Aktiffelsefe Eskişehir

Burada İçerikler paylaşılacaktır.
Pek Yakında..

Yunan Mitleri ve Astroloji – IV Çekici Afrodit

Yunan Mitleri ve Astroloji – IV Çekici Afrodit

Astrolojiye Göre Venüs Gezegeninin İşlev ve Nitelikleri

Venüs, astronomik planda, Güneş Sistemi’nin ikinci gezegenidir ve yörüngesini 224,7 günde tamamlar. Dünya’dan bakıldığında hareketleri hep güneşe yakınmış gibi görünür. Tan vaktinden önce bazen “sabah yıldızı” olarak bazen “akşam yıldızı” olarak ortaya çıkar, bazen de dünyanın arkasında kaybolur. Tüm zamanlarda “çoban yıldızı” olarak anılmış olan Venüs, gökyüzündeki en parlak, dolayısıyla en güzel ve ışıklı gezegendir.

Astrolojik bir sembol olarak ona, aşk mahareti, sanat, uyum, büyü, yumuşaklık, cazibe, sempati, özveri gibi kavramlar atfedilir. Kimi zaman anne, kimi zaman metres, kimi zaman kız kardeş veya lüks bir fahişedir ama her zaman ölümsüz bir dişiliktir.

Fiziksel planda, boğaz ve kan do­laşımının yanı sıra böbrekleri ve üreme organlarını yönetir. Kan ve lenf sıcaklığını belirler. Venüs tipinin belirgin özellikleri yuvarlak, yumuşak ve sevimli biçimlerdir.

Duygular planında aşk, Venüslülerin başlıca uğraşıdır, önemli başarı ya da başarısızlıklar onların kaderleri üzerinde büyük ölçüde yankılanır. Onların çekiciliği bir tür büyüleme ve kendilerine uygun görünenleri kendilerine doğru çeken bir manyetizma etkisi gösterir. Duygular yoğun olsa da bazen ani dönüşler görülebilir ama en azından başarısızlık durumunda teselli edilmeleri ko­laydır.

Venüs’ten yükselen yumuşaklık, sevimlilik ve neşe…

Venüs, aynı zamanda iyi duyguların, uzlaşma ruhunun, derin bir adalet ve doğruluk duygusunun esin kaynağıdır. Sükûnet ara­yışı, incelmiş ve yoğun bir duygusallık Venüs’ü bir barış simgesi yapar. “Sonsuz bir hayatı” tanıyan ve arayanlar anlayacaklardır.

Zihinsel ve ruhsal planda plastik sanatlardan, müzik ya da tiyatroya kadar sanatın bütün alanlarında yetenekleri ortaya çıkartandır. Venüslülerden çok fazla mantıksal veya entelektüel çaba beklememek gerekir. Oldukça bohem ruhludurlar ve yaşamın basit zevklerinden faydalanmayı severler.

Bu gezegen, entelektüel merakı değil yüksek sezgileri öne çıkarır. Daha çok sezgi ve sanatsal duyarlılık ile ilgilidir.

Venüslüler, oldukça belirgin ruhsal ve mistik eğilimlerin yanı sıra erkeksi bir yiğitlik ve soyluluğa sahip olabilirler. Onların arkadaşlığı iyilikleri, iyi niyetleri, ilk bakışta sempati uyandıran manyetik çekicilikleri nedeniyle her yerde aranır. Venüs, ilgisizlik ve merhametin yanı sıra evlat sevgisini temsil eder ve hayır işlerini yönetir.

Eylem planında, girişimci olmaktan çok alıcı bir tavır karşımıza çıkar. Doğrudan sürtüşmeye girmek yerine, cazibesini ve çekiciliğini kullanarak yani durumu idare ederek amaçlarına ulaşmaya çalışır.

Ona şans ve rastlantı faktörü yüklenir ve bu nedenle gezegen “Küçük Şans” olarak da adlandırılır.

Ona gösteri salonları, tiyatrolar, bahçeler, otlaklar, koruluklar, çiçek açmış tarlalar, moda salonları veya sanat galerileri gibi yerler uygun görülür.

Ona uygun meslekler güzelden zevk almanın, sanat ve dekorun öne çıktığı mesleklerdir. Bu nedenle müzisyenlik, sanatçılık, ressamlık, parfümcülük, kuaförlük, dekoratörlük, estetisyenlik, çiçekçilik alanları arasındadır. Renkleri, yeşil ve pembedir. Madeni, bakır; taşları, zümrüt, parlak mercan ve mavi zümrüttür. Bitkileri, gül, hüsnüyusuf, yasemin, müge, leylak, nar ağacı ve mersindir. Bahçelerin büyülü çiçek açışını ve sonsuz ilkbaharı yönetir. Günü cumadır.

Hayvanları arasında bülbül, kumru ve yunus sayılabilir.

Venüs’ün astrolojik olarak iki evi vardır;  Boğa ve Terazi burçları. Boğa’da hayatın ilkbaharına, üretici ve duygusal aşka dair tüm güçleri canlandırır. Terazi’de ise kendini belli eden daha idealist bir iyinin ve doğrunun anlayışı hakimdir. Duygular daha entelektüeldir ve anlaşma, ortaklık, sosyal yaşam arayışına daha eğilimlidir. Venüs’e atfedilen özellikler; tembellik, nefis düşkünlüğü, edepsizlik, havailik, dünyevilik, kararsızlık, hafiflik ve belirsizliktir.

Bedenleme Tanrıçası Afrodit’in Miti

Sulardan çıkan Afrodit’in doğumu: Hesiodos, Gök Tanrısı Uranos’un gecenin karanlığında, toprağın üzerinde karısı Gaia’ya sarılmış halde keyifle uyumaktayken, ondan nefret eden oğlu Kronos tarafından sağ elindeki orakla hayalarının koparıldığından bahseder. Kesilmiş erkeklik organı uzun süre denizin dalgalarında yüzer. Tanrısal nesneden beyaz bir köpük fışkırır ve içinde bir bakire büyür. Doğarken, gökyüzünün şeffaflığından etkilenerek bütün evrenin tekrarladığı yumuşak bir iç çekiş çıkarmıştır.  Dünya dilsiz olmayı bırakmıştır. Onun doğuşunda ana üreticinin ve yaşama sevincinin çarpıntılarını duymuştur.

Afrodit önce Kythera’ya ardından Kıbrıs’a gider. Toprağa dokunduğu anda ayaklarının altından çimenler fışkırır. Aşk arzusunun cinleri olan Eros ve Himeros (aşk isteği) onun iki yanındadır ve Tanrılar topluluğuna varıncaya kadar ona rehberlik ederler.

Kıvırcık bukleleriyle denizin kö­püklerinden çıkan ve tüm dünyanın sevinci ile selamlanan ölümsüz güzellik imgesini bilmeyen var mı?

Afrodit’e yazılmış ikinci Homerik şarkı, Tanrıça dünyaya geldikten sonra ona atfedilen ayrıntıları içerir:

“Altın taçlı güzel Afrodit’e şarkı söylüyorum, has olarak Zephyros’un güçlü nemli nefesinin kendini gürüldeyen denizin dalgalarının üstünde, ıslak köpüğün içinde taşıdığı deniz adası Kıbrıs’ın tüm yüksek yerlerine sahiptir. Altın tacın Horaları (doğada düzeni simgeleyen üç tanrıça), sevinçle toplanarak ona ölümsüz giysiler verdiler. Tanrısal başına ince oyulmuş altından bir taç taktılar, hayran hayran kulaklarına baktılar. Kulak deliklerine orikalk ve değerli altından çiçekler taktılar. Yumuşak boynunu ve muhteşem gerdanını kendilerinin, altın tacın Horalarının, Tanrıların büyüleyici kalbinde, babalarının evinde bir araya gelmekteyken taktıkları altın kolyelerle süslediler. Vücudunu bu süslerle yeniden giydirdikten sonra onu ölümsüzlere ulaştırdılar. Onlar onu neşeyle karşıladılar ve ona ellerini uzattılar. Menekşelerle taçlandırılmış Kythera’nın güzelliğine o kadar hayran kaldılar ki her biri onu yasal karısı yapıp evine götürmek istedi. Güzellik canavarca öğeden çıktı ve onun göksel gülümsemesini ayna yaptı.”

En eski antik çağdan beri o, deniz tanrıçasıdır. Gelişi dalgaları düzleştirir ve yüzeylerinde bin ateşin tıpkı bir mücevher gibi parıldamasına yol açar. Doğa ve çiçeklerin büyücüsü olduğu gibi dingin denizin ve şanslı deniz yolculuğunun büyülü tanrıçasıdır. Sakin denizin, mutlu yolculuğun, limanın tanrıçasıdır. Paphos’ta, bilicisini deniz yolculuğundaki şans konusunda sorgular.

Yeteneklerinin birincisi; fetheden cazibedir (charis). En güzel kadındır, “O, sonsuz denizin dünyaya getirdiği sabah çiğinin nemli parıltısında yıkanmış, sonsuza dek yeni, hafif ve mutlu olan güzelliğin kendisi, tamamen kadınsı zarafettir.”

Afrodit’le aşk vücut bulur. Şairler onu “altın”, “gülümseyen” olarak adlandırırlar. Hizmetkârları olan Kharitler (göze hoş olanı simgeleyen tanrıçalar ) onunla dans eder, onu yağlar ve giysilerini dokurlar. Merhemine “güzellik” (kalos) adını verirler.

Güzelliğin çekiciliği, şairin dediği gibi “güzel olan kendi kendine pek mutlu görünür” ve pek mutlu olan da herkesi mutlu etmeye çalıştığından ruhun yatışmasına yol açar. Bu anlamda Afrodit kendine çıkan güzellik ve gülümseyen yu­muşaklıktır. “Güzel Bir”in aynasıdır ve Afrodit’in birliğinin bu gizemi, hayatın ışık ve parıltısıyla ifade edilerek sanatın doğuşuna esin kaynağı olur.

Hayatın Anası Afrodit Pandemos’un Aşkları

Afrodit, aşk öpüşlerindeki sevinçtir. “Afrodit’in Eserleri” aşkın sevinçleridir. Homeros’un Afrodit’e ilk şarkısı şöyle başlar:

Musa, bana tanrılar için yumuşak arzuyu uyandıran, gökyüzünün tüm kuşları, kapalı toprakta veya denizde yaşayan tüm hayvanlar kadar ölümlü insan ırklarını sürdüren altın Afrodit’in eserlerinden, Cypris’ten bahset: Afrodit’in eserleri herkesi ilgilendirir.

Afrodit aynı zamanda yırtıcı hayvanları baştan çıkarıp yumuşatma yeteneğine de sahiptir. Ancak gücünün parıltısı, hiçbir şeyde insan üzerinde olduğu kadar etkili değildir.

Evlilik ve üremeyle de ilişkilidir ama o her şeyden önce bir bireyin aşkı için tüm dünyayı unutan güçlü esindir. Afrodit, Olympos’a tüm güzellikleriyle ve kendisini dayanılmaz kılan göğüslüğünü takmış olarak gelir. Bu göğüslükte Afrodit’in tüm “büyüleri” yoğunlaşmıştır: Aşk, arzu, en bilge ruhu bile rahatsız edebilen açık yüreklilik. Homeros, bu kemerden; aşkın, umut tarafından yönlendirilen çekingenlik, iç çekişler, zayıf sesler, öğütler, aşıkların tartışmaları ve basit barışmalarla eşlik edilen yüzünü taşıdığından bahseder. Tam aksine kindar Eumenideler (Erinysler; öç alma tanrıçaları) onda kalleşlik ve kıskançlık, ihanet ve ikiyüzlülüğü temsil etmişlerdir. Bu esrarlı göğüslük, takana zarafet, gençlik ve güzellik veriyor ve erkeklerin kalpleri üzerindeki etkisi dayanılmaz oluyordu.

Etrafındaki cinler arasında en önemlisi, bazen oğlu bazen de hizmetkârlarından biri olarak gösterilen Eros’tur. Eros, zevkin tanrısal ruhu ve çiftleşmenin gücüdür. Bazı yaradılış mit­lerinde dünyaları yerinden oynatan arzu olarak kendini ifade eden güçlü ihtiyaçtır. Penia ile Poros’un, kaynaklara sahip olan ama aynı zamanda her an kendini sefalet içinde hisseden yoksulluk ve bolluğun oğludur. Bu paradoks, onun her zaman ikilik içinde yaşamasına ve ayrılığın bilinciyle birleşme susuzluğundan oluşan ikiz ruhlar içinde uyanmasına neden ol­muştur.

Afrodit’in etrafında Eros’tan başka ikna ve arzu cinleri Pothos ile Himeros ve ret nedir bilmeyen avcı Peitho vardır. Afrodit’in etrafı çiçeklenme, çekicilik ve cana yakınlığın ruhları olan Kharit’lerle sarılmıştır. Kendini bahçelerin büyülü çiçeklenmesinde gösterir. Çiçek açmakta olan doğanın tanrıçasıdır: Çiçek Tanrıçası. Mersin, haşhaş, elma ve çiçeklenmekte olan tüm ağaçların adandığı Afrodit’in en parlak dönemi bahardır. Eryks ( üstünde Afrodit tapınağı bulunan Sicilya Dağı) dağındaki Afrodit tapınağında her sabah tüm ateş izlerinin kaybolduğu ve onların yerine çiğ gibi yeşillik damlalarının geldiği söylenir.

Cinsiyetleri bir araya getirdiği çekimin gücü aynı zamanda arkadaşlıkları da meydana getirir ve sürdürür. Arkadaşları bir araya getiren bir Afrodit Hetaire onurlandırılır. Baştan çıkarma dolu, cazip ve sevecen olan her şeye şekil veren jest, söz veya eyleme onun adı verilir (Epaphroditus veya Venustus).

“Aşk, bizi sözlerimizde ve eylemlerimizde onurlu kıl”

Ona okunan dua buydu. Afrodit, lütufların da tanrıçasıdır, şans da ondan gelir: Felix (mutluluk) ama onun lütfu, Hermes gibi buluntulara dayanmaz. Eşlik eden, anlayan, öğreten ve eğlendiren zarif mutluluğun eseridir.

Zeus, Titanları yendiği silah ve yıldırımları yapan Hephaistos’u (demirci tanrı) ödüllendirmek için Afrodit’i onunla evlendirir. Ancak Afrodit ona sadık kalmaz ve aralarında en tanınmışı, savaş tanrısı Ares de olan pek çok sevgili edinir. Ka­tı, saldırgan ve pek sevimli olmayan savaş tanrısı onu yumuşak sözlerle kandırmaya çalışmaz. Afrodit’in karşısına bir şehri fethetmeye gitmiş gibi miğferi ve silahıyla çıkar, doğrudan arzusunu dile getirir. Tanrıça önce onu reddeder fakat sonra tanrı, zırhını ve miğferini çıkararak daha insani bir görünüşe sahip olunca o da yumuşar. Aşklarının karışık bir sonu vardır çünkü Hephaistos onları yatağında yakalar ve tüm Olymposluların gözleri önünde onları, zincirlerden yaptığı kırılmaz ağın içine kapatır. Bu birleşmeden Deimos (korku) ile Phobos (bozgun) ve aynı zamanda Uyum doğar.

Afrodit’in insanlar ve tanrılardan pek çok sevgilisi olur ve aynı zamanda pek çok çocuk doğurur: Dionysos ile birleşmesinden Hymenaios ve Priapos doğar; Hermes ile Hermaphroditos’un annesi olur ve ölümlüler arasından Romalıların atası kral Ankise’den Ene’yi doğurur.

Bitkiler döngüsünün yeniden doğuşunu sembolize ederek yılın yarısında yeraltı dünyasının tanrıçası Proserpina ile paylaştığı Adonis’in metresi olur. Lucretius, şiirinde sadece bu ölümsüz harika aşk tanrıçasının dünyaya barış getirebileceğini söylemiştir ama dünya aynı zamanda savaş tanrısına da aittir. Empedokles aşk ve savaşı; buluşma ve tartışmaları ile hiç durmadan dünyayı döndüren, aydınlık-karanlık oyunları ile tüm yaratılışı üreten iki kozmik güç olarak tasarlar.

Afrodit Ourania (Gökte Oturan): Uzak yıldızın saflığı

Homeros’un Afrodit’e ilk şarkısı şöyle der:  “Ancak, ikna edemeyeceği veya baştan çıkaramayacağı üç kalp vardır”. Üç bakire Athena, Artemis ve Hestia’dan bahsetmektedir. Roma’da genç kız ve kadınları, gözü doymaz iffetsizlerden koruması için Venüs Verticordia adına bir kült kurmuşlardır.

Burada Tanrıçanın üçüncü bir yüzünü görüyoruz. Bu, Platon’un Şölen’inde ve Plotinus’un Enneadlarında (dokuzlular) bahsettiği yüzdür. Afrodit veya Venüs Ourania, içinden çıktığı temel “Birlik” ile birleşmek isteyen Uranos’un kızı.

Bu tanrıça kozmik bakire, şafak yıldızı, temel “Bir”, ruhsal güneşle birleşendir. Gökyüzünün tepesi olan Tanrıça Nut’un gizlerini hatırlatır. Ruh, çoğalma ve üreme arzusuyla çekerek vücudun güzelliğiyle birleşme arayışını aştığında, ilgisini “Birlik”e çevirir ve aşkların en yücesi olan başlangıçların aşkını tanır. O anda ruh, temel birliğin alıcısı haline gelir ve Tanrı’yla bu birleşmeyi yapabilir.

Her varlığın görünmez kalbinde yaşayan bu altın Afrodit Ourania’nın ruhunu, en iyi Neo Platoncu filozof Plotinus anlatmıştır:

“Her şeyden sonra geldin, karşı tarafta durmadın. Kendin toplam oldun. Bu sırada zaten toplamdın ama bütünlük sende bir şeyleri hareketlendirdiğinde bu toplamayla azaldın. Zira bu toplama varlığın toplaması değil olmayanın toplamasıydı. Kendi kendini, “O” olmayan her şeyi ayırt ederek büyüteceksin ve O, bütün, geriye kalan her şeyi ayırdığında yanında olacaktır. O’ndan uzaklaşmadan ayrıldın (O, her zaman vardır); sen başka bir yere gitmedin, her zaman buradasın ama karşı tarafa döndün”.

Bu düşünce, bize Nous’un (dolaysız anlayış), bütünün, ölümsüzlüğün köklerine bağlayan Afrodit Ourania’nın gizini özetlemektedir. Ancak bir anda kendini tamamen unutmayla, bu “İlksel Okyanus”a,  yaratılış ve güzelliğin ışığının çıktığı o yıldızlı gökyüzüne dönüş olan teofani üretilebilir.

Vecd, aşkın en yüksek formudur.

Afroditin işlevleri, rolleri ve stilleri

Fernard Schwarz’ın “Yunan Mitleri” konusundaki konferans dizisinde açıkladığı gibi: “Bir tanrı, birkaç düzlemde birden temel varlığın modalitesinin gösterisidir. Varlığın bu modalitesinin kendini bütün evrende ifade ediş biçimi, kendi aralarında bağlantılı olan ve tüm diğer tanrıların ağları ile ilişkili olan işlevler, roller ve stiller şebekesidir. Farklı formlar altında roller, işlevler ve stiller farklı dünyalarda (maddi, formal, psikolojik, enerjik ve ruhsal) aynı varlık modalitesini ifade eder. Bu nedenle tanrılar çoklu bir birliği ger­çekleştiren karmaşık varlıklardır.”

İlişkiler tablosunu anlamak için sadece üç terim tanımlayacağız. İşlev, tanrısal gücün bir rolü ifade etmekte kullandığı “Çalışma yeri”, kanalize ettiği yaratıcı bir dürtü, taşıdığı enformel güçtür. Stil, karakteristik bir gidiş aracılığıyla davranışı veya kendini ifade ediş tarzıdır.

Böylece Afrodit üç dünyada üç işlev yüklenir: Sevgili/büyücü, ana/eş; bakire/ hanımefendi. Bu, onun üç stille üç güzellik, aşk ve eksiksizlik rolü oynamasını sağlar: Baştan çıkarıcı, çekici ve duygusal. Afrodit’in varlığın güzelliği, aşkı ve bütünlüğü aracılığıyla üç dünyada kendini göstermesine bakalım.

I. Güzel, Bir’in Aynası

Afrodit’in doğuşu efsanesi, bize onun evreni ortaya çıkarma, gizlerini çözme rolünü açıklar. O, aynı zamanda Psyke’nin (Ruh) ölümsüzlüğe ulaşmak için dört öğeyle bağlantılı sınavlardan geçmek zorunda kaldığı Eros ve Psyke’nin aşklarının efsanesinde olduğu gibi ruhun gizlerini açığa çıkarır. Ayna olduğu kadar güzellik merhemi olan özellikleri, giysileri, mücevherleri onun dünya düzenini iyileştirmesine olanak tanır. Kozmos “kozmetikle” değerlenir. Doğaya tonalite, renk ve yaşam vererek yayılan titreşimdir.

Bu görüntüyü vermek için kullandığı araçlar, büyüleridir. Bunlar sayesinde, kendini Ay’a ve aynı zamanda Mısır’da tanrıça ve büyücü olan İsis’e yaklaştırır. Büyücü gibi görünmesine neden olur.

Ama en büyük büyüsü, tüm yaratıkların parlak ve aydınlık görünmesini sağladığı sempatisidir. Bir doğu atasözü “Güzellik sevenin gözündedir” der ve bu, tam da Afrodit’in çekiciliğini anlatır. Eğer onun vücudu güzellik ve ebedi olarak kadınsı olansa bunu elde etmenin yolu, insanın doğayı şekillerin içine bu ışıktan bir huzmeyi hapsederek taklit ettiği sanattır ki; bu güç, kutsallıkla ilgisi olmayan bir eseri kutsal hale getirir.

II. Aşk Evrensel Çekimin Gücü

Afrodit’in bedeni güzellikse ruhu da aşktır. Varlıkları birbirine bağlayan ve her bedene o manyetik bağlayıcının gücünü veren evrensel çekim gücünü sembolize eder. Hayatın yenilenmesi ve yeniden üretilmesiyle ilişkilendirilir ve bu anlamda ebedi gençliğin kirletilemez kaynağı “Altın Afrodit” olarak adlandırılır. Venüs Pandemos tapınağı, yaşamın sürdürülüşünü kutlar ve bu anlamda kozmik ana, tüm yaşamın kaynağıdır. Ama o aynı zamanda hayatın görünmez döl yatağının, çift bir enerjiyle maddeyi kapsayan ve bilgilendiren Mısırlıların Ka’ının sembolüdür. Evrensel canlılığın kaynağıdır ve bu anlamda aşk oyunlarının sürekli dansıyla kozmosu canlandıran tükenmez gençlik ve sevincin de kaynağıdır. Ona erişmenin yolu arzu ile gereklilik arasında doğan dengedir. Bu nedenle Ares’le olan aşkından iki eş arasındaki ilişkiyi bir eşitlik ruhu içinde sağlayan eylem olan Uyum (Harmoni) doğmuştur. Bu felsefe için Tanrı’nın adaleti (veya neden sonuç kuralı), aşkının ifadesidir.

 III. Bütünlük, Tanrıçanın Gizli Yüzü

Tanrıça’nın üçüncü yüzünden, sadece sırlarda ortaya çıktığından dolayı metinlerde pek bahsedilmez. “İyi limanların hanımefendisi”, “iyi yolculukları sağlayan” olduğu fikrini ve aynı zamanda Orfik gizlerde Eros Phanes’in önemini, Platon ve Plotinus’un felsefi metinlerinde bulabiliriz.

Bu yüz vardır. Tanrıça’nın Ruhunun yanı sıra iki başka ruhu da gizler ve besler. İnsanı Tanrıyla, görüneni görünmeyenle birleştirmenin ruhuyla besler. Ancak iki dünyayı birleştiren bir köprü sağlayan Hermes’ten farklı olarak Afrodit, birinin bütün ve kınlamaz bir birleşmeyle diğeri haline geldiği bir duygu, bir yaşanmışlık, bir ilişki kurar.

Bu anlamda yıldızlı gökyüzünün sırlarıyla, mantosu yıldızlarla süslü kozmik bakireyle ilgilidir. Mısırlıların Sirius Soter’le de ilişkilendirdikleri aydınlatıcı, beyaz, ışıldayan yıldız odur. Bazen ulaşılmaz bazense çok yakındır, çünkü onun ışınları insandan merhamet ilkesine kadar uzanır.

İmgesi, insanlar için tanrılara yalvaran Tanrıçanın merhamet gözyaşlarında evrensel olarak sembolize edilir. Onlar da karşılık olarak dualarıyla, Tanrıça Afrodit’in bir gün başlangıçların gökyüzünden çıkıp arkasında çiçek yapraklarından bir iz bırakarak yürüdüğü gibi göğü ve yeri bağlayan bu Tanrısal yolun gerçekliğine olan içten inanç, bağlılık ve duygularını ifade ederler.

 Afrodit Ve Kova Burcu Çağı

Günümüzde kadınların özgürleşmesi paradoksal bir durum yaratmıştır: Cinsel haz düzeyinde erkekle “eşit” duruma gelen modern kadın, Afrodit’in davranışlarını niteleyen duygusallığı büyük ölçüde yitirmiştir. Modern kadın mükemmeliyetçi, talep kar fazlasıyla Apolloncu hale gelmiş; eşinde hiçbir kusuru hoş görmez olmuştur. Dolayısıyla, cinsel ilişkiler düzleminde eşitlik “hak etme” anlamının içine dahil olmuştur ama bu ilişkilerde değiş tokuş, ilişki ve paylaşma kavramları kalmamıştır.

Sadece paradoks felsefesinin bize maruz kalacağımız çelişkiler ve zıtlıkların güçlü rüzgarlarına karşı durma gücünü vereceği gelecekte, bizi etrafımızdaki tüm evrenden sorumlu ve onunla yakın dayanışma içinde kılan o canlı ve önemli varlıktan; üçlü Venüs’ten vazgeçmek zorunlu olacaktır. Bedenin Venüs’ünden, formların güzellik ve estetiğini görmezden gelmeden. Ruhun Venüs’ünden, yeniden yaşama sevinci ve aşkı üreten analar haline de gelmeyi bilerek ve ruhun Venüs’ünden, içimizdeki yüce kutsallık duygusunu uyandırarak.

Kısacası kadın ve erkek hepimiz onu bütünlüğüne ulaştırmak, içinde bulunduğumuz bu dönüm noktasında ona yeniden “küçük bir şans” vermek için içi­mizdeki kadınsılıkla uzlaşmak zorundayız.

Laura Winckler

Fransızcadan Çeviren: Yeşim ÖZBEN

Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı 6

By | 2017-05-03T23:14:28+00:00 Mart 16th, 2017|Categories: Astroloji, Mitoloji-Din|0 Comments