçek değerini çok iyi ifade eder. Zira birbirine benzeyen ve birbiriyle harmoni oluşturan varlıkların karşılıklı etkileşim halinde olması mantıklıdır.

Neden bütün evrene hükmeden tek ve aynı olan bir yasa olmak zorunda? Çünkü evren tek bir kaynaktan çıkmaktadır, bundan dolayı genel kurallara uymakta ve aynı enerjiler tarafından beslenmektedir.

Eğer evreni güçlü bir şebeke olarak tasvir edecek olursak; bu şebekenin ağları enerjetik dalgalara çarpacak ve böylece şebeke düğümleri sadece ortak unsurlarda değil, aksine karşılıklı bağlantıda bulunan unsurlarda da oluşacaktır: Bir noktanın durumu, diğer bir noktanın durumunu gösterebilir.

ASTROLOJİ VE KARMA

(Karma: Etki ve Tepki)

Bilgelik adına, hiçbir zaman gök cisimlerinin insanların ve halkların yaşamını tamamen belirlediği söylenmedi. Gök cisimleri, “Karşılıklar Yasası”ndan dolayı insanların ve halkların hayatında ne olduğunu ve ne olacağını anlatır.

İnsanlar ve uygarlıklar zaman zaman yükselirler ya da düşüşe geçerler; görünüşte bunda çok mantıklı ve akla yakın sebepler vardır.

Gök cisimleri “karmik” olarak etkide bulunmazlar. Karma, gök cisimlerinden daha çok bir ifade aracı olarak yararlanılır. Bir çocuk belli bir anda doğduğunda kendi özel karakterini bundan dolayı kazanmaz, çünkü belirlenmiş bir durumda doğmuştur. Buna karşılık çocuk doğduğunda, (yeni bilimsel kavramlarla söylersek) doğmayı seçtiğinde, gök cisimleri kendi yeteneğinin gelişimi için ona en uygun koşulları sunan ve en uygun karakterini gösteren belli bir düzendedir.

ASTROLOJİ VE DEVİRLER  

Önceki anlatılara göre varlıklar (insanlar ya da halklar), kendi kaderlerini bireysel ya da tarihsel devirleri aracılığıyla yerine getirmiştir ve bu az ya da çok ayrıntılı olarak devirlerde kaydedilmiştir.

Tarihin basit analizi, belirlenmiş devirlerin değişmezliğini incelememize olanak verir. İnsanlar ve uygarlıklar zaman zaman yükselir ya da düşüşe geçer, görünüşte bunda çok mantıklı ve akla yakın sebepler vardır.

Bu devirler, yükselişlerinde ve düşüşlerinde evrimle sıkı sıkıya bağlı, her biri gerekli basamaklar olan derinlerdeki sebeplere uymaktadırlar.

Ama eskiler, “Doğanın Kitabı”nda bu devirlerin gelişini okumayı öğrenmiş (astroloji) ve öngörüsü yüksek yetenekli kişiler aracılığı ile bize aşağıdakileri ulaştırmıştır:

  • Bilinen felaketlerden kaçınmalı ya da onları önlemeli;
  • İYİ zamanları doğru şekilde kullanmalı;
  • Ya da en kötü durumda ölebilmeli ama neden olduğunu bilerek.

Bugün bu bilgiler kaybolmuştur, hattaözellikle hayatın “bir” olduğu anlayışının ortadan kalktığı yerlerde artık devirlere inanılmamaktadır. Tarih, çizgisel olarak ve başarı açısından sürekli yükselişte olarak kabul ediliyor; sadece insanların gücüne güveniliyor ve insan daha öncekilere oranla daha yalnız ve üzgün yaşıyor.

Bugün artık eski astroloji kabul edilmiyor, astrolojinin eskisi gibi var olması istenmiyor. Buna rağmen bilinçsizce fakat birçok şekil altında araştırılmaya devam ediliyor. Dini bakımdan hiçbir şeye inanmayan insan bile yolunun onu nereye götüreceği merakını yenemiyor. Bu insan, evreni bir tesadüfi oluş olarak gördüğü halde, gerek kendi gezegenini gerekse daha büyük bir alanda kendisini çevreleyen evreni tanıma ihtiyacı duyuyor. Yakın zamanda eski astrolojinin yerine “daha bilimsel bir bilim” ortaya çıkmıştır. Bu bilim, doğrudan sözlü olarak aktarılan eski bilgelerin bütün bilgilerini, kesinleşip kesinleşmediğini, soyut tanımlarla örtbas edilip edilmediğini matematiksel olarak kanıtlamak yoluna gitmiştir. İstatistik, kaderden daha yüksek bir noktaya konmaktadır. Biyoloji, astrolojiden daha büyük bir ilgi uyandırmaktadır. Uzayı fethetme planı veya bilmediğimiz dünyalar ve varlıklar karşısındaki korku nedeniyle astrolojiye ilgisizlik doğmaktadır.

İçinde bulunduğumuz zaman (yıldızlarda da gözüken), insanın hem içinde hem de dışında Tanrıların öldüğü kaçınılmaz bir devirdir. Sembol ve şiir, güncel kavram repertuvarında artık bir yere sahip değildir, bunların yerini sayıların kuruluğu almıştır. Burada, kaderin zengin sayıdaki paradokslarından biri görülmektedir: Eski astroloji, bir taraftan daima sert bir şekilde eleştiriliyor ama diğer taraftan açıklanamayan görüş birliklerine, büyük ölçülerde simyacıların ve astrologların dikkate alınmayan prensipleriyle varılıyor.

Bu durum bir “akıl krizi”ortaya çıkardı: Devam eden eleştiri, değişmez değerlerin ümitsiz arayışından başka bir şey olmayan bir irrasyonalizme yol açtı.

GEZEGENLERİN DEVİRLERİ

Astrolojiye göre gezegenlerin hareketi, gökyüzünde bazı devirleri tanımlar. Bu hareket, dünyasal bazı durumları anlatarak Dünya’ya yansır.

Günlük gazetelerden ya da sokaklardan aldığımız haberler, bizi alelade anlarda şaşkınlığa iten yenilikler, göklere de damgasını vuran toplumsal öğelerin bir oyununa itaat eder. Bugünün felsefesi, dini, sanatı ve bilimi, yıldızların gidişatındaki matematik gibi değiştirilmez bir şekli ortaya koymaktadır.

Medeni dünyamızın çöküşü, yıkılanın inşa edilen üzerindeki hâkimiyetinin değişmez bir şekline sahiptir. Günlük görünümde inşa etmenin sonsuz sayıda olduğunu görmemize rağmen aslında “son şarkı”yı dinliyoruz.

Ancak bu çöküş devri, tarihin gidişatında yegane bir olay değildir. Bu, çok daha önceden, farklı zamanlarda ortaya çıkmış ve ileride de meydana gelecek, bilinen gök cisimlerinin çakışmasının doğal ve yeni bir ifadesidir. Böyle astronomik görüntüler kendi doğal şartlarında mekânsal ve zamansal başlıklarda devirsel olarak tekrarlanmaktadır. Bunlar evreni örmüş aynı ağın iplikleridir, tarihsel devirler tekrarlanmaktadır.

Astrolojide “gezegensel devir”, biri hızlı diğeri yavaş hareket eden iki gezegenin burçlar kuşağında dairesel yaptığı geçişin ölçü birimi olarak tanımlanmaktadır. Bu, adı geçen gezegenlerin birbirini takip eden iki karşılaşması ya da kavuşumu arasındaki aralıktır. Örneğin Ay’ın devirleri; iki yeni ay ya da Güneş’in ve Ay’ın kavuşumlar arasındaki zaman aralığı gibi.

Bizim tanıdığımız gezegenlerde 45’ten fazla devir meydana gelir, bunların devam edişinde en hızlı oran Ay’dan en yavaş gezegen Plüton’a kadar, bir ay ve bir buçuk yüzyıl arasında değişen çok çeşitli gezegensel ritimler vardır. Bununla birlikte devirler arasında her ferdin kaderini zorlaştıran çatışmalar ve engeller bulunmaktadır.

Bu durumda aşağıdakileri söyleyebiliriz:

  • Uranüs devirleri, politikanın şiddet dolu genişlemesini, ilhak etmeyi, radikal reformları ya da otorite sistemlerini gösterir.
  • Neptün devirleri, politikanın kolektif şekillerini, görünüşlerini işaretlerle bildirir.
  • Plüton, son zamanlarda keşfedilmiş yabancı olduğumuz bir gezegendir ve ismi bize hatıralardan gelen ve fazla tanımadığımız bir Yunan tanrısıdır.
  • Her yavaş gezegen (Uranüs, işareti Kova; Neptün, işareti Balık; Plüton, işareti Akrep) birçok ulus ya da bir ulus üzerinde hüküm sürer ve onları özelliklerinin kendilerine has dizini ile etkiler.

Uranüs ABD’nin gelişimini göstermektedir: “Hümanizm” ve “Liberalizm”. Bilim, teknoloji, uzay seyahatleri, hızlı gelişmeler, iyi ve kötü olarak zenginlik.

Neptün, Sovyetler Birliği ile ilişki içindedir. Kova zamanıyla ilişkilidir ancakKova’ya değil ama Balık zamanına uygun bir sosyalizmi belirtmektedir. Bütün yaratıkların boş inancının temelini teşkil eden dünya çapında yardım prensibine dayanan oldukça tipik bir komünist Mesihlik.

Plüton, Çin ile, Çin halkının savaşçı duygularıyla, atom çağı ile ilişkilidir. Plüton burçlar kuşağı işaretlerinin her biri sayesinde, dolaşımının her yirmi yılında bir ortaya çıkan hastalıklar ve bu hastalıkların sebepleri üzerinde hüküm sürmektedir.

GÖKYÜZÜNÜN GÜNÜMÜZDEKİ DURUMU

12 adet burç olduğunu bilmekteyiz. Bunların sembollerini çiftler olarak gruplandırabilir, birbiri ile karşı karşıya koyup inceleyebiliriz. Bu çiftlerin, her ikisinin özellikleri hem zıttır, hem de birbirini tamamlar.

Bu işaret çiftlerinden son derece önemli özellikleri olan iki tanesini vurgulayabiliriz ki, bunların pozisyonları sayesinde bir medeniyetin durumuna açıklık getirilebilir. Dünyanın pozitif çağlarında (Altın, Gümüş hatta Bakır çağlarında) işaret çiftleri aşağıdaki pozisyonlarda bulunmuştur. Bu durumda yengeç çocukluğu, niceliği, halkı sembolize eder. Buna karşılık oğlak, yaşlılık ve yalnızlıkta durmakta; bununla birlikte herkesin yararına kullanılması gereken tepe noktasının yalnızlığındaki politik gücü tanıtmaktadır. Bu tepeye refakatsiz çıkıldığında, zirvedeki tanrıyla bir diyalog kurulamaz. Oğlak’ın gezegeni olan Satürn, Koç’un gezegeni Mars’ın desteğiyle iktidar ve bilgi ile özetlenir ve doğuda bulunmaktadır. Yani yükseliştedir.

ASTROLOJİK SİMGELER: ARKETİPLER (İLK ÖRNEKLER) VE KARAKTERİSTİKLERİ

SİMGE/GEZEGEN

ARKETİP (İlk Örnek)

ÖZELLİK

AMAÇ

HATA

Koç –

MARS

HERAKLES

Şövalye

PERSEFONE

Cesaret

Enerji

EREDEM

Sabırsızlık

Acelecilik

BOĞA

VENÜS

ENKİDU

Arkadaş

Tasarımcı

Sadakat

Çalışma

Güç

Yapıcılık

İnatçılık

Ağırlık

Zevk Düşkünlüğü

İKİZLER

MERKÜR

TESSEUS

KOUROS

ULYSSES

DIOSCURES

KABİRES

Uyumluluk

Karşılıklı İlişki

Zeka

Gençlik

Kararsızlık

Yüzeysellik

Sinirlilik

YENGEÇ

AY

ARTEMİS

PENELOPE

Anne/Eş

Duyarlılık

Süreklililk

Kök salma

Doğurganlık

Pasiflik

Alınganlık

ASLAN

GÜNEŞ

MENES

ARTHUR/ANAX

Kral

Yürütme Gücü

Otorite

Cömertlik

Krallık

Zafer

Tiranlık

Hoşgörüsüzlük

BAŞAK

MERKÜR

KORE

ATHENA

Vestalar

Seçme gücü

Ustalık

Hizmet

Özveri

Eleştiricilik

Akılcılık

TERAZİ

VENÜS

DEMETER

PSYCHE

VENUS URANİA

ANUBİS

Dişilik

Anlama

Uyum

Güzellik

Adalet

Kararsızlık

Uzlaşma

AKREP

PLÜTON

MARS

SAINT MICHEL

ACHILLE

GILGAMIŞ

Kahramanlık

Mücadelecilik

Dönüşm

Yeniden Canlanma

Tahrip etme

Sonlandırma

YAY

JÜPİTER

MİTHRA

CHIRON/PİSAGOR

HADRIAN/JASON

DON KİŞOT

Gezgin/Yasa Koyucu

İmparator

İyimserlik

Uzak görüşlülük

Gelişme

Düzen

Adalet

Ütopyacılık

İdealizm

Kaçma

OĞLAK

SATÜRN

MİNOS

AUGUSTUS/

Marcus Arelius

SAİNT BERNARD

Çileci/Keşiş

Adil Güç

Kendinin efendisi

İstek

Bilinç

Güç

Katılık

Soğukluk

KOVA

URANÜS

SATÜRN

MERLİN

GANİMEDES

Büyücü

Uyanıklık

Sentez

Değişim

Uyum

Zıtlıklar

Sertlik

Bağımsızlık

İzole oluş

BALIK

NEPTÜN

JÜPİTER

SHİVA

DIONYSOS

Şaman

Merhamet

İnsancılık

Telaş

Mistik

Esrime

Alıcılık

Baskıcılık

Günümüz uygarlığı, kendi Kali Yuga’sında (Kali Yuga: Sanskritçe bir kelimedir. Hint felsefesinde insan evriminin dördüncü çağıdır; karanlık veya demir çağı olarak adlandırılır, şu anda içinde bulunduğumuz zaman 432.000 yıllık bir süredir) bu geleneksel semanın tam tersi bir görüntü vermektedir.   Bu uygarlığın son zamanları, Terazi’nin egemenliği altındadır ve ayakucundan başucuna kadar doğuda yükselişte olan Terazi, Yengeç’in yerini alacaktır.

Eski Çağ:

Günümüz (Şimdiki Çağ)

Oğlak’ın Değerleri

Yengeç’in Değerleri

İstikrar

İstikrarsızlık

Birlik

Çeşitlilik

Birinin Hakimiyeti

Halkın hakimiyeti

Güce kaba kuvvetle ödül verilmesi

Güce sözle ödül verilmesi

Gücün zamanla kullanımı

Gücün zamanla yıkılışı

Ellerdeki silahlar birinin kutusunda

Ellerdeki silahlar herkeste

Hiyerarşik olarak ayrılmış sınıflar

Sınıf kavgaları

Geleneğin sürekliliği

Sürekli devrim

Süreklilik

Değişim, kaybolma

Saygı

Ayaklanma

Gerçeklik

Yalan

Sorumluluk

Sorumsuzluk

Denize çıkan dağlar

Denize bakan dağlar

Dolayısıyla bu düşüşte üstünlüğe sahip olan ülke, Terazi’nin yükselişi ve Yengeç’in en üst noktaya gelişi ile yürüyecektir: Çin örneğinde de böyle olmuştur.

Daha önce belirttiğimiz değerlerin ters gösterimi olarak da yorumlayabileceğimiz astrolojik işaretlerin bu akışları, farklı uygarlıkları birbirinden ayırt eder.

Değerlerin bu tersine dönüşümü, kavramdaki bir dizi hataları ortaya koymaktadır. Yanılgılardan biri, uygarlığımızın yaşadığı krizin demir çağı ya da Kali Yuga’nın sonu anlamına geldiğine inanmaktır. Diğer bir yanılgı ise gelecek olan Kova Çağı’nın Kali Yuga’dan sonraki altın çağların başlangıcı olarak gösterilmesi sanısında yatmaktadır.

Şunu açıkça söyleyebiliriz ki yaklaşık 2 bin yıl süren kova burcu çağı çok uzun olan Kali Yuga’nın sadece bir bölümünü kapsamaktadır. Tabi ki Kali Yuga’nın içeriğinde iniş ve çıkışlara karşılık gelen mikro devirler bulunmaktadır. Bizim şu andaki düşüşümüz bir menteşe veya bir dönüm noktası, düşüşümüzü telafi edecek bir zamanla ilişkilidir. Bütün bunlar, geleneksel kronolojide daha binlerce yıl boyunca yaşayacak olduğumuz “Kara Çağ”da her defasında meydana gelecektir. Bu menteşe zamanında, bütün değişiklikler büyük bir yoğunlukla algılanır. Böylece yaşam değerlerinin zıtlıkları ve buluşmaları daha güçlü hissedilir.

DEMİR ÇAĞINDA GÜNÜMÜZ ÇÖKÜŞÜNÜN ÖZELLİKLERİ

Bu yazıda var olan birçok özelliten en göze çarpanlarını ele alacağız.

Zamanın hızlanması: Her çöküş zamanlarında her şey hızla düşer. Bu hızlanma, bir genişlemenin aldatıcı ve hatalı görüntüsü altında kısa bir sürede görünür. Daha evvel de belirtiğimiz gibi bu “Son Şarkıdan” başka bir şey değildir. İnşa ettiğine inanan insan, tam tersine kendisini çevreleyen doğayı hızla yok etmekle uğraşmaktadır. Bu, ölmek üzere olan bir kimsenin ne kadar hasta olduğunu fark etmeden, durumun ciddiyetini kavramadan güçlerini tam olarak yitirdiğinde yataktan kalkmaya çalışması gibidir.

Değerlerin tersine dönüşü: Astrolojik sembollerin tersine dönüşü Satan Mitosu’nun, “daima başkaldıran, düşmüş melek”’in yeni bir anlatımında ortaya çıkıyor; düşmüş melek ilahi olandan uzaklaşmaya isyan eder ama fark edilmese de bu uzaklaşma evrim planında gereklidir.

DEĞERLERİN TERSİNE DÖNÜŞÜNÜN BAZI GÖRÜNTÜLERİ

Tersine dönme, basitçe bu değerlerin zıtlığında ifade edilir. Bu zıtlık gece ve gündüz, yapma ve yıkma, iniş ve çıkış devirlerinde aynı şekilde ortaya çıkar.

  • Hiyerarşi çokluğa karşıdır. Önceleri önemli bir beklenti ölçütü olarak incelenen kalite yerine, bugün niceliğin yasası hüküm sürmektedir. Çokluk, Gerçek olanı yalnızca sayıları sayesinde eziyor. Düşünmeden çok konuşanlar, bilenlerden daha fazla olduğundan bilgelik kanılar tarafından gölgelenmektedir. Bununla birlikte günümüzde hüküm süren kanılar, gerçeklikte bir kez bile var olmamıştır. Platon’un bize öğrettiği gibi kitlelerin kanıları bile, mağaraların sahiplerinin karanlığı tarafından yönetilir.
  • Tanrı’nın inkarı, tüm hiyerarşinin prensibidir.
  • Eşitlik ve özgürlüğe sonsuz övgüler yağdırılır. Bir konuda ne kadar konuşulursa, o konuya o kadar az hükmedildiğine dikkat edilmez. Ve bu nedenle konudan belirsiz bir şekilde bahsedilir. Diğer insanlara onların eşitliğinden ve özgürlüğünden söz edenlerin büyük bir çoğunluğu  köle yada eşit olmayan insanlar değildir.. Tutkularının ve içgüdülerini kölesi olmuş bir dünyada yaşıyoruz. Nietzche’nin dediği gibi “Düşüşte olan acıma ve bozulmuş olan eşitlik, ahlaksızlığın en kötü şekilleridir.”
  • Haberleşmeyen iletişim araçları: Teknolojik doygunlukta gecikmiş bir mektup göndermek, kişisel bir ziyaretten daha çok tercih ediliyor. Bunun yanında birçok gün hatlardaki sorunlardan dolayı telefon etmek mümkün olmuyor, uçaklar da arabalardan daha fazla gecikebiliyor. Bunlar teknik unsurların eksiği değil; uygulanan insani sistemlerden kaynaklanıyor.
  • Daima mutsuzluk: İnsanlar ne toplumda uygun yerlerini bulabiliyor ne de kendi doğal sorumluluklarını gerçekleştirebiliyor.
  • Değişkenlik, ilerleyişle özdeşleştiriliyor. Yapılan işlerin bütün türlerinde eksik olan sürekliliktir. Çünkü bilinen şudur ki değişim, yapılan işleri silecektir. Sürekli bir devrime yansımış devamlı bir değişiklik var. Bu değişkenlik, doğal olarak çoğunluğun ve kanıların hakimiyetinden ortaya çıkıyor. Kitlelere periyodik olarak danışmak gerekiyor. Çoğunluk, kitleler gibi dişil karakterlidir yani değişkendir; sık sık değişen fikirlerin sonucu da devam eden bir kaos ve anarşi söz konusu olur.
  • Sanatsal duyarlılıkta olduğu gibi dilde, ahlakta, geleneklerde ve adetlerde de bir çöküş var. Platon’un açıkladığı gibi bu çöküş, devletlerde de meydana gelmekte; Platon diyor ki “Bir ülkedeki kriz, o ülkedeki doktorların ve avukatların çokluğundan anlaşılabilir.” Lao Tse şöyle söylüyor; “Ölmek üzere olan imparatorluklar, sahip oldukları sayısız kanundan belli olur.”

PLÜTON ÇAĞI

Gelecekteki altın çağı konuşur gibi kova zamanını konuşmak yerine, kısaca kendine has özellikleri üzerinde duracağımız Plüton Çağı’nı ele almak daha uygun olacaktır ki, bu yıldız günümüz gökyüzünde kendini açıkça belli etmektedir.

Plüton Akrep’e hükmederken bunun zıddı olan Boğa’ya karşı çıkar, bunlardan biri ölümü, diğeri de maddeyi simgelemektedir. Öyleyse biz radyoaktivite ve havanın zehirlenmesi ile maddenin ölümü ile karşı karşıyayız. Şu anda öyle bir güç oluşuyor ki, maddeyi atomlarına ayırıncaya kadar kendi özü içinde parçalıyor. Plüton büyük olasılıkla en son olarak atom enerjisinin keşfedildiği 1930 ve 1931 yıllarında dünyamızdan yeniden görülmüştür.  Plüton ve onun işareti olan Akrep, yıkımı sembolize etmektedir. Plüton daha önce fark edilmeden ve karanlık bir döneme yol açarak zirveye tırmanmıştır. Bilgeler geri çekiliyor ve öğrencilerini bu çöküşe hazırlıyor. Bize hayatta kalabilme, inşa etme öğretiliyor. I Ching (Çince değişimler kitabı) diyor ki, “Öyle bir zaman gelecek ki, zeka içimizde saklanmak zorunda kalacak” yani sağlıklı insan usu bu dünyada yer bulamayacak.

PLÜTON’UN GÖRÜNÜŞLERİ  

Plüton evrenin genel ikiliği içinde negatif ve pozitif faktörler içerir:

Pozitif olanlar;

  • Gücün ve yaratıcılığın kaynağıdır. İnisiasyonların, gizemlerin, peygamberlik ve hocalara götüren güçlerin, eşiklerin efendisidir.
  • Ölmüş olanların ruhlarıyla, yani varlık olmuş her şeyle ilişki kurabilir.

Negatif olanlar;

  • Yolsuzluk, kirlenme
  • Kara büyü ve ölümün yakıcı güçleri
  • Cinsellik

Kali Yuga’da değerlerin tersine dönüşü, Plüton’un bütün negatif görünüşlerine üstünlük sağlamıştır. Bunun sonucunda kendimizi şiddetin, erotizmin, yolsuzluğun hızlı artışı ile yüz yüze buluyoruz. Gençlik nereye gittiğini bilmeden bilinçsizce başkaldırıyor. Ve bu arada bugüne kadar kabul edilmiş hayat düzenini reddediyor. Protestolar, insanları bölen partiler gündelik olaylar halini alıyor, bir sınıfın ilkeleri devletin üstüne çıkıyor.

Plüton’un en tipik ve en tehlikeli görünüşlerinden biri olan kişilik, fiziksel, psikolojik ve entelektüel alandaki kirlenmeyedikkat etmeliyiz.

Zodyak’ın seksüel ekseni daha önce belirttiğimiz gibi bir çift zıt işaretten oluşmuştur: Akrep (üreme, cinsiyet), Boğa (ağız, tüketim, madde, tahıl). Bu eksen hem dünya çapında hem kişisel alanda etkili olmaktadır. Plüton, akreple birlikte doğanın kirlenmesine yol açacak durdurulmaz bir arzuyu temsil eder ve Boğa’nın maddesi olarak ifade edilir.

Yolsuzluk, kirlilik, zehirlenme hakkındaki istatistikler korkunç… Su kirliliğini, deniz üstündeki yağ tabakasını, fabrikaların ve araçların zehirli gazlarını, tehlikeye maruz kalan flora ve faunayı, yok edilemeyen plastik üretimini ve buna benzer şeyleri her yerde duyuyoruz. Duyulan rahatsızlıktan dolayı oluşan dalgada, yolsuzluğu da içine alan maddenin gücünün, Boğa’nın etkisiyle son bir kez ayaklanmasını görüyoruz. Boğa ile Akrep karşılıklı savaş halindedir.

Freud’un psikanalizinin uygulanmasında, Comte’un ve pozitivizmin ortaya çıkmasında, Marks’ın para ve zenginliğin temelindeki insan ilişkilerini ifadesinde Boğa’nın etkisini hayretle görüyoruz. Aşağıdakiler yukarıya yöneliyor, bilinçaltı ortaya çıkıyor ve İnsan seçim ve karar verme gücünü kaybediyor; bütün bunlar ağız ve cinsiyetin öğretisidir.

BİR SİKLUSUN SONU VE DİĞERİNİN BAŞLANGICI  

Propaganda, günaha sevk eden acımasız bir alete dönüştürüldü; üstelik fazlasıyla sahte tüketim ihtiyaçları yaratıldı. Genel olarak bu ihtiyaçların giderilmesi imkânsızdır. Memnuniyetsizliğe bir adım daha yaklaşmış olan insan, kaçış yolu olarak ya unutmak için uyuşturucu kullanıyor ya da yıkmak için isyan ediyor.

Nüfus artışı yanında ciddi bir tehlike daha getiriyor ki, biz bu yığılmanın çoktan beri bilinen psikolojik ve ruhsal kötülüğünü kısaca ele almak istiyoruz. Diğer yönlerden ve fiziksel yönden yaşam alanının küçülmesi, dünyanın ısınması, buzların erimesi, dünyadaki büyük jeolojik hareketler, iklimsel değişiklikleri tahmin etmedeki yetersizlikler, denizlerin ve kıtaların yeni dağılımı açık bir şekilde karşımıza çıkıyor. Tek kelimeyle karşımızda yeni bir Atlantis duruyor.

Bununla birlikte büyük yalana da değinmek zorundayız. Yalan hayat dizginlerini ele geçirdiğinden beri, her şey tersine dönüyor. İlk yalana cevap olarak yeni yalanlar ortaya çıkıyor. Bugün birçok yalan vaatlerle dünyalar fethedilmiştir. Daha çok fazlalık, daha çok “Plüton”, daha çok zenginlik… Ancak bütün bunlar ölümün gerçeğiyle var oluyor ve gerçek zenginlik maddeden çok diğer kaynaklardan geliyor.

Büyük yalan, aklı ve sözü kayboluşa götürecek. Temiz değerler gösteren yeni çağ, Yeni Dünya gelinceye kadar, karışıklık ve şiddetin yeni bir Babil Kulesi’ni ortaya çıkaracaktır.

Akıl adına bize Tanrı’nın öldüğü söylendi. Bugün de akıl öldü. “Dünyayı yöneten ve ona rehberlik edenler, dünyayı açıklamada bile başarılı olamayan entelektüeller değil, bir ideale inanan ve önyargısız olarak bunu gerçekleştirmeye çabalayan, istek ve inançla donatılmış kişilerdir.” Bu sözler, takma adla imza atan, adını bile bilmediğimiz bir yazarın kitapçığından bir alıntıdır. Fakat bu kitapta, bizim sık sık üstünde durduğumuz, olmasını istediğimiz yeni ve daha iyi insana bir benzerlik ve “Acropolis” idealine bir yakınlık olduğunu hissetmekteyiz.

Bu kelimelerde, suni akıl ölmüştür. İnançlar ve irade adına bir gelecek için umudun şarkısı tınlamaktadır.

Uygarlığımızın nasıl çöktüğüne kayıtsızca seyirci kalmak bize ait bir rol değildir. Kendine ait yeri alacak olan, ruhun ve maddenin olacağı (ruhun ve maddenin bütün alanlarını içeren) yeni bir dünya ve yeni bir çağın inşaatında kararlılıkla inanç ve iradeyle çalışmalıyız. Geç olmadan insanları hayatı yaşamaya uyandırmalıyız. Doğanın anlayışında bilge, kendi dünya görüşünde özgür, tanrı karşısında kendi alçak gönüllülüğü ile güçlü olan ve inşa etme kapasitesinde aktif yarınki insanı içimizde meydana getirmeliyiz. Böylece gökyüzünün sonsuz karanlıklarında tarihin yeni bir sayfasını, şimdiden parlamaya başlayan yıldızlı harflerle yazacağız.

Delia Steinberg Guzman

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 31

By | 2017-05-03T22:52:13+00:00 Mart 16th, 2017|Categories: Astroloji|0 Comments